Berlin Panteri'ni bir Fenerbahçeli yarattı

Yayın Tarihi : 04 Şubat 2012
11321
1951'de Almanya ile oynanan maçta unutulmaz kurtarışlar yapan Galatasaray'ın milli kalecisi Turgay Şeren'i, Fenerbahçe'nin sembol ismi Cihat Arman gizlice çalıştırmıştı.

 

17 Haziran 1951'de Türk Milli Futbol Takımı'nın, Berlin'de Almanya'yı 2-1 yendiği maçı tüm sporseverler bilir. Olimpiyat Stadı'nda 90 bin kişilik seyirci topluluğu önünde kazanılan bu galibiyet, Türkiye'nin futboldaki en önemli zaferlerinden biridir.

Turgay Şeren, Berlin'deki Batı Almanya maçında... Yaptığı kurtarışlarla Türkiye'nin maçı kazanmasında büyük pay sahibi olan milli kaleci, bu karşılaşmadan sonra 'Berlin Panteri' olarak anılır olmuştu.Recep Adanır ve Muzaffer Tokaç'ın golleriyle kazandığımız maçta, müthiş kurtarışlar yapan kalecimiz Turgay Şeren, tarihe "Berlin Panteri" olarak geçmişti.

Turgay Şeren, karşılaşma sonunda Alman seyircilerden büyük alkış alırken, sırtına da bir baston darbesi yemişti. Futbolcular soyunma odasına giderken, maçı saha kenarında izleyen Alman savaş gazilerinden biri, elindeki bastonu, yenilginin baş sorumlusu olarak gördüğü milli kalecimizin sırtına vurmuştu.

Maçtan sonra Türk Milli Takımı'nın soyunma odasına gelen Almanya Teknik Direktörü Sepp Herberger, hayran kaldığı Turgay'ı ülkesine gelmeye ikna etmeye çalışmıştı. Ancak Galatasaray Lisesi'nin son sınıfında öğrenci olan genç kaleci, bu teklifi kabul etmemişti.

Türkiye'nin gelmiş geçmiş en başarılı kalecilerinden biri olan Turgay, Galatasaray Lisesi'nin avlusunda başlayan futbol kariyerinin ilk dönemlerinde santrfor oynamaktaydı. Galatasaray'ın genç takımında gol kovalayan Turgay'ın hocaları, fiziğini çok uygun buldukları bu futbolcuyu, kaleciliğe yönelmesi konusunda ikna etti.

Galatasaray'ın genç file bekçisi Turgay'ı gizli gizli çalıştıran Fenerbahçe ve Türk futbolunun en önemli kalecilerinden Cihat Arman...Galatasaraylı genç Turgay, bu konuda en büyük yardımı bir Fenerbahçeli'den gördü. Dönemin en önemli kalecisi olan, Fenerbahçe'nin sembol isimlerinden Cihat Arman, büyük yetenek gördüğü Turgay'ı haftada önce iki sonra üç gün İnönü Stadı'nda özel olarak çalıştırdı.

Adeta kendi halefini, kendisi yarattı. Herkesten gizli olarak yapılan bu çalışmayı Turgay Şeren, 2 Şubat 2012'de Bloomberg TV'deki "Kenan Erçetingöz'le 60 Dakika" programında ilk kez açıkladı.

Efsanevi kaleci, Türk futbol tarihine "Turgay Şeren" olarak geçse de, adı aslında "Turgay" değildir! Galatasaraylı futbolcunun gerçek adı "Türkay"dır ve bu isim kendisine babası Sabit Şevki Şeren'in silah arkadaşı olan Mustafa Kemal Atatürk tarafından konulmuştur. Ancak Türkay'ın Galatasaray Lisesi'ndeki Fransız hocaları, kendi alfabelerinde "k" harfi olmadığı için bu ismi söylemekte zorlanınca, ismi "Turgay"a dönüşmüş ve bu şekilde benimsenmiştir. Ünlü file bekçisinin nüfus kağıdında ismi  "Türkay Sabit Şeren" olarak yazmaktadır.

Bu arada Turgay'ın babası Sabit Şevki Şeren, Çankaya Köşkü'nde Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün özel kalemi olarak görev yaptı. 1944 yılında, yerine Süreyya Anderiman'ın getirileceğini öğrenince küstü ve görevden ayrıldı. 24 Mayıs 1946'da Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'ni kurdu. Ancak bu parti "tehlikeli" bulunarak kapatıldı.

Turgay Şeren'in yaşamındaki en önemli anılardan biri ise efsanevi Rus Kaleci Lev Yaşin'le ilgili... Turgay Şeren, jübilesine katılan (soldan sırayla) Nunweiler, Yaşin ve Pircalab'ı uğurlarken...14 yılı "kaptan" olarak 19 yıl Galatasaray'da görev yapan Turgay Şeren, 2 Temmuz 1967'deki jübileyle aktif futbol yaşamını noktaladı. İstanbul'daki jübile maçına dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kalecilerinden Lev Yaşin de geldi. Maç sonrası Lev Yaşin'i hemen bırakmayan ve 5 gün misafir eden Turgay, dev kaleciyle ilgili en ilginç anısını şöyle anlatıyor:

"Yaşin, Rusya Konsolosluğu'ndan bir görevliyle birlikte evime geldi. Bizim evdeki eşyaları görünce çok etkilendi. Sonra birden pantolununu indirdi. Altında maçta oynadığı şort duruyordu hala. Yokluktan dert yandı. Kendisine 6 tane don alarak hediye ettim. Rusya'ya döndükten sonra da bazı eşyalar gönderdim"...

Lev Yaşin gibi eşsiz bir kalecinin, hangi koşullarda, nasıl bir amatör ruhla efsaneye dönüştüğünü algılamak bakımından müthiş bir öykü...

(Derleme: Turknostalji.com)