Bu fotoğrafta büyük bir trajedi gizli

Yayın Tarihi : 23 Aralık 2011
96344
Sema Yunak'ın 1983'te Türkiye 2. Güzeli seçildiği yarışma yüzünden çıkan tartışmada, babası ağabeyini öldürdü...

1983 yılında Türkiye'nin en güzel üç kızı podyumda... Elimizdeki fotoğraf bu...

Kızlar mutlu ve gelecekten umutlu. İkisini gerçekten de iyi bir gelecek bekliyor.

Yarışmanın birincisi olan Neşe Erberk (ortada), aynı zamanda Avrupa Güzeli de seçilecek. Çok iyi bir mankenlik kariyerinin ardından, Türkiye'nin en büyük manken ajanslarından birini kuracak. Fotoğrafın sağ köşesindeki Yasemin Koşal, Çarkıfelek'in ilk hostesi olarak ünlenecek, sonrasında mankenlik falan derken Mehmet Şumnu ile evlenip çoluk çocuğa karışacak.

Bu fotoğrafın baş kahramanı ise en solda yer alıyor. Adı Sema Yunak, henüz 16 yaşında... Yarışma sonrasında insanlar onu daha çok Zeki Alasya'nın uzun süreli sevgilisi olarak tanıdı. Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nun bazı oyunlarında, birkaç televizyon dizisinde ve bazı reklamlarda rol aldı.

Fotoğraftaki trajedi, Sema Yunak'ın kariyeriyle ilgili değil, bizzat bu fotoğrafın kendisiyle ilgili.

Sema Yunak'ın ağabeyi Tunç Yunak, kızkardeşinin bu yarışmaya katılmasına karşıdır. Aile içinde zaman zaman tartışmalara yol açan bu konu, bir gece, baba Tulû Yunak ile oğlu arasında şiddetli bir kavgaya dönüşür. Baba, henüz 24 yaşında olan üniversite öğrencisi oğlunu bıçaklayarak öldürür. Kendisi cezaevine, oğlu ise gencecik yaşında mezara girer.

Baba Tulû Yunak (sağda), 15 yıla mahkum olur ancak 1991 yılında aftan yararlanarak hapisten çıkar. Artık geride bir aile kalmamıştır. Eşi ve çocukları kendisiyle bağları çoktan koparmıştır. Bir müddet kardeşlerinin yanında kalır, daha sonra Zeytinburnu'nda bir huzurevine yerleşir.

Bir gün insanların karşısına bayram şekeri reklamıyla çıkan baba Yunak, bu kısacık filmde tüm izleyenleri duygulandırırken, kendi yaşamındaki ağır dramın izlerini hiçbir zaman silemeyecektir.

Tulû Yunak olayı yıllar sonra gazetecilere şöyle anlatmıştı: "Ben alkol bağımlısıyımdır. Olay sırasında da alkollüydüm. Ama oğlum içmezdi. Güzellik yarışması yüzünden aile içi tatsızlıklar yaşandı. Olmaması gereken bir şeydi, ama oldu. Eşim Nadire Hanım'la artık bir arada olmanın olanağı yoktu, ayrıldık."

Tulû Bey'in eski eşi Nadire Kantaş ise olayı hatırlamak bile istemiyordu. "Ben bu olayı unutmak istiyorum. Zaten Tulû'dan ayrıldım. Onu defterden sildim" derken, Sema Yunak'ın diğer kardeşi Nurdan Yunak ise, "Bizim unutmaya çalıştığımız bir olay bu" şeklinde konuşuyordu.

Ya Tunç... O nasıl biriydi? Onu da İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'ndan sınıf arkadaşı olan Sabah Gazetesi'nin Yazı İşleri Müdürlerinden Kemal Kök anlatıyor:

"Tunç Yunak adı beni 1982'ye götürüyor. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda aynı sınıfta olan bir grup arkadaştık. 12 Eylül'ün izleri ağır biçimde hayatın her alanını etkisi altına almıştı. Gençlerin ilgisinin politikadan edebiyata kaydığı bir dönemdi. Biz de üç beş arkadaş sık sık toplanır edebiyat konuşur, aramızda eli kalem tutan arkadaşların yazılarını, şiirlerini değerlendirirdik. İşte bu grubun en aklı başında, en ciddi, aynı zamanda en entelektüellerinden biri de Tunç'tu. (Kemal Kök'ün albümünde yer alan soldaki fotoğrafta, soldan sağa Tunç Yunak, Faruk Akyoldaş, Kemal Kök ve Adnan Özer, 1982 yılında Sultanahmet'te görülüyor).

Tunç, iyi bir insan, iyi bir gençti. Karizmatik kişiliğiyle ve bilgi birikimiyle ön plana çıkan bir arkadaşımızdı. Bildiğim kadarıyla ailesiyle de arası iyiydi. Ancak babasının alkolle olan sorunu evi de etkiliyor, Tunç da bu duruma müdahale edememenin sıkıntısını yaşıyordu. Üniversitenin bahçesinde sık sık bu durumu konuşup dertleşirdik. Daha sonra bu durum bilindiği üzere ailenin felaketine yol açtı.

O zaman bir araya gelip sohbet ettiğimiz arkadaşlar arasından bir çoğu bugün gazeteci, yazar, yayıncı olurken, Adnan Özer, Hüseyin Öncü gibi çağdaş şairler de edebiyatımızda yerlerini aldı. İnanıyorum ki Tunç da kaderin ona oynadığı oyunun kurbanı olmasaydı, sahip olduğu o entelektüel birikimini toplumla paylaşmanın bir yolunu bulurdu".