Çetin Karamanbey - Atom Çağı'nın rejisörü!

Yayın Tarihi : 12 Aralık 2016
1006
Yönetmen Çetin Karamanbey, artık Atom Çağı'nın yaşandığını söyleyerek, "Romantizm silinip atılmalı, filmler medeni anlayışa paralel olarak yapılmalıdır" diyor.

 

Çetin Karamanbey, kendisi gibi genç yaşta sinema yolunu seçmiş olan Metin Erksan'ın ağabeyidir. "İkimizin de sinemacı olması için öyle sebepler vardı ki; kendiliğinden bu işe sürüklendik" diyor.

Çetin Karamanbey'in sinemayla ilgili iddialı görüşleri var...İkinci Dünya Savaşı sıralarında, hayatı birdenbire hareketlenivermiş; hem tahsilini tamamlamaya çalışıyor, hem de gazetelerde hikayeler yazarak hayatını kazanıyordu. Bir ara Eminönü Halkevi'nde "Mavi Yıldırım", "Hisse-i Şayia", "Ümidin Güneşi" gibi piyesleri sahneye koyup oynadı. Bir gün yazdığı hikayelerden birini satın alan filmciler, onu "Kanlı Pınar" adıyla film yapınca, sinemacılığa girişen Karamanbey, arkadaşlarıyla birleşerek "Kurt Film" firmasını kurmuş... "Kanatlanan Gençlik" adlı bir film meydana getirmek istemiş, fakat mali güçlükler yüzünden film yarım kalınca topluluk dağılmıştı.

1946'da Amerika'dan dönen Turgut Demirağ'ın kurduğu "And Film" hesabına "Bir Dağ Masalı"nda reji asistanlığı yapan Çetin Karamanbey, bir yıl sonra Halk Film'le anlaşarak ilk filmi olan "Silik Çehreler"i meydana getirdiğinde, rejisörlüğünün yanısıra senaryo ve diyalog yazarlığı, film dublajcılığı gibi işlerde çalışmış, gazete ve dergilerde sinema yazıları yayımlanmıştır.

Rejisör, "Senaryo yazarken beni en çok yoran 'mantık'tır, bu yüzden yazdıklarımı çoğu zaman tekrar, tekrar değiştirmeye mecbur olurum" diyor. Bizdeki sinema oyuncularının dublajını hiç beğenmiyor. Kendi kanaatince, dublajlarda özellikle ses tonuna önem veriliyor, diyaloglar yanlış düzenleniyormuş. Kendisi filmlerinin çoğunda oyuncuları Anadolu lehçesi ile konuşturmakta ve aradan yıllar geçse bile koyduğu diyalogları asla unutmamaktadır.

26 Ağustos 1922'de, Çanakkale Mebusu Kazım Bey'in oğlu olarak, bu şehirde dünyaya gelen Çetin Karamanbey, bir başka ünlü yönetmen Metin Erksan'ın ağabeyi..."İyi hazırlanmadan filmin çekimine geçmem" diyen rejisör, bütün problemlerin masa üzerinde yapılan çalışmalarda halledilmesi gerektiğini, iyi incelenmemiş bir senaryo olursa, yalnız kamera hareketi veya fotoğraflarla muvaffak olunamayacağını belirtiyor. Filmlerini seyrederken, daima halkın arasında olmak, onların neleri sevip, neleri sevmediklerini yüzlerindeki mimiklerden öğrenip ona göre hareket etmek istiyor...

Çetin Karamanbey, dünya sinemasından söz ederken, özellikle Amerikan sinemasını tercih ettiğini ifade ediyor ve şöyle diyor:

- "Bence mimariyi en iyi uygulayan filmleri Amerikalılar meydana getiriyorlar. Sinemayı sık sık değiştirip başka yollara sokan akımları yakından inceliyorum; hatta İtalyan 'neorealizmi'ni ilk açıklayan ve başarılı bulanlardan biriyim. Buna rağmen 'yeni dalga' rejisörlerinin sıcaklığını veremiyecekler... Şahsen ben İtalyan filmlerini biraz kendime yakın buluyorum. Bu belki de onlarla aramızdaki mekan yakınlığından. Umumi olarak sinema Birinci Dünya Savaşı'ndan evvel 'belirli bir anlayış ortamı'nı tutturan seyircisini kaybetti. Artık yapılan filmler yalnız seyirci için değil..."

Çetin Karamanbey, 1952'de, 'Bu Kız Böyle Düştü' filminin çekimleri sırasında (en önde)...Rejisör, şimdi Atom Çağı'nda yaşadığımıza göre; romantizmin silinip atılması, filmlerin medeni anlayışa paralel olarak meydana getirilmesi kanaatinde... O, filmlerinde insanların hareketli taraflarıyla ilgilenir, olayların anlatılışında avantür yapmayı ön plana alırmış. Bu dediklerini en iyi "İstanbul Canavarı"nda tatbik ettiğini söylüyor...

Çetin karamanbey'in Türk sineması için düşündüklerine gelince... Önce devletin bir 'sinema kanunu' yapması gerektiğini düşünüyor. "Herkes sansürden şikâyetçi, halbuki sansür hiç önemli değil" diyor ve bugünkü Türk sinemasının resim, müzik ve mimari gibi sanat kollarımızdan çok ileri olduğunu iddia ediyor...

Çetin Karamanbey, 1956'da yönettiği 'Fakir Kızın Kısmeti' filminin setinde...Sinemanın sanat olup, olmadığına dair bir sualimizi ise şöyle cevaplandırdı:

- "Sinema yirminci asrın en endüstriyel sanatıdır. İnsanların veya hayatın herhangi bir kısmını canlandırmak için ondan iyi bir anlatım yolu seçilemez..."

Çetin Karamanbey'in rejisörlüğünü yaptığı filmlerden bazıları "Yalan", "İki Ateş Arasında", "Çete", "Bu Kız Böyle Düştü'', "İstanbul Canavarı", "Fakir Kızın Kısmeti" ve "Şeyh Ahmet'in Gözdesi"... En sevdiği filmi Güneydoğu illerdeki kaçakçıların hayatını işleyen "Eceline Susamışlar' filmi. En sevdiği rejisörler eskilerden Rosselini, yenilerden Truffaut. Filmlerden de "Roma Açık Şehir"... Bu sene en beğendiği film ise anlatılışındaki değişik sinema diline hayran kaldığı "Sevgili Hiroşima"...

(Yazı: Coşkun Şensoy / Ses Dergisi - 18 Ağustos 1962)