Altın kalbinin kurbanı bir yıldız: Tomris Oğuzalp

Yayın Tarihi : 27 Ekim 2017
1930
Bir zamanların en önemli oyuncularından Tomris Oğuzalp, hayata yoksulluk içinde veda etti. Bu üzücü 'son'da, Oğuzalp'in tüm birikimini bir hayır işine harcamasının rolü vardı.

 

Tomris Oğuzalp, bir dönemin en ünlü tiyatro yıldızlarındandı. Ankara'da 1960'larda «Devlet Tiyatrosu'nun Jeanne Moreau»su olarak anılmış, çok sayıda oyunda başrol oynamış gerçek anlamıyla bir sanatçıydı.

Ancak birçok dizi ve sinema filminde de yer almış olan Tomris Oğuzalp'in son günleri, birçok sanatçının yaşadığı gibi zorluklar içinde geçti. Sonunda kirasını Trabzonlu bir hayırseverin ödediği Bakırköy'deki tek odalı evinde 28 Ekim 2013'te 81 yaşında hayata veda etti. 

Tomris Oğuzalp'in, hayatının son dönemlerinde yaşadığı büyük sıkıntıların temelinde ise "altın kalbi"nin sorumluğu vardı.

2010 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde safra kesesi ameliyatı olan Oğuzalp, tüm birikimi olan 20 bin lirayı bu hastanenin ihtiyacı olan bir cihazın alınması için verdi, üstüne üstlük kredi kartından da geri kalan bölümü tamamladı. Ancak kredi kartı borcunu ödeyemeyince, emekli maaşına haciz konuldu.

Ekonomik durumunu bir türlü toparlayamayan Tomris Oğuzalp, bu durumun yarattığı sıkıntıyla kendisini ölüme götürecek hastalıkların zeminini de hazırlamış oldu. Oğuzalp, durumu uygun olmadığı halde niçin böyle bir yardımda bulunduğunu ise Bugün gazetesinden Şebnem Özcan'a ölümünden 22 gün önce şöyle açıklamıştı:

"Annem için yaptım. Bu yardımımın annemin hayrına olmasını istedim. Annemi kaybettiğimde 4 yaşındaydım. Anne şefkati nedir hiç bilmedim ama annesizliğin ne demek olduğunu çok iyi bilirim. Babamı sorarsanız o çok çapkındı. Birçok kez evlendi. Çok üvey annem oldu yani. Zor günler yaşadım."

Bu altın kalpli değerli sanatçıyı, geçmişten güzel bir hatırayla analım. Röportaj 1963 yılından...

******

Plajda Devlet Tiyatrosu'ndan bir dörtlü

Bulutlu bir yaz günü buluşmuşlardı. Dört arkadaştılar. Ankara Devlet Tiyatrosu'nun dört sanatçısı... 

Meral Gözendor, bir tanıdıkları, Semih Sergen, Tomris Oğuzalp ve Gürbüz Bora, plaj öncesi gittikleri bir pastanede...Birincisinin adı Meral Gözendor'du. Devlet Konservatuarı'ndan mezun olduktan sonra Devlet Tiyatrosu'nda birçok güzel rol oynamıştı. Arkadaşları onu en çok «Yaz Bekarı»nda sevmişlerdi. Hani, Marilyn Monroe'nun beyazperdede canlandırdığı o deli dolu kız... Meral, geçen mevsim Devlet Tiyatrosu tarafından tiyatro bilgisini arttırmak için Avrupa'ya gönderilmişti. Paris, Münih, Viyana derken Meral en çok Londra'yı sevdi ve 6 ay orada kaldı, birçok güzel piyes seyretti, provalarında bulundu. Bu arada İngilizcesini de ilerletmek fırsatını elde etti. Ankara'ya döndüğü zaman, öğrendiklerini gösterebileceği bir yabancı piyes yerine, nedense ona telif bir piyeste rol verdiler. Meral «Hamdi ve Hamdi»de oynadı...

Sanatçılardan ikincisi Semih Sergen'di. Geçenlerde «Öp Beni Kate» müzikal oyununda şarkı söyleyip dans eden, o iki meşhur gangsterden birincisi... Semih de Devlet Tiyatrosu'nun son yıllarda yetiştirdiği başarılı aktörlerdendi. Ankara'da birçok güzel roller oynamıştı. Sezon başında Ankara'dan ayrılmış, İstanbul'da Saim Alpago'nun yanına gelmişti. «Kızgın Damdaki Kedi»yi oynamak istiyordu Semih. Saim Alpago ile Altan Karındaş da bu piyes için, ona eşlik edecek en iyi kadro idi. Fakat Engin Cezzar, oyunun telif hakkını satın aldığını söyleyerek, Alpago grubunun oynatmasına izin vermedi. Ama kendisi de oynamadı... Bu defa Sergen, Arthur Miller'in «Hepsi Oğullarımdı» piyesini oynamaya karar verdi, provalar başladı. Başladı ama, bu sefer de karşılarına tiyatronun patronu dikilmişti, ille de "hafif mi hafif" bir komedi istiyordu. Bu durumda Semih için yapılacak tek şey Ankara'ya dönmekti.

Gürbüz Bora, Tomris Oğuzalp, Semih Sergen ve Meral Gözendor, Caddebostan plajında...Dört genç oyuncunun üçüncüsü Tomris Oğuzalp... Tomris de Devlet Tiyatrosu'nun en sevilen, en beğenilen sanatçılarından biriydi. Kızıl saçlı, hafif çilli, tatlı, şipşirin bir kızcağızdı. Ankara'da birçok piyesin başrolünü başarıyla götürmüştü. İstanbullular ise, onu «Oturma Odası» piyesindeki isterik kadın rolünde tanımıştı. Gerçekten de Tomris Oğuzalp'in de en çok sevdiği rollerinden biri buydu. Bu sezon ise Ankara, İzmir ve Bursa'da «Mor Defter» ve «Huzur Çıkmazı» oyunlarında başrolü oynamış ve doğrusu çok yorulmuştu. O gün deniz heveslilerinin başında geliyordu.

Dörtlüdeki diğer sanatçı ise Gürbüz Bora idi. Bora ailesini Ankara'da herkes tanırdı. Devlet Tiyatrosu'nda Oğuz Bora, Gürbüz Bora, Türkan Bora sevilen sanatçılardı. Bora'ların kızkardeşi İnci Bora da, Nuri Altınok'la evlenmiş, İnci Altınok olmuştu. "Gürbüz Bora, Devlet Tiyatrosu'nun en sevilen aktörlerinden biriydi" demiştik. Devlet sahnesinde birçok önemli roller oynamış, bu arada Eskişehir Tiyatrosu'nun kuruluşuna iştirak etmiş, Adana Tiyatrosu'nun gelişmesinde yardımı dokunmuş, piyesler sahneye koymuş, değerli bir tiyatro adamı idi. O da kendini yorgun hissediyordu. Arkadaşları ile denize girmek istemişti.

Meral Gözendor, Tomris Oğuzalp, Semih Sergen ve Gürbüz Bora kumlar üzerinde sohbet ederken...Kadıköy iskelesinde buluşmuşlardı. Yolda, Şehir Tiyatrosu'ndan Gül Gülgün'ü de görünce sevinçleri sonsuz oldu.

Havanın kapalı olmasına rağmen Caddebostan plajı tıklım tıklımdı. Sonunda plaj sahibinin gayreti ile bulunan boş bir kabinde soyundular ve kumların üzerine kendilerini attılar.

Bu defa da etrafları, hayranları tarafından sarılıvermişti. Birçok genç kız ve delikanlı onlardan resim ve imza istemeye koşuyordu. Yanlarında resimleri yoktu ama, imza vermekte çok cömert davrandılar, imza faslı bitince denize girdiler, yüzdüler, Plajdan sonra, civardaki pastanelerden birine birer dondurma yemek için oturdukları zaman, hala hayranlarından kurtulamamışlardı.

(Ses Dergisi - 3 Ağustos 1963)