"Antika" adamın, antika merakı!

Yayın Tarihi : 12 Eylül 2012
7631
Sahnede insanları güldürmek, onlara hoş vakit geçirtmek için uğraşıp, didinen aktör Münir Özkul, hakiki bir antika meraklısıdır. Bu ilginin kaynağı ise, kimya öğretmenin kendisine taktığı lakaba dayanıyor...


Müzayede memurunun sesi küçük salonu doldurdu:

- "Baylar, bayanlar... işte şu gördüğünüz gümüş vazoyu 50 liraya açık arttırmaya koyuyorum... Talipliler..."

Önlerden biri seslendi: "65 lira..."

- "Var mı başka arttıran?"

Bir başkası, "Seksen beş lira..." dedi. En önde oturan dağınık saçlı bir genç: "Ben de 100 lira veriyorum..." dedi. Arka sıralardan birisi de: "Ben 110 veriyorum..." diye bağırdı.

Müzayede memuru:

-  "110 liraya satıyorum... Sat..."

Dağınık saçlı genç: "Ben 125 veriyorum..." diye parmağım kaldırdı. Müzayede memuru vazoyu havaya kaldırarak: "125 liraya satıyorum... Sat... tım..." dedi.

Dağınık saçlı genç memurun yanına gitti. Parayı öderken adam adını sordu.

- "Adım Münir Özkul" dedi "tiyatrocuyum..."

Sonra yerine oturdu... Yanındaki adam onu tanıyordu: "Münir bey, antikaya meraklısınız galiba?" dedi. Münir özkul başını "evet" anlamında salladı: "Bütün merak bir kelimeden doğdu" dedi:

- "Kimya öğretmenim bana "Antika" adını takmıştı. Gerçi, haklıydı. Öyle muziplikler yapardım ki, antika şeylerdi. Onun dersinde mizah dergileri okurdum... Bir insana bir sözü 10 kere söylememeli, derler ya!... Ben de kimya öğretmenimin bedduasına uğradım. "Antika" neymiş, antika aşağı, antika yukarı, derken, ıntikaya merak sarıverdim... Bir ilkokul, yedi orta okul, on bir lise, iki fakülte dolaştım... Şimdi de, müzayede salonlarında ömür tüketiyorum."

Müzayede memuru, çeşitli antikaları satıyordu... Ama, Münir ile yanındaki adam "satış"la ilgilerini kesmişlerdi. Münir Özkul hayatını anlatıyordu:

- "İlkk defa doğduğum semtin tiyatrosunda oynadım. Sonra Ses Tiyatrosu, Küçük Sahne, Şehir Tiyatrosu ve Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sahneye çıktıktan sonra kendi adıma Bulvar Tiyatrosu'nu kurdum. Oyunlardan fırsat buldukça film de çeviriyorum. Bugüne kadar dört
filmim oldu: Barbaros, Lale Devri, Altın Kafes, Yumurcak... Gene bir gün Ankara'da gözüme bir vitrindeki tablo takılmıştı. Şöyle 2,5 metreye 1,3 metre boyunda Sami Yetik'in bir tablosuydu. Cebimde beş-altı bin lira vardı. Bütün paramı adama verip tabloyu satın aldım, ama yedi katlı bir apartmandaki oturduğum çatı katına çıkarıp yerleştirmek de benim için bir dert oldu. Hiç kimseye satamadım o tabloyu... Bu yaz büyük bir Anadolu turnesine çıkacağız. Turnede 'Generalin Aşkı', 'Leyleğin Ömrü' ve 'Bana Çiçek Yollama'yı oynıyacağız. Eğer turneden başarıyla ve dolayısıyla parayla dönersem çeşitli antika eşyalar alacağım."

Müzayede salonundan aldığı 125 liralık gümüş vazoya baktı:

- "Bundan birkaç yıl önce gene 125 liraya gümüş bir tepsi almıştım. Ondan
büyük bir kazık yedim. Tepsi tam ortasından kırıkmış. Tamirciye götürdüm. Adam 'Bu yapılmaz beyim' dedi. Tepsi hala o tamircidedir, İnşallah bu vazoda yanılmış olmam."

Bu arada müzayede memuru elindeki işlemeli kamayı göstererek, "145 liraya satıyorum..." diye bağırdı. Fiyat durmadan artıyordu: "150... 165... 175..."

Müzayede memuru, "175 liraya satıyorum... Sat... tım..." dedi...

Münir Özkul müzayede salonundan çıktı, "Parasızım" dedi. "Daha nice antikalar satılır burada. İş, para olsun!..."

(5 Mayıs 1962)