Efgan Efekan - Genç kızların sevgilisi

Yayın Tarihi : 14 Kasım 2017
360
İlk filmini 1952 yılında çeviren ve özellikle genç kızlar arasında çok hayranı bulunan 28 yaşındaki Efgan Efekan'ın ideali sarı saçlı, yeşil gözlü, güzel bir kızla evlenmek.

 

Sultanahmet Camisi ile Ayasofya arasından deniz kıyısına inen yola saptı. Dik yokuş bir meydana açılıyordu. önceleri buraya "Ahırkapı Meydanı" diye tabela asmışlardı ama son yıllarda elektrikli trenin durduğu istasyona "Cankurtaran" denilmeye başlanınca meydan da bu adı almıştı.

Efgan Efekan'ı genç kızların yanı sıra küçük kızlar da çok seviyor...Kamyon klaksonlarının, elektrikli tren düdüklerine karıştığı meydanda mahallenin çocukları futbol oynuyordu. Tren istasyonunun karşısında, filizi boyalı ahşap evin altında Erol Taş'ın bahçeli kahvesinden tavla şıkırtıları geliyordu. "Aile Bakkalı" Mehmet'in yanındaki binada adaşı "Mehmet Ağbi"nin evi vardı...

Aralık kapıdan içeri girdi. Mehmet Ağbi, babasıydı: Yakası açık gömleğinin üzerine yeleğini atmış, Yenice paketini açmış, sigarasını tüttürüyordu. Sarı saçlı iki çocuk eşikte oturmuş, tereyağı sürülmüş ekmeklerini yiyordu. Bunlar ağabeyinin çocuklarıydı. Annesiyle birkaç cümle konuştu. Divana uzandı, dinlenmek niyetindeydi. Fakat beş dakika sonra "Efgan Abi, telefondan istiyorlar" diye seslenen çocukları duydu.

Kalktı, yandaki bakkala geçti. Telefon, Yeşilçam Sokağı'ndaki bir film firmasından geliyordu. "Buyrun" dedi; "Ben Efgan Efekan." Karşıdaki ses, "Boğaz yollarında Nilgün ile bir gezinti sahneniz var. Nişan Hançer iki saat sonra seni çağırıyor. Koyu renk elbiseni giyeceksin. Aynı kıravatı tak" diye konuştu. Telefon kapandı. Tekrar eve döndü. Üst kattakilerin sesi geliyordu. Uykuyu çok seviyordu, ama son günlerde işten gözüne uyku girmez olmuştu.

Efgan Efekan'ın şu anki en büyük arzusu bir ev ve araba almak...Gazetecileri, "sırdaş" bilir, üzüntülerini, acılarını, hayat hikayesinin arasına sıkıştırarak, anlatıverirdi... Sözüne her zaman aynı cümlelerle, "Yorgunum ama mutluyum" diye başlar, sonra hayat hikayesine geçerdi:

- "Yorgunum ama, mutluyum... Babam şofördü. Şimdi otomobil alıp satıyor. İzmir'de Güzelyalı'da doğdum, 6 Mayıs 1935'te. Ağabeyim benden bir yaş büyüktü. İki yıl arayla Zehra ile Ümit doğdu. 1944'te İstanbul'a geldik. Kadıköy'de, Beşiktaş'ta oturduk. Sonra buraya taşındık."

- "Güzel günlerim, çocukluğum burada geçti. Hayatı toz pembe görüyordum. Yüksekkaldırım Yokuşu'ndaki Beyoğlu Ortaokulu'ndan çıktıktan sonra çalışmaya başladım. Bursa Sokağı'nda bir handa, Sami Ayanoğlu'nun ortak olduğu film şirketinde memur olarak çalışıyordum."

- "Halil Kamil Film Stüdyosu'nda, Fikret Hakan'ın başrolünü yaptığı Battal Gazi filmini çeviriyorduk. Neriman Köksal, Atıf Kaptan da artistler arasındaydı. Sami Ayanoğlu bir aralık yüzüme baktı ve 'Şu elbiseyi giy, gel' dedi. Saray adamlarından birisi oldum. Kalabalık arasına karıştım. Tabii, seyirciler filmde beni farketmedi bile"... 

Efgan Efekan'ın sevdikleri: Bol bol uyku uyumaktan ve dar elbiseler giymekten, Bahar sigarasından, rakıdan, Atıf Kaptan'ın tavsiyelerini dinlemekten, kardeşlerine, annesine ve babasına bir hediye almaktan, büyük firmalarla çalışmaktan, kendisine 'Türklerin Alain Delon'u' denilmesinden, adını jenerikte kadın artistten daha önde görmekten, siyah gözlük takmaktan çok hoşlanır...- "Sonra gene bizim firma, Florence Nightigale'nin hayatını çevirdi; Beyaz Şehir filminde çoban rolünde oynadım. Kara Bela'da, rejisörlük yapan Sami Ayanoğlu'nun asistanıydım. Aldığım aylıkla geçiniyordum."

- "1956'da askere gittim. Denizli'de askerliğimi bitirip İstanbul'a döndüğüm zaman filmcilikte büyük bir kriz başlamıştı. Çalıştığım firma iflas edip kapanmıştı. Sekiz ay boşta gezdim. Bu sekiz ay çektiğim sıkıntıyı hala unutamam. 22 yaşında hayatın acılığını ilk defa iliklerime işleten olaylar, bende korkunç hatıralar bıraktı, ümitsizlikten bir aralık intihar etmeyi bile düşündüm."

- "Dünya çok güzeldi; çiçekler, beyaz bulutlar, mavi deniz, Boğaziçi... Ama insanlar çok duygusuzdu; aralarında yaşayanların acıları, kederleri, açlığı, tokluğu onları hiç ilgilendirmiyordu. Balıkesir'de jet pilotu olan ağabeyimin yanına gittim. Filmcilik aleminden nefret etmiştim. Bir daha hiç girmemek kararındaydım. Babam filmciler arasında çalışmamı istemiyordu. 'Bu işten hayır yok, başka meslek bul' diyordu. Balıkesir'de çok kalamadım. 'Ne olursa olsun' diyerek İstanbul'a döndüm."

Efgan Efekan'ın sevmedikleri: Asıl adının sorulmasından, boyu ile kilosunun mukayese edilmesinden, 'Saçlarını niçin alnına düşürüyorsun?' diye eleştirilmekten, kirpiklerinin azlığından söz açılmasından, bir yere kadın arkadaşı ile gitmekten, kadınla yan yana yürümekten, kalabalıkta dansetmekten, klasik batı musikisinden, meyve sularından, geniş pabuçtan, uzun pantolondan, kolalı gömlekten, kitap okumaktan hiç hoşlanmaz...- "Eniştem muhesebe şefiydi. Yardımcı olarak yanına girdim. Günler birbirine benzeyerek geçiyordu. Bir gün eve haber gelmiş, 'Atıf Kaptan seni arıyor' dediler. Verdiği adrese gittim. Eski adı "Enteral Film" olan Be-Ya Film şirketinde bekliyordu. Prodüktör Nusret İkbal ve rejisör Faruk Kenç ile beni tanıştırdı, 'İşte benim evladım bu' dedi. Belgin Doruk ve Maria Vincent ile çevrilecek "Ölmeyen Aşk" adlı film için yeni bir jönprömiye arıyorlarmış. Çok kimseler gelmiş kabul edilmemiş."

- "Prodüktör ile rejisör beni beğendi. Yesari Asım filmin şarkılarını yapacaktı. Güzelce denecek bir sesim vardı. Şarkı söyletti. Çok beğendi; alnımdan öptü: 'Sen bu sesle konservatuara girmelisin. İyi bir alaturka ses sanatkarı olabilirsin' dedi. Ona Konservatuara giremiyeceğimi, çok fakir olduğumu anlattım."

- "Ölmeyen Aşk'ı çevirdikten sonra Elhamra'daki İstanbul Tiyatrosu'na girdim. Paşa Hazretleri, Varan 3 piyeslerinde sahneye çıktım. Fakat tuluat yapamayacağımı ve tiyatroda çalışamıyacağımı çabuk anladım."

- "Ölmeyen Aşk filmi hayatımın dönüm noktası oldu. Belgin Doruk, Maria Vincent, Atıf Kaptan, Halide Pişkin, Mehmet Karaca, Behzat Butak gibi tecrübeli artistlerin arasında oynamıştım. Bu filmden ilk defa büyük bir para aldım: 1500 lira..."

- "Ölmeyen Aşk, Saray sinemasında iki hafta oynadı. Beni ecnebi sanmışlar. Rejisör Lütfi Akad, filmi görmüş, beğenmiş, beni Yangın Var filminde paşazade rolünde oynattı. Ondan sonra Cilalı İbo'nun Çilesi'nde Peri-Han, Mahallenin Sevgilisi'nde Muhterem Nur, Felaket Kadın'da Nilüfer Sezer, Meryem'de gene Muhterem Nur, İki Damla Gözyaşı'nda Fatma Girik, Cumbadan Rumbaya'da Çolpan İlhan, Yasak Aşk'ta Nilüfer Aydan, Mahalle Arkadaşları'nda Suna Selen, Gönülden Gönüle'de Türkan Şoray, Sevdalı Ef'de Evrim Fer, Benim Küçük Meleğim'de Neşe Yulaç, Bir Milyonluk Macera'da Nilgün Esen, En Güzel Hangisi'nde Sevim Emre, Şarkıcı Kız'da Maha Abdülvahap ile oynadım.

Efgan Efekan bir dönem aşk yaşadığı Muhterem Nur ile...- "İki yıllık jönprömiyeliğim var. Bugünlerde 12 firmadan başrol için teklif almış durumdayım. Artık, sinema seyircisi adımı andığı müddetçe, çalışmak istiyorum. Sinema artistliğine ve alkışa artık alıştım"...

Kalktı, giyindi. Kapıya çıktı. Erol Taş'ın kahvesinde, akasya gölgeleri altında demli bir çay içmek istedi. Tahta iskemleye oturdu. Bir sigara yaktı. Konuşmasını, bir sigara içimi boyunca kesti, sonra "alkış"lardan, "aşk" a geçti:

- "Çalışmaktan sevdaya vakit yok. Aşk, benim için erişilmez bir lüks. Ortaokuldaki aşklarım da çocukça yakınlıklardı. Filmcilikte, birkaç başrol yaptıktan sonra, aşkın da ekmek gibi elzem olduğunu farkettim. Bir yaş var ki, insan sevmeden, aşık olmadan yapamıyor. Çok kuvvetli bir içgüdü bu... Şimdi, o kız evlendi. Ortaokuldaki kız... Kimbilir ne güzel çocukları vardır?

- "Ya sonraki? Aradan uzun yıllar geçmişti. Bir film yazıhanesinde tanıştık. Aynı filmde oynadık. Aylar gün gibi geçiyordu. Hayatımın en tatlı hatıralarını o zaman yaşadım. Ayrılma günü, çoğunda olduğu gibi, bu macerada da gelip çattı. O da evlendi. Halbuki ben bu yaşta evlenemezdim. İki kardeşim, annem, babam var. Hepsi bana bakıyor. Onlara, önce güzel bir ev almalıyım. Hiç olmazsa daha dört-beş yıl geçmeli..."

- "Evlilik çok kutsal, çok mesuliyetli bir şey... Zaten sinema alemi, pireyi deve yapıyor. İki ufak gönül macerasını büyütüp etrafa yaydılar. Sinema seyircileri benim için kötü şeyler düşünecek. 'Çapkınlıktan başka bir şey bilmiyor' diyecekler. Böyle tanınmak istemiyorum. Ben çekingen, utangaç bir insanım. Kazancıma, işime zararı olan rivayetlerin yayılmasına artık meydan vermeyeceğim. Yeşil gözlü, sahici sarı saçlı, ince bir kız, evlenmek için hayalimde yaşattığım tip... Ama, daha henüz 28 yaşımdayım. Daha genç sayılırım..."

Efgan Efekan, röportajı daima yaptığı gibi yine "Daha genç sayılırım" diye bitirdi.

(Yazı: Enis Rıza Olcayto - Ses Dergisi - 26 Mayıs 1962)