Cüneyt Arkın: Beni hayata kızım Filiz bağlıyor

Yayın Tarihi : 26 Mart 2013
57104
Geçirdiği kazadan sonra herkesten köşe bucak kaçan Cüneyt Arkın, 6 aydır görmediği kızı Filiz'in sürpriz ziyaretine çok sevindi. Ünlü aktör kızından ayrılırken, gözyaşlarına engel olamadı.


Şu an gazeteler, Cüneyt Arkın'ın kızı Filiz Canlı'dan bahsediyor. Filiz Canlı, yıllardır görmediği babasının eksikliğini hiç duymadığını söylüyor.

Oysa ki yıllar önce her şey bambaşkaydı. Cüneyt Arkın kızına, kızı da kendisine çok düşkündü. İşte o günlerden, tam 44 yıl öncesinden bir yazı... Dileriz 3 yaşındayken babasını ziyaret eden Filiz, bugün de sağlık sorunları geçiren ünlü aktöre yine gider, o günkü gibi sarılarak "Geçmiş olsun babacığım" der ve her şey tatlıya bağlanır...

**********

Hayat Hastanesi'nin ikinci katındaki 211 numaralı oda, 6 uzun, sıkıntılı ve kahredici gün geçiren Cüneyt Arkın, buradan kimseye, bilhassa gazetecilere sezdirmeden kaçmayı, bir sahil kasabasında dinlenmeyi tasarlıyordu.

Ama olmadı. Geçtiğimiz pazartesi sabahı Cüneyt Arkın'ın hastaneden çıkacağı duyulmuş, gazeteciler hastaneye baskın yapmışlardı. Cüneyt hayli şaşırmış ve sinirlenmişti. Hani sinirlenmekte de haksız değildi.

Azral'in elinden yakasını zor kurtarmış, kaza sırasında otomobilinde bulunan kadınların fotoğrafları gazetelerin, mecmuaların sayfalarını süslemiş, nişanlısını kaybetmek tehlikesi ile yüz yüze gelmiş, iş programı altüst olmuş ve hepsinden önemlisi sinir sistemi, harap olmuş, morali sıfıra inmişti.
Cüneyt Arkın altı ay sonra yeniden gördüğü kızı Filiz'e büyük bir özlemle sarıldı.
İşte şimdi bir de foto muhabirleri karşısına geçmişler, «Cüneyt şöyle dönsene!», «Biraz kafanı eğsene!» diye talimat yağdırıyorlar, sargıları 15 dakika önce çıkarılmış yüzünün fotoğrafını çekmek istiyorlardı.

Cüneyt Arkın gazetecilerin arzularını yerine getirdikten sonra menajeri Leon Sason ve yakın arkadaşı Adnan Mersinli ile birlikte bir taksiye atladığı gibi 3. Levent'te Sümbül Sokağı'nın 8 numaralı evinin yolunu tutmuştu. Yüzündeki sargılar çözülmüştü, ama kaşının üzerindeki, çenesindeki yara izleri belli oluyordu. Sol ayağı da sargılar içindeydi. Topallayarak yürüyebiliyordu.

Sümbül Sokağı'ndaki eve telefon eden veya kapıya kadar dayanan gazeteciler ile Cüneyt Arkın hayranları daima şu cevapla karşılaşıyorlardı: «Cüneyt Bey seyahate çıktı efendim. Nereye gittiğini bilmiyoruz, inanın bize dahi söylemediler»

Oysa telefonda veya kapıda bu cevaplar verilirken şöhretli aktör caddeye bakan odasında, tül perdelerin arkasından 4. Levent'e, Emirgan sırtlarına kadar uzanan manzarayı seyrediyor, acı, ıstırap, pişmanlık duyguları içinde o meşum kazayı düşünüyordu.

Ses dergisi ekibi Cüneyt Arkın'ın evinde olduğunu daha doğrusu herkesten saklandığını, kaçtığını kesinlikle tespit etmiş ve iki foto muhabiri ile bir muhabirini evi gözetlemesi, gelenleri, gidenleri tespit etmesi için Sümbül Sokağı'ndaki evin civarında görevlendirmişti.

Eve ilk gelen Cüneyt Arkın'ın nişanlısı Betül Işıl olmuştu. Üzgün ve ürkek bir tavırla taksiden inen Betül Hanım, hemen eve girmiş, gecenin geç saatlerine kadar nişanlısı Cüneyt Arkın ile baş başa kalmıştı. Acaba bu kadar uzun zaman ne konuşmuşlardı? İşte Betül Işıl evden ayrılırken Ses dergisi ekibi bu sorunun cevabını öğrenmekte gecikmedi. Olanlardan ve gelecekten konuşmuşlardı.

Cüneyt, (Betül Işıl'ın deyişiyle Fahrettin) nişanlısından defalarca özür dilemiş, kazanın tahmin dahi edilemeyecek kötü bir tesadüfler zinciri olduğunu belirtmiş, aynen şunları söylemişti. «Ne desen haklısın. Fakat şuna inanmanı isterim ki, suçsuzum ve bu kazayı kaderin garip bir cilvesi kabul ediyorum.»

Cüneyt Arkın, küçük Filiz'e bahçedeki cicekleri gösterirken, kızı Filiz'in kokusunu adeta ciğerlerine çekiyordu.Ses dergisi ekibi ertesi günü de Sümbül Sokağı'ndaydı. Saat tam 14.00'tü. Yolu gözlüyorduk. Birden gözlerimiz fal taşı gibi açıldı. Şaşkınlıktan küçük dilimizi yutacak gibi olduk. Cüneyt'in evinin önünde bir taksi durmuş ve taksiden sevimli mi sevimli bir kız çocuğu çıkmıştı.

Bu, Cüneyt Arkın'ın altı aydan beri görmediği kızı Filiz'di. Kapılar açıldı, kapılar kapandı ve Sümbül Sokağı'ndaki 8 numaralı ev yine esrarengiz bir sessizliğe büründü.

Artık sabredemezdik. Aradan beş dakika geçmeden kapıdaydık. Zili çaldık. Karşımıza genç bir kız çıktı. Kendisini Cüneyt Arkın'ın sekreteri olarak tanıttı. Oysa gerçeğin böyle olmadığını biliyorduk. Sekreteri değil, yeğeniydi. Bunu kendisine hatırlatınca birden yüzü kızardı. Kapıyı kapamak istedi, ama sağ ayağımızı her ihtimale karşı eşikten içeri atmıştık bir kere. Baktı olacak gibi değil, «Bir dakika» diyerek içeri gitti.

Merdivenin başında Cüneyt Arkın'ın yakın arkadaşı Adnan Mersinli duruyordu. O da, «Cüneyt ya Şile'de, ya Kilyos'ta» demez mi? Fakat bir taraftan da gülüyordu. Hem de alaylı, alaylı... Neticede gürültü, patırtı «Olurdu, olmazdı» diyerek yukarı çıktığımız zaman, salonda karşılaştığımız manzara gerçekten hazindi.

Cüneyt Arkın, 22 Kasım'da 3 yaşını bitirecek olan kızı Filiz'i kollarının arasına almış, koklaya koklaya öpüyordu. Altı aylık hasretini, kızının kokusunu sindire sindire ciğerlerine çekerek gideriyordu. Bizim salona girdiğimizi fark etmedi bile... Kendisinden geçmişti. Neden sonra salonda olduğumuzu gördü, kızını koltuğa bıraktı, sonra bize döndü. Varlığımız Cüneyt'i rahatsız etmişti anlaşılan.

Cüneyt Arkın'ın yeğeni, babası Yakup Cüreklibatır ve oyuncu arkadaşı Adnan Mersinli, Filiz ile birlikte...Bir sessizlik, insanı öldüren bir sessizlik. Sonra sessizliğin içinde tabanca gibi patlayan kelimeler. Cüneyt Arkın sinir içinde konuşuyor:

«Sizleri sevmesem şu an evimden kovabilirim. Halbuki görüyorsunuz, dinlenmeye, kendimle başbaşa kalmaya ihtiyacım var. Sessizlik istiyorum, insanlardan kaçmak istiyorum. Hatta her şeyden çok sevdiğim evimden bile.» Konuştukça siniri yatışıyordu. Artık orada bulunmamız Cüneyt Arkın'ı rahatsız etmiyordu. Bir an can düşmanı gibiydik, şimdi dert ortağı olmuştuk.

«Beni hayata Filiz bağlıyor. Onsuz bir dakika bile yaşamayı düşünemiyorum. Ama ne yapalım şans. Ayrıyız. Her dakika, her saniye arzu etmeme rağmen altı aydan beri ilk defa görüyorum kızımı...»

Bu sırada Filiz de oturduğu koltuktan ayağa kalkmış, salona girmekte olan Devlet Demiryolları memurluğundan emekli hacı büyükbabası Yakup Cüreklibatır'a doğru koşmaya başlamıştı. Birden ayağı halının kenarına takıldı, yere düştü. Ayağa kalktığı zaman ağlıyordu. Cüneyt Arkın hem gülüyor, hem de Filiz'ini düştüğü yerden kaldırırken, «Sana ne oldu yavrum. Vah benim tontonum!...» diyerek kızını öpüyor, kokluyordu.

Nihayet ayrılık saati gelip çatmış ve iki damla yaş, gelip beyazperdenin gözü, kalbi ve bileği pek kahramanının gözlerine oturmuştu. Bir taraftan kızına el sallıyor, bir taraftan da yanaklarından süzülen yaşları elinin tersiyle, bize belli etmemeye çalışarak siliyordu.

(Ses dergisi - 30 Ağustos 1969)

Cüneyt Arkın'ın kızı Filiz'in doğdugu günün hikayesi >>

Cüneyt Arkın'ın, iki yaşındaki kızı Filiz'e 16 yıl sonra okuması için yazdığı mektup >>

İşte Cüneyt Arkın'ın hiç görmediğiniz üçüncü oğlu! >>