Aysel Tanju yeni bir hayatın eşiğinde

Yayın Tarihi : 27 Ağustos 2012
25332
Film yıldızı ve dansöz Aysel Tanju geçenlerde intihara taşebbüs ettiği hakkında çıkan söylentileri yalanlıyor ve «Yerli filmciler için intihar etmeye değer mi? Hayatın değerini şimdi daha iyi anladım. Artık Yeşilçam'dan köşe bucak kaçıyorum» diyor.

Adana'da bir otelin terası... Çini taşları üzerinde büyük plaj havlusu. Onun üzerinde, sırtüstü çırılçıplak yatan bir kadın! Bu kadın Aysel Tanju'dur. Etrafta yüksek bina olmadığı için Aysel Tanju'nun, bu ressam modeli gibi çıplak halini ancak gökte uçan kuşlar görüyor. Bir de ona, otelin mutfağından soğuk bira taşıyan garson yamağı... Bira gelirken Aysel biraz örtünüyor, çırak gidince gene açılıp saçılıyor ve bu sefer «yüzükoyun» uzanıyor.

Çırılçıplak oturmayı gayet olağan bir hareket kabul ediyordu. «Hani erkekten kaçmak, sakınmak, örtünmek» diye bir şey vardır ya... Aysel Tanju'da böyle bir düşünce asla yok... Hatta, vücudunu yüzde yüz çıplak göstermekten memnun bile oluyor, diyebiliriz. Bu fikrimizi açtık, Aysel de bize hemen cevabını verdi:

- «Ben niçin dansöz oldum? Her şeyden fazla dans etmeyi sevdiğim için! Dans nasıl edilir? Palto ile, manto ile dans edilmez ya? Mümkün olduğu kadar çıplak dans ediliyor. Çünkü dans demek, vücudun her hareketinin görülmesi demektir. Eh, Tanrı benim vücudumu güzel yaratmış. Bir gecede 15 dakika dans edip 500 lira alıyorum. Yani benim dansımı ve vücudumu görmek için 500 lira veriyorlar. Gündelik hayatımda da, kanunların izin verdiği kadar, soyunuk geziyorum. Güneş banyosu yaparken de tamamen çıplak olmak hakkım değil mi?»

- «Peki, niçin intihara teşebbüs ettiniz?»

- «Başım ağrıyordu, altı tane Optalidon yutmuştum. Bayılıp kalmışım. Yoksa intihar etmek istemedim. Hizmetçi öyle zannetmiş. Ölümün ne olduğunu istemeyerek öğrendim. Ölüm, zifiri karanlık bir şey... Hastanede midemi temizlediler, kendime geldiğim an, yeniden doğmuş gibiydim. Artık hayatın değerini öğrendim. Filmlerde oynayamadığım için intihar ettiğimi uydurdular. Oysa ben film keşmekeşinden kaçıp buralara geldim, istersem İstanbul'da en az 20 filmde rol bulurum. Ama, yerli filimciler oyunculara para vermiyor ki. Karakter oyuncularına biçtikleri fiyat üç-beş bin lira. Onu da bono şeklinde ödüyorlar. Onun da yarısı tefecilere, faizcilere, kırıcılara gidiyor. Böyle insanlar için intihar edilir mi? Sadece lanet edilir, o kadar...»
«Zaten Yeşilçam'dan daima nefret ettim. Oranın insanları iki yüzlüdür hep. İnsanın yüzüne gülerler, ama ilk fırsatta da çelmeyi takıp yıkmaya çalışırlar. Allah'tan vücudum güzel, dans etmesini biliyorum. Yoksa ben de şimdi aç ve sefil kalabilirdim. İşte Göksel Arsoy... Ne oldu? Milyonlar peşinden koşuyordu. Şimdi kimse yüzüne bakmıyor.»

Aysel Tanju'nun kaşları çatılmış, anlatıyordu. Birdenbire konuyu değiştiriverdi:

- «Geçenlerde otomobilimle kaçakçılık yaptım diye yakaladılar. Arabamda
Salem marka bir kutu sigara vardı. Kimin arabasında yok ki? Az kaldı o gece seyircilerimin karşısına çıkıp dans edemeyecektim. Burada bir büyük derdim var: Dans ediyorum, ama striptiz yapamıyorum. Üzerimdeki tülü atıyorum, o kadar. Halbuki yurdumuzda çalışan yabancı uyruklu kadınlar istedikleri gibi soyunuyorlar. Hem de Anadolu'nun her şehrinde.»

Aysel Tanju, bütün dertlerine rağmen, neşeliydi. Daha önce Adana'ya gelen Necla Ateş gibi kötü bir şekilde sonuçlanan bir dans gösterisine çıkmamıştı. Zaten Aysel Tanju da, Necla Ateş'e kızıyordu nedense...

- «Benim seyircim beni sever, çünkü dans için genç, güzel ve samimî olmak şarttır. Necla Ateş'te bu özellikler yok ki sevilsin.»

Yanından ayrılırken, Adana ovası sıcaktan bir baca gibi tütüyor, Aysel Tanju da, «Biraz çıplaklık, biraz dans, bu benim işte!» diyordu...

(20 Ağustos 1966)