Barak Kızı, İstanbul'a göç eyledi

Yayın Tarihi : 12 Şubat 2016
2433
Meyrik adlı yeni derlemesine çok güvenen ve sahne için yeni bir atılıma hazırlanan türkücü Dilber Ay, İstanbul'a yerleşiyor.

 

Sanat yeteneği ile gazino olayı ayrı kavramlar, iyi bir ses ve yeteneğin bir arpa boyu kadar yol almadığına tanık olduğunuz gibi, ne ses ne de hançere yeteneği açısından evlere şenlik düzeydekilerin hiç aklınıza gelmeyecek noktalara çıktıklarını da görürsünüz...

Bu söylediklerimize örnek vermek kolay, hem de çok kolay. Ancak, gazino olayının da başlıbaşına bir yetenek işi olduğunu söylemeliyiz. Her sesi güzelin ya da hançeresi yetenekli olanın sahnede başarı kazanmasını beklemek, doğru değil. Aksi olsa idi, gazinolar kadro yaparken, "Şu kadın bu kadar masa getirir, bu kadın şu kadar kişiyi gazinoya çeker" hesaplarına girer miydi? Giderlerdi radyoya, sesinde ve hançeresinde kim kuvvetliyse, onları çıkarırlardı sahneye.

Çalışmalarını kaset yaparak ve küçük kent gazinolarında sürdüren Dilber Ay, yeni derlemesi Meyrik'e çok güveniyor.İstanbul'da sahneye çıkmak da, bu işi başarı ile götürmek de başlıbaşına büyük işler, herkes kıvıramıyor bu yükü taşımayı. Aylar önce, Türk halk müziğinde bir "barak ağzı" olduğunu, bu canım tavrın işlenmediğini, "Barak Aşireti" içinde doğup gelişen bu müziği icra etmenin herkesin harcı olmadığını söylemiştik. Sonra da "Barak Kızı" olarak tanınan Dilber Ay'ın üzerinde durulması gerektiğini işaretlemiştik. Tanıdığımız "bilirkişiler", bize hak vermişler "barak tavrı"nın yeterince işlenmediği görüşümüzü paylaşmışlardı.

Dilber Ay da "her yöreden söylemek" yerine "kendi yöresi içinde kalmak" gerektiği görüşümüzü benimsedi. "Bundan sonra varsa yoksa barak" dedi. "Meyrik" adlı derlemesinin peşine düşeceğini belirtti. Sonra da kayboldu ortadan. Adana, Diyarbakır, Urfa, Gaziantep, Kahramanmaraş arasında mekik dokudu.

Geçtiğimiz hafta içinde yine İstanbul'daydı Dilber Ay. Dağınıktı, savruktu, kısa süreye çok iş sığdırmak isteyenlerin telaşı içindeydi. Önce yaklaşık iki yıl önce doldurduğu plağın piyasaya çıkarılmayışındaki nedeni çözmeye çalıştı. Başarılı oldu da. Birkaç güne kadar "Meyrik" adını verdiği uzunçalar, türküseverlerin elinde olacakmış. Plak yapımcısı bu konuda garanti vermiş. Sanatçı da yapımcı firmayı "aynı türküleri başka firmalara okuyacağı" yönünde uyarmış.

Dilber Ay, plak olayını İstanbul sahnelerinin izleyeceğini söyledi. Ev tutmuş, içini dayayıp döşemiş, gazino anlaşması yapmış. Şimdi akla takılan bir soru var: Dilber Ay, İstanbul'da ne yapar? Bunca cambaza karşın, ipte oynayabilir mi? Hemen söyleyelim, Dilber Ay'ın sesi var. Barak tavrını da biliyor, ya da Barak söyleyenler içinde en iyilerden. Ancak sahne işi, yere çok sağlam basmayı gerektirir. Dilber Ay İstanbul'a gelir de "havada turnaya, hamamda kurnaya, kahvedede zurnaya" gönül kaptırırsa, iyi yönetilmezse, varmak istediği noktayı daha baştan bilmezse, bazı kavramlardan özveride bulunmak gerçeği ile karşı karşıya kalır ki; bu da ufala ufala bitmesi demek olur.

Kısacası Dilber Ay, sapla samanı birbirinden ayırmayı öğrenmeden, yola çıkmamalı...

(Gong Dergisi - 4 Mart 1981)