Atatürk'ün milletine bıraktığı yeşil cennet

Yayın Tarihi : 26 Aralık 2015
2942
Ulu Önder, Atatürk Orman Çiftliği için özellikle Ankara'nın en kötü arazisini seçti. Nedenini anlamayanlara müthiş bir yanıt verdi: Bu toprağı biz ıslah etmezsek kim edecek?

 

Yıl 1925... Büyük önder, uzmanların «böyle bir yerde çiftlik kurulamaz» dedikleri yerde, yanılan incelemeleri izliyor. Zaferlere öncülük yapan liderin kararı kesindir: Burada çiftlik kuracak, çiftçilere önderlik yapacaktır.Zafer kazanılmış, Cumhuriyet ilan edilmiş, yeni devletin kuruluşu tamamlanmıştı. Ancak başarıları alkışlayanlar bile, Ankara'nın devlet merkezi oluşunu bir türlü kabul edemiyorlardı. Yabancı temsilciler de böyleydi. Birçok elçilik Ankara'ya taşınıp bina yaptırmaya yanaşmıyor, İstanbul'da oturmakta direniyor ve «Burada ağaç bile yetişmez, insan nasıl yetişir» diyorlardı. 

Sözlerde mübalağa vardı ama, görünüşe uymuyor da değildi. O yılların Ankara'sı kıraç, bozkırın ortasında dağlarla çevrilmiş, yazın çok sıcak, kışın çok soğuk, gece ile gündüz arasında suhunet farkı yüksek, verimsiz topraklarla çevrilmişti.

1925 yılının bahar aylarında Gazi Mustafa Kemal'in kafası Ankara'yı yeşillendirmekle meşguldü. Birkaç yıl öncesine kadar, zaferlerde öncü olan büyük lider, bu defa çiftçilikte önderlik yapacaktı. Yakınlarına, hem Ankaralıların ihtiyaçlarını karşılayabilecek, hem de tatil günlerinde eğlenebilecekleri bir çiftlik kurmak istediğini söyledi.

Birkaç gün içinde tarım uzmanlarından kurulu bir heyet çiftlik yapılmaya elverişli yer bulmak İçin görevlendirildi. Bu uzmanlardan biri, o günkü çalışmaları şöyle anlatır:

- Çiftlik yeri için uzun boylu dolaşmaya ve Ankara'nın çevresinde başka başka tabiat hususiyetleri aramaya lüzum görmemiştik. Sebep basitti: Kıraç bir bozkırın ortasında bir ortaçağ şehri... Ağaç yok, su yok, hiç bir şey yok... Böyle bir noktada hazırlanmış ve müsait şartlar taşıyan yerler nasıl bulunabilir? Ankara'nın çevresinde çiftlik olacak bir yer ararken, en az da bugünkü çiftlik yeri üzerinde durmuştuk.

BİZ YAPMAZSAK KİM YAPACAK?

Aradan bir müddet geçtikten sonra uzmanlar raporlarını Gazi'ye verdiler. Gazi şimdiki Çiftlik yerini gösterdi onlara:

- Burayı gezdiniz mi?

Atatürk, uzmanların raporlarını inceledikten sonra, çorak, batak topraklara bakarak yanındakilere şöyle demişti: «İşte burası... Kötü, çorak ve batak toprak... Bu toprakları biz ıslah etmezsek, kim gelip ıslah edecek?»Uzmanlar birbirlerinin yüzüne baktılar. Sorulan yeri biliyorlardı. Burası tabiatın hiç cömert davranmadığı, bakımsız, hastalıklı, sarı ve insanı bakarken sıkıntıya uğratan bir yerdi. Geniş arazinin bataklık yerlerinde şehrin hayatını zehirleyen ve etrafta yaşayanları kendi gibi renksiz ve hasta yapan sazlıklar birer sıtma kaynağı halindeydi. Kıraç yerlerde yuva kurmuş olan kartallar ve akbabalar burada canlılığın tek iziydi ve insanın eseri olarak da yalnız bir demiryolu, ince bir şerit halinde uzanıyordu. Uzmanlar «Böyle bir yerde çiftlik yapılamaz!» diye birleştiler. Fakat Atatürk'ün kararı şaşırtıcı oldu:

- İşte, istediğimiz yer böyle olmalıdır... Ankara'nın kenarında hem batak, hem çorak, hem de fena bir yer... Bunu biz ıslah etmezsek, kim gelip ıslah edecektir?

Karar verilmişti. Çiftlik, bu sıtma yatağı, sazlık ve çorak yerde kurulacaktı. Büyük Önderi bu kararından caydırmak için çok uğraşıldı. Yerli uzmanlardan sonra, Tarım Bakanlığı'nın müşavirlerinden Mr. Schmidt'ten de bir rapor istendi. Rapor, kısa ve özlüydü:

- Bu öyle bir iştir ki, elverişsiz toprak ve iklim şartları altında burada ya sabır tükenir, yahut para...»

Atatürk bu araştırmalar sonunda çiftliği «en iyi toprak» yerine, «en kötü toprak»ta kurmaya karar verdi. O, bir devlet kurucusuydu. Bugüne kadar kolay yollardan gitmemiş, hep zoru seçmişti. Nasıl iyi bir avcı duran hedeften hoşlanmaz, nasıl açık denizlerin kurdu olan gemici, iç denizlerde yelken açmasını sevmezse Atatürk de, kolaydan nefret etmişti. O, zor günlerin adamıydı, imkansızı mümkün kılmak, onun en önemli vasıflarından biriydi.

BOZKIRDA BİR ORMAN DOĞUYOR

5 Mayıs 1925 tarihine rastlayan bir pazartesi günü öğleden sonra, Abidin Paşa Çiftliği'nin Yassıdere mevkiinde çadırların kurulması, oradan gelip geçenleri şaşırtmıştı. Abidin Paşa'dan eşi Faika Hanım'a intikal etmiş bulunan bu çiftliği, birkaç gün evvel Gazi satın almıştı.

Büyük Atatürk güçlüklerin adamıydı. Çöken bir devletten yepyeni bir Türkiye'nin temelini atmıştı. Başkent yaptığı Ankara da bozkırın ortasında çorak bir şehirdi. Ata, bu çorak toprakları yeşilliğe kavuşturmak için Türk köylüsüne öncülük etti. Herkesin «Ot yetişmez» dediği Ankara bozkırında bir çiftlik kurdu. Orada ırgat gibi çalışıp, bugün yeşilin her rengine bürünen Ankara'yı zümrüt bir orman gibi çevreleyen Atatürk Orman Çiftliği'ni yarattı.Yirmi bin dönümlük arazi, yıkık dökük bir bina ve cılız birkaç söğüt ağacıyla, büyükçe bir mezarlığı ihtiva ediyordu. Çadırlar araziye yeni bir renk katmıştı. Ortada Gazi'nin karargahı olan büyük bir çadır dikkat çekiyordu. O zamana göre Faika Hanım'a büyükçe bir para ödendiği için civardaki tarlaların sahipleri de, mallarını satmak için harekete geçmişti. Yirmi bin dönüm, Gazi'nin kafasındaki örnek çiftlik için azdı. Balgat, Etimesgut, Çakırlar, Macun, Güvercinlik, Tahar, Yağmur Baba gibi arazi parçalarının katılmasıyla yüz iki bin dönümlük bir arazide Gazi Orman Çiftliği meydana getirilmişti.

Çadırlar kurulduktan kısa br müddet sonra, ilk defa bir traktör toprağı delmeye başlayınca, orada bulunanların hayretten ağızları açık kalmıştı. Gazi için çok hareketli günler başlamıştı. Bir yandan Çankaya'da devleti yönetip, yeni devrimlerini hazırlarken, bir yandan da hemen her gün öğleden sonra, çiftliğinin başında bir ırgat gibi çalışıyordu. Yavaş yavaş o ıssız toprakta binalar çıkmaya, ağaçlar yeşermeye başladıkça, gözlerinin içi parlıyordu.

Araziye para harcamasını durdurmak isteyen dostlarına, «Göreceksiniz, burada hem çiftliği geliştirecek, köylüye öğretmenlik yapacağız, hem de mahsulden bol para kazanabileceğiz» diyordu.

Sanki kırk yıllık bir işletmeciymiş gibi planlar yapıyor ve geleceği tespit ediyordu. Çiftlikten yalnız tahıl ürünü alınmayacaktı. Hayvancılık, meyvecilik, sebzecilik, kısaca topraktan ve hayvandan ne alınabilirse değerlendirilecek ve ıslah edilecekti. Ayrıca Ankaralıların tatil günlerinde nezih bir şekilde eğlenebilecekleri bir yere de ihtiyaç vardı.

Eskiden «Ot bitmez» denilen bu geniş topraklardaki sadece çam ağacı sayısı 300 bindir.Gerçi çiftlik Gazi'nin şahsi malıydı. Fakat O, her şeyini millete adamış bir adam değil miydi? Mesire yerleri de geliştirilmeye başlanmıştı. «Ankara'da ağaç yetişmez» diyenler, birkaç yıl sonra Gazi Orman Çiftliği'nde boy atan yeşil ağaçların gölgesinde serinleyebiliyor, havuzunda yüzebiliyorlardı.

Çiftlikte tarıma dayalı sanayi geliştirilmişti. Süt fabrikası, bira fabrikası (daha sonra Tekel'e verildi), şarap fabrikası, ağaç sanayii, satış mağazaları kurulup, geliştirildikçe hem çiftliğin, hem de civar çiftçilerin ürünleri değerlendirilmişti. Büyük Önder işletmeci olduğunu da ortaya koymuştu. Çiftlikten elde ettiği gelirleri almıyor, bunları yine çiftliğin gelişmesi için yatırım olarak harcıyordu. Gazi Orman Çiftliği artık bir laboratuvar, bir fabrika ve halkın mesire yeri haline gelmişti. Çiftliğe gelen çocukların hayvan sevgisini gören Atatürk, şimdiki merkez lokantasının hemen yanında onlar için küçük bir hayvanat bahçesi kurdurmuş, Ülkü'ye de orada bir ev yaptırmıştı. Bundan sonra Atatürk zamanlı zamansız çiftliğe geliyor, orada kalmaktan hoşlanıyordu.

Atatürk'ün, çocuklar için kurduğu hayvanat bahçesinde 180 cinse ayrılan 3 bin kadar hayvan bulunur. Bunlardan zürafa, pars, su aygırı ve flamingo gibi 60'tan fazlası, Türkiye'de bulunmayan canlıdır.Gazi, 11 Haziran 1937 tarih ve 4/545 numaralı tezkere ile Atatürk, çiftliklerinin tamamını, demirbaşları ve hayvanlarıyla birlikte hazineye bağışlıyor, kanuni muamelenin yapılmasını istiyordu. Atatürk, Gazi Orman Çiftliği'ndeki tecrübelerden faydalanarak memleketin diğer bölgelerinde de çiftlikler kurmuştu. Böylelikle 1937 yılında Orman Çiftliği 102 bin, Baltacı Çiftliği 11 bin 895, Dörtyol Çiftliği 16 bin 500, Tarsus Piloğlu Çiftliği 8 bin, Şövalye ve Tekir Çiftliği 12 bin dönüm olmak üzere toplam olarak 150 bin 395 dönüm olan Atatürk çiftliklerinin tamamı devlete bağışlanmış oluyordu.

Atatürk Orman Çiftliği'nin idaresi, özel bir kanuna göre yürütülür. Çiftlik içinde ayrıca Zirai Donatım, Mitaş ve Türk Traktör Fabrikaları gibi ağır sanayi tesisleri vardır. Büyük Ata'nın kurup, millete bağışladığı bu yeşil cennet yetiştirdiği çeşitli ürünlerle halkın hizmetindedir. 

Atatürk Orman Çiftliği Müdürü İhsan Gürbüz'ün verdiği bilgiye göre. Çiftlikte buğdaydan domatese, elmadan bala, sığır ve koyundan tavuğa, sütten şaraba kadar her şey elde edilmektedir. «Ot bitmez» denilen çiftlikte, bugün sadece çam ağaçlarının sayısı 300 bindir.

Tesis giderleri içinde masrafı büyük olanlar hayvanat hahçesi ile mesire yerleridir. Ancak Büyük Ata'nın halkın istifadesine sunduğu bu yerlerin ziyanları, çiftlikteki diğer tesislerden elde edilen gelirle kapatılır. Bu yıl çiftlikten elde edilen kar 3 milyon lira kadardır.

(Hayat Dergisi - 11 Kasım 1971)