Burt Lancester gibi sert, Clark Gable gibi yakışıklı...

Yayın Tarihi : 02 Nisan 2012
34055
Ekrem Bora, Türkiye'nin ilk pilotlarından birinin oğluydu. Üç ağabeyiyle birlikte şehit maaşıyla, yoksulluk içinde büyüdü. Türk sinemasının en önemli isimlerinden biri oldu.

 

Türkiye'nin ilk sinema dergilerinden "Yıldız" 1938 yılında çıkmaya başlamıştı. Rakım Çalapala, Cemil Cahit Cem, Sezai Solelli gibi dünya ve Türk sinemasını çok iyi bilen yazarlar bu "mecmua"da toplanmıştı. "Yıldız" 1951 yılında Ayhan Işık, Belgin Doruk gibi gençleri bulup, ortaya çıkardı.

Sezai Solelli, tam anlamıyla bir "yıldız yaratan adam"dı. Yeşilçam prodüktörlerinin nazlandıklarını, ilerideki günlerde çekecekleri sıkıntıları bilmediklerini anlayınca, 1954 yılında, arkadaşı Mehdi Özgürel (Zıt Kardeşler'in büyüğü) ile "Türk Film" adında bir film şirketi kurdu. Yazdığı senaryoları film firmalarından bazıları filme çekiyordu.

Solelli, kendi firması için "Oyuncu Kız" adında bir film senaryosu yazdı. "Oyuncu Kız" için genç kız olarak Neriman Köksal'ı seçmişti. Neriman Köksal, 1954'te, 26 yaşında, ince-uzun bir genç kızdı. Peki "genç erkek" rolünü kim oynayacaktı? Solelli, "Yıldız" dergisinde "Artist Olmak İsteyen Gençler" sayfasına gelen binlerce mektubu bir-bir inceledi. Talihin cilvesi burada kendini gösterdi. O, binlerce fotoğraf arasından bir tek resim seçti, işte o seçtiği resmin sahibi bugün zengin, sıhhatli, ünlü ve mutlu bir insandır... Ekrem Bora'nın ta kendisidir.

9x14 cm büyüklüğündeki fotoğrafın arkasında "Ekrem Uçak" adı ve Şaşkınbakkal'daki adresi vardı. Sezai Solelli, yardımcısını Ekrem Uçak'ın evine gönderdi. Atlantik Sineması'nın arkasındaki, Kokarpınar Sokağı'ndan geçen delikanlı, tren köprüsünün yanındaki ufak evin kapısını çalınca karşısına Ekrem Uçak'ın annesi emekli öğretmen Nuriye Uçak çıktı. Yaşlı, yorgun bir kadın...

- "Teyzeciğim Ekrem Uçak'ı arıyorum"
- "Niçin arıyorsunuz evladım?"
- "Film için... Bir filmde çalışacak, başrol yapacak..."
- "Ya, öyle mi? Hem sevindim, hem üzüldüm. Çünkü oğlum Ekrem, askere gitti...Erzincan'da..."

Ağlamaklı olan ihtiyar kadının konuşması bu kadarla kaldı. Delikanlı, yayınevine döndü. Solelli'ye durumu anlattı. Sezai Bey'in vakti yoktu. "Oyuncu Kız" filminde "jönprömiye" rolünü Yılmaz Duru'ya verdi. Film çevrildi, 1955'te vizyona girdi. Ekrem Uçak, askerliğini 1955'te bitirip, Cağaloğlu'na, Yıldız Dergisi'ne koştu:

- "Ağabey, beni aramışsınız, adres bırakmışsınız. Geldim!" dedi.

Sezai Solelli, önce Ekrem'in biyografisini öğrendi. Ekrem, gayet hızlı bir tempoyla hayatını özetleyiverdi:

- "Ağabey, ben 4 erkek kardeşin küçüğüyüm. Ağabeylerim Erdoğan (1922), Ertuğrul (1923), Ercüment (1930)'tir. Ben 4 Mart 1932'de Ankara'da doğdum. Babam, benim doğduğum yıl öldü. Havacı subaydı, ön yüzbaşıydı, uçağı ile toprağa çakıldı!... Annem beni okutamadı. Suadiye İlkokulu'ndan sonra Kadıköy Birinci Erkek Ortaokulu'nun 2. sınıfından okulu terkettim. Cağaloğlu'nda mücellit çıraklığı yaptım. 14 yaşımdan, 20 yaşıma kadar bu 'yokuşta' çalıştım. Sonra askere gittim. Gerisini biliyorsunuz..."

Fikret Hakan, Ekrem Bora ve Tugay Toksöz bir filmde...Solelli 23 yaşındaki gence baktı, sonra yanındaki fotoğrafçı (sonradan film kameramanı) Memduh Yükman'a döndü:

- "Memduh, bu çocuğun yüzlerce poz resmini isterim!" dedi. Yazıişleri Müdürü olduğu "Hafta" dergisinin bir sayısında kocaman bir röportaj yayınladı, Solelli... Ekrem'in, "Uçak" soyadını değiştirmiş, "Bora" yapmıştı. Ekrem Bora'nın yakışıklı bir fotoğrafının altına aynen şöyle yazmıştı: "Burt Lancaster gibi sert, Clark Gable gibi yakışıklı, Rory Calhoun gibi Tatlı..."

"Yıldız yaratan adam", Ekrem Bora için, "Alın Yazısı" isimli bir senaryo yazdı ve kendi firması adına filmi çekti. Yönetmen Mehdi Özgürel'di. Genç kız rolünde Melike Cihangir, kötü adam rollerinde Sedat Akpınar ve Hasan Ceylan oynuyordu.

1956 yılında vizyona giren film, Ekrem Bora'nın hayatını değiştirdi. Fakir mücellit çırağı, bugün "multi-milyoner"dir, Beylerbeyi'nde süper lüks bir yalıda yaşamakta. 8-10 milyonluk Mercedes'ini "hususi" şoförü kullanmakta, kızı Lale (24.4.1967), Londra'da okumakta, her yıl Avrupa gezilerine çıkmakta, birçok villa, yalı ve apartmanın sahibi bulunmaktadır... Ekrem Bora'nın 1966 yılında evlendiği Gül Uçak (Bora) da Adana'nın "Pamukçular" denilen ailesinden Fehmi Bey'in (1953'te öldü) kızıdır ve zenginliği dillere destandır. 

Şimdi sözü Ekrem Bora'ya bırakalım:

- "Ben, 40 günlükken babam ölmüş. Aslında 6 kardeştik, ikisi öldü. Annem babamdan kalan şehit maaşıyla bize bakmaya çalıştı. Üç ayda 900 lira alırdı. Düşünün 5 kişi ayda 300 lirayla geçinecektik! Babam Mazhar Uçak, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk pilotlarındandır.

Ankara'da ilkokula başlamıştım. 7 yaşında annem bizi İstanbul'a getirip yerleştirdi. Büyük babam Pomak göçmenlerindendi. Suadiye' de ölmüştü. Anneannem yalnız kalmasın diye annem İstanbul'u seçmiş... Büyükbabam Suadiye Camii'nin ilk imamıymış. Ağabeylerim Haydarpaşa ve Hayriye liselerine girmişti. Kadıköy Birinci Ortaokul ikinci sınıfında tekledim, yani sınıfta çaktım. Parasızlıktan okuyamıyordum. Dersleri bilmediğim için sınıfta utanıyordum. Bu yüzden okuldan kaçıp, Kadıköy'deki sinemalarda vakit geçiriyordum.

O zamanlar gösterilen Tyron Power'ın "Önce Vatan" filmini çok beğenmiştim. Mahalle komşumuz Sakıbe Soyukut adında bir hanım Yıldız ve Hafta dergilerinde sinema konusunda çeviri yazılar yayınlıyordu: 'Seni artist yapalım' dedi. 17-18 yaşındaydım ve artık okula değil, işe, çalışmaya gidiyordum. Sakıbe Hanım'ın tavsiyesiyle Sezai Bey'e bir mektup ve resim yolladım. O kadar aday arasından beni seçmesi hayatımı değiştirdi.

Nebahat Çehre, Güler Samuray, Ekrem Bora ve Sevim Emre bir partide...Sezai Bey kendi firmasından sonra beni Erman Film, Lale Film gibi firmaların patronlarıyla tanıştırdı ve onların yaptıkları filmlerde oynattı. 1955-1965 arasındaki 10 yıl, yani 23-33 yaşlarında, 'en hızlı' yıllarımı yaşadım. Neriman Köksal, Ajda Pekkan, Semiramis Pekkan, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit ve daha bir çok ünlü kadın artistle film çevirdim. 'Artık Düşman Değiliz' (1965) adlı filmde, iki kardeş, Ajda ile Semiramis, benimle birlikte oynadı."

Ekrem Bora'nın Türk film dünyasındaki ilk on yılı, 1955-1965 arası fırtına gibi "hızlı" geçti. Ünlü roman kahramanları böyle bir "on yıl" yaşasa bir değil, üç-beş romana konu olur. Şimdi burada sözü Ekrem'e bırakırsak olmaz. Sorumluluğu üstlenip onu biz anlatalım:

1956 yılında Ekrem, "Sema Yurdanur" adında bir kızla evlendi ve şimdi 25 yaşında bir "anne" olan kızı Sevil doğdu. O dönem Ekrem para sıkıntısı içindedir. Büyük oyun gücüne rağmen ufak bir geliri vardır. Üstelik bu gelir düzenli değildir. Filmciler, en büyük rollere bile 3-5 bin lira verip "yerli film artistlerini" sömürmektedir.

Ekrem önce ekonomik, sonra da psikolojik nedenler yüzünden ilk eşinden ayrılır. Artık "nerede akşam, orada sabah" felsefesiyle yaşamaktadır. "Madem ki para kazanamıyorum, öyleyse sinema hayatından zevk, eğlence ve serüven çıkarmalıyım" diyen Ekrem gerçekten "çapkın", "gözüpek" ve "maceracı" bir yaşam sürmüştür. Taa ki Metin Erksan'ın onu keşfedip "Acı Hayat" filminde oynatmasına kadar...

Acı Hayat filminden sonra Ekrem Bora'nın şansı açıldı.Nezihe Becerikli ve Pervin Par'ın "genç kız", Suavi Tedü ve Bülent Oran'ın "genç erkek" rollerine çıktığı 1956-1960 yıllarında Ekrem'e henüz Türk sinemasında yer yoktu. Röportaj yazarları Fatma Girik, Nevin Aypar, Belgin Doruk, Fikret Hakan, Gülistan Güzey, Nedret Güvenç, Neriman Köksal, Eşref Kolçak ve Ayhan Işık gibi "birinci sınıf" artistlerin peşindeydi.

Ancak 1960 yılında "çıkış yapacak" filmini buldu: "Yeşil Köşkün Lambası" 28 yaşındaki Ekrem Bora'nın adını Yeşilçam'a duyurdu. Rejisör Nejat Saydam ile yakın dostu prodüktör Özdemir Birsel (bu filmde Birsel ile Doruk tanışıp evlendiler) Ekrem için "iyi oyuncu" damgasını vurdular. Ama yine de Ekrem yerli film aleminde yerini bulamamıştı. Jön değildi, kötü adam değildi. Karakter oyuncusu olacak kadar yaşlı da değildi. Yüzündeki çizgilerin derinliği ve zenginliği hiçbir Türk sinema oyuncusunda yoktu; ama 30 yaşındaki Ekrem Bora hala "olgunlaşmamış" bir aktördü. Sarışın ve mavi gözlü olması "Anadolu delikanlısı" rollerinin moda olduğu yıllarda aleyhine işlemişti. 

Filmlerde iş bulmak bakımından talihsiz olan Ekrem Bora, sinema artisti kadınlar bakımından "kapışılan bir erkek" hüviyetini taşıdı. Sari Refia ve Semiramis Pekkan ile üçer-dörder yıl "nişanlı" yaşadı. Bu arada Ruth Elizabeth, Christine Nielsen, Mısırlı Nahide Şerif, Fransız Sara Stephen, Nebahat Çehre, Güler Samuray, Semra Sar, Neriman Köksal ile adı anıldı.

"Cehennemde Buluşalım" filmi için Fikret Hakan'la birlikte Almanya'ya gitti. Orada filmin kadın artisti tarafından aylarca özel villasında misafir edildi. Temmuz 1961'de istanbul'da Ekrem'in yanında Füsun Bağ adında bir kadın gördük. Semiramis Pekkan ile Kasım 1964'te "yüzük taktı"lar, ama resmen nikâh masasına oturmadılar. Zaten Ekrem Bora ikinci resmi evliliğini 7 Mayıs 1966'da yaptı.

Ekrem Bora ile Gül Pamukçu'nun evlendikleri gün..Rejisör Metin Erksan'ın "keşfi" sonunda Ekrem Bora hayatının sonuna kadar kendisine şöhret sağlayacak bir filmde, Ayhan Işık, Türkan Şoray ve Nebahat Çehre ile oynadı. "Acı Hayat" adını taşıyan bu olağanüstü film 1964 yılındaki Antalya Film Festivali'nde Türkan Şoray'a birincilik ödülü kazandırdı. Ama asıl kazançlı çıkan Ekrem Bora'ydı. Artık Yeşilçam'daki tüm prodüktörler "Türkiye'de iki büyük sinema aktörü var: Biri Fikret Hakan, öteki Ekrem Bora" diyordu...

Ekrem, "Acı Hayat'ın meyvasını 1966 yılında yapılan Antalya Film Festivali'nde topladı: 10 yıllık bir film oyunculuğundan sonra rol arkadaşı Cüneyt Arkın'ı geride bırakıp" o yılın "şampiyonu" oldu. 1966 yılında o kadar çok film teklifi aldı ki hepsini kabul etse hafta da bir film çevirmesi gerekirdi. Belgin Doruk ile Yunanistan, İtalya ve Fransa'da "Akdeniz Şarkısı"nı çevirdikten sonra Semra Sar ile "Aşka Susayanlar"da, Ajda ve Semiramis Pekkan'la "Artık Düşman Değiliz"de oynadı.

Tiyatro yönetmeni Haldun Dormen bile "Bozuk Düzen" filminde Ekrem'i seçti. Ertem Eğilmez, Ülkü Erakalın, Feyzi Tuna, Atıf Yılmaz, en büyük filmlerine başrol için Ekrem Bora'yı aldılar. "Pembe Kadın" filminde Yıldız Kenter gibi süper bir aktrisin karşısında "aktör" olarak Ekrem Bora oynadı... Türk sinemasının "en iddialı" rejisörü Metin Erksan, "has" oyuncusu Fikret Hakan'ı bırakınca, büyük akisler uyandıran "Suçlular Aramızda" adlı filminde Ekrem Bora'yı oynattı.

Yönetmen Nevzat Pesen'in çektiği "Hızlı Yaşayanlar" filmindeki rol arkadaşı Ayhan Işık, Ekrem Bora'nın "ezici" oyunundan o kadar çok zarara uğradı ki bir daha Ekrem'le bir araya gelmemek için şart koştu.

1966 ve 1967 Bora'nın en talihli yıllarıydı. Ajda Pekkan'la "Ümit Sokağı", Sevda Ferdağ ile "Beleş Osman", Hülya Koçyiğit'le "Denizciler Geliyor", "Seni Seviyorum", "Söyleyin Genç Kızlara", Filiz Akın'la "Emine" Serpil Gül ile "Kan Aranıyor" Türkan Şoray'la "Gözleri Ömre Bedel"i çevirdi... 

1970'te yerli film dünyasına "seks filmleri" denilen filmler egemen oldu. Böylece eski "dev"lerin hepsi Yeşilçam'ı bırakıp evlerine çekildiler, film oyunculuğu artık "ayıp" birşey olmuştu.

Ekrem Bora'nın ilk eşinden olan kızı Sevil'in, Altaylı futbolcu Ümit Kayıhan ile evlendiği gün...Fikret Hakan, Ediz Hun, Ayhan Işık, izzet Günay, Orhan Günşiray, Eşref Kolçak, Sadri Alışık gibi büyük bir "iğrenme" duygusuyla bunaldı. Zaten Türkiye'de televizyon çıkmış, vaktiyle yılda 350 film yapan yerli film sanayii iflas etmişti.

"Ekrem Bora" adı yerli sinema afişlerinde hiçbir zaman "star" olmadı. Ama "star oyuncu" denilen ünlülerin beraber oynamaktan her zaman korktuğu bir "silindir" oldu. En kuvvetli oyuncu denilen artistleri ezip geçen bir silindir... "Bebek yüzlü jön" olsaydı daha çabuk meşhur olur, daha çok film çevirirdi. Fakat Türk sinema tarihine geçebilir miydi?

70 yıllık Türk sinema tarihinden aklınızda kalmış kaç "büyük oyuncu" kaldı? İşte o "büyük oyuncular" takımında Ekrem'in her zaman yeri vardır. Seksen yaşına da gelse takıma girip bal gibi oynar. 

(TV'de 7 Gün Dergisi - 1982)