Çöplükteki mücevher: Ergüder Yoldaş

Yayın Tarihi : 18 Aralık 2015
6148
Türk pop müziğine "Sultan-ı Yegâh" gibi bir başyapıt armağan etti, Büyükada'da çöp adam olarak yaşamayı seçti.

Şubat ayında, Büyükada'nın iliklerinize işleyen soğuğunu bir düşünün. Allah'ın aklı başında tek bir kulu bu soğukta kafasını kapıdan dışarı uzatmaz dersiniz herhalde. Nitekim adadaki insanlar da öyle düşünüyor ve Büyükada'nın sokaklarında in cin top oynuyor. Bir kişi hariç. Ünlü besteci Ergüder Yoldaş. Üstelik "dışarıda dolaşmak" ne kelime, dışarıda yaşıyor. Oradan buradan toplanmış pet şişeler, naylon torbalardan oluşan bir çöp dağının ortasında. Bu dağın ortasına konulmuş borulu bir soba, çevreden toplandığı anlaşılan bir kaç tahta ve çalı parçası. Dumandan gözgözü görmüyor... İşte Yoldaş'ın mekanı.

* * *

Peki, Ergüder Yoldaş kim? 1980 kuşağının onu tanıması biraz güç. Olsa olsa bestesini yaptığı ve eşi Nur Yoldaş'ın seslendirdiği "Sultan-ı Yegâh" isimli parçası akıllardadır. Şu anda 54 yaşında olan Ergüder Yoldaş, daha birkaç yıl öncesine kadar sanat çevrelerinin seçkin üyelerinden biriydi. Sanat hayatına 1963 tarihinde kurduğu "Halikarnas Altılısı" ile bir hafif batı müziği sanatçısı olarak başlayan Yoldaş, Ankara Devlet Konservatuarı'ndan mezun. Daha sonra çeşitli orkestraların piyanisttik ve şefliğini yapan Yoldaş, l. İstanbul Festivali'nde de orkestra şefi olarak görev almıştı.

Sonra işler çatallaştı. Belki bir alkol sevdası, belki evliliğinin hoş gitmeyen tarafları... Söylentilere göre Ergüder Yoldaş bundan 2 yıl önce oğlu Tanju ve kızı Ayşegül'den de ayrılarak kısa bir alkolizm tedavisi gördü. O günlerde eşi Nur Yoldaş'tan ayrıldı. Ve hayatının kamuoyu tarafından bilinmeyen bir yaprağı açıldı. Taa ki, geçtiğimiz haftalarda Büyükada'da tekrar rastlanana kadar kimse ondan haber almadı. Şu anda İzmir'de ikinci evliliğini yaşayan eski eşi Nur Yoldaş bile neler olup bittiğini bilmiyordu...

* * *

Büyükada'da yürümeye başladığınızda denize açılan her sokağın önünden hızla kaçmak zorunda kalıyorsunuz. Çünkü denizden esen şiddetli rüzgarla karışık soğuk havayı ancak binalar kesebiliyor. Ama adanın tam arkasında yer alan Viranbağ'da yaşayan Yoldaş'ın mekanı hiç de öyle değil. Burada tam bir sükunet hakim. Yolunu kaybetmiş birkaç insan dışında kimsenin uğramadığı bu bölge sanki deniz ortasında değilmiş gibi, hiç rüzgâr almamasıyla insanı şaşkınlığa uğratıyor.

Ergüder Yoldaş, Nur Yoldaş ile evli olduğu günlerde...Tepeden sahile kadar inen sık ağaçlıklarla kaplı bölgede insana huzur veren, insanı rahatlatan bir manzara hakim. İster istemez aklımıza buraların gece ayışığında ne güzel olacağı geliyor. "Bir çilingir sofrası, bir mangal, bir de güzel şarap, ve küçük bir radyo buraların tadını çıkarmak için yeter de artar bile" diyoruz.

* * *

Ergüder Yoldaş'ın hayatın tadını çıkarmak için bu kadarına da ihtiyacı yok. Üstelik beklediğimizin tersine fazla alkol de almıyor, kendi ifadesiyle "Herkes ne kadar alıyorsa o kadar". Yani akşamdan... akşama değil, arasıra, binde bir. Oysa yüzünü ilk gördüğünüzde yıllardır yıkanmamış saçları, uzun zamandır traş olmamış haliyle ancak alkolik bir Robenson denebilirdi kendisine. Ama adalılar da tanık onun alkol almadığına. Yoldaş sadece yalnız kalmak, kendisiyle başbaşa olmak istiyor. Görünüşteki pespayeliğine karşın zehir gibi işleyen beyniyle.

* * *

Oysa klasik bir yaklaşımla alkol düşürmüş onu bu hallere denerek herşey dramatize edilebilir. Ya da akli dengesini yitirmiş denilerek çıkılabilir işin içinden. O ise aslında ne deli ne de alkolik. Yoldaş yalnızca "kendini dinlemek" istiyor. Belki yaşamdan yorgun, belki yaşadıkları küstürmüş onu hayata. Bunları anlatmak istemiyor. Ama çekindiğinden değil; oldukça bilinçli olarak "Ben kendi hayatımdan sorumluyum, yaşadığım hayat ise kimseyi ilgilendirmez benim dışımda" diyor.

* * *

Dünyanın her yerinde insanlar, yüksek, yıpratıcı bir tempoyla çalışarak elde ettikleri malları korumak için çift kilitler, alarm, çelik kapı yaptırarak hayatlarının bir kısmını mülk edinmek diğer kısmını ise bu mülkü korumakla geçirirlerken, Yoldaş yaşam tarzıyla belki de buna tepki olarak mülksüzlük ve korunaksızlığı savunuyor.

* * *

Ergüder Yoldaş, 1960'larda kurduğu Halikarnas Orkestrası'yla...Yine de çevredeki pisliği, çöp dağını, tabakların içinde birikmiş çamurlu suyla karışık çürümüş domatesleri görünce, bu hayatı yaşayan kişinin şimdiki haliyle saygın geçmişi bağdaştırılamıyor. Mantığımız onu haklı çıkarmak için çabalasa da bu çöplük, çöplük olmaya devam ediyor. Ergüder Yoldaş gibi değerli bir insanı yine toplum içinde görmek istiyoruz. İki yıldır Büyükada'da yaşıyor. Gönül iki yıl daha bu pislik içinde yaşamasını istemiyor. Beyni böyle zehir gibi çalışırken, yüreği bu kadar duyarlıyken ve bir birey olarak haklarına bu denli sahip çıkarken...

Yazı: Canan Parlar

(Nokta Dergisi - 14 Şubat 1993)