Esin Afşar - Bayan Yoh Yoh'ta, yok yok!

Yayın Tarihi : 20 Kasım 2011
10013
Biz Esin Afşar'ı şarkılarıyla sevdik. Ancak onun hayatı sadece müzikle sınırlı değil...

Biz onu şarkılarıyla tanıdık, sanatıyla sevdik, bir dönem çok popüler olan şarkısı "Yoh Yoh"un adıyla andık. Oysa Esin Afşar'ın yaşamı bunlarla sınırlı değil. Bir bakıyorsunuz Galatasaray'da "Cumartesi Anneleri" ile oturuyor, bir bakıyorsunuz Türk-Yunan dostluğu için kolları sıvamış. Hala her yıl lisan okuluna gidiyor, şan dersleri alıyor. Hayatı sonu gelmeyen bir okul, topluma duyarlı olmayı en büyük sorumluluk kabul ediyor. Kısacası "Bayan Yoh Yoh"un hayatında yok yok.

* * *

Esin Afşar, annesi, babası ve ağabeyi Oktay ile 14 Ağustos 1938 tarihli bir fotoğrafta...Esin Afşar'la Levent'teki evinin bahçesindeyiz. Çıplak ayakla çimlerin üzerinde otururken o masmavi gözlerinde küçük bir çocuğun yaramazlık yaptığı andaki heyecanını seziyorsunuz. Gözleri duygularını öylesine yansıtıyor ki, konudan konuya atlarken kah kararıyor, kah çakmak çakmak oluyor, bazen de bulutların rengini yansıtıyor.

Aslında "Diplomatik Sanatçı"larımızdan. Konservatuar mezunu. Muhsin Ertuğrul'un önerisiyle 12 yıl tiyatro oyunculuğu yaptıktan sonra Ruhi Su ile çalışıp folk müziğine yönelerek bu akımı tekrar başlatıyor. Devrin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil tarafından "Diplomatik Sanatçı" unvanı ile konserler vermek üzere Macaristan'a yollanıyor.

1969'da Jacques Brel ile birlikte "Dario Moreno Ödülü"nü alıyor. Gilbert Becaud ve Josephine Baker ile birlikte konserler verip aynı yıl Romanya Broşov Uluslarası Müzik Festivali'nde "Eleştirmenler Ödülü"nü kazanıyor. 1970'te "Türkiye'nin en büyük sanatçısı" ve Bulgaristan'da Altın Orfe üçüncülük ödülleri onun... İtalya, Japonya, İsrail, İngiltere, Belçika, Tunus, Avustralya gibi dünyanın birçok ülkesinde konserler veriyor.

Esin Afşar, ağabeyi Oktay Sinanoğlu ile çocukluk yıllarında...1989'da İngilizceden çevirdiği "Kırmızı Pabuçlar" dört yıl Ankara ve İstanbul Devlet Tiyatrolarında oynamış... 1982-1983'te Bilgesu Erenus'un tek kişilik tiyatro oyunu "Kelaynaklar" ile sahnede... Sekiz yıldır Fransa'da sürekli konserler veriyor. Yaşamla her an içiçe. 1990'da Audincourt'ta ırkçılığa karşı düzenlenen festivale davet ediliyor. Annesi, Basın Şeref Kartı sahibi Rüveyde Sinanoğlu'nun ölümü üzerine, yaşlılar için bir kampanya başlatıyor.

Çoğunun aktif olarak başında bulunduğu derneklerinin bazıları ise Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği, Türkiye-Yunanistan Dostluk Derneği, Sokaktaki Çocukları ve Gençleri Koruma Derneği, Sigara İçmeyenler Derneği, Beyoğlu'nu Güzelleştirme Derneği, Müzik Dostları Derneği ve Nesin Vakfı Destekleme Derneği.

Döneminin sanatçılarına kıyasla hayata bakışı çok farklı, topluma karşı sorumluluğunu çok ciddiye alan bir insan:

"Bütün derneklere hakkıyla yetişebilmek tabii ki mümkün değil, çünkü ben aynı zamanda bir anayım. Bir yandan evimin kadınıyım, aynı zamanda müzikle uğraşıyorum, kitap yazdım, tiyatro yapıyorum ve bu arada da derneklerime yetişmeye çalışıyorum. Mesela en önemli derneklerimden biri Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği. Bunlar tabii yapılması gereken şeyler. Ben bir de ev kadınlarını çok kınıyorum açıkçası, halbuki herkes yararlı olabilir, herkes bir şeyler yapabilir. Dikkat ediyorum bu dernek üyelerinin ve çalışanların çoğu yine bir meslek sahibi, çoğu profesör, yani bir Türkan Saylan'ın nasıl yetişebildiği akıl alır gibi değil. Demek ki yapılabilir aslında, onun için böyle boş oturan hanımlarımıza hakikaten yakıştıramıyorum. Bizim kadınlarımız zeki insanlar. Erkekleri kızdırmayalım ama ben erkeklerden de zeki buluyorum açıkçası"

Esin Afşar, Paris'te müziğimizi başarıyla temsil etti."Aydın Gün'ün kurmuş olduğu Müzik Dostları Derneğim var. O tabii ilgi alanım. Aydın Gün yeri doldurulamayacak bir insan. Çok güzel projelerimiz var. Türk-Yunan Dostluk Derneği ikinci başkanıyım. Tabii yönetim kurulunda veya başkanlıkta olunca aktif çalışmak mecburiyeti doğuyor"

Yakında çıkacak olan Yapı Kredi Kültür Hizmetleri kapsamındaki "Atatürk" kasetinin ilk 2 bin tanesini Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne armağan etmiş. 60 kadar şubesi olan derneğin ülke çapında oldukça yaygın olduğunu, kasetin ardından bir dizi Atatürk konserleri vermeyi düşündüğünü ekliyor.

"Kendimi topluma karşı son derece sorumlu hissediyorum ve bence doğru olanı da bu, herkesin böyle olması gerekir. Herkes ülkesine sahip çıkmalı, ülkemi çok seviyorum. Fransa'da yerleşmem için çok imkanlarım oldu. Büyük Fransız müzik otoriteleri orada kalmamı istediler. Büyük şansım vardı ama kalamadım. Bunda biraz da çocuklarıma olan düşkünlüğümün rol oynadığını itiraf etmem gerek. Tabii çok küçüklerdi. Analık yanım, sanatçı yanıma ağır bastı. Aslında böyle bir gereksiz düşkünlüğümüz var bizim çocuğa. Bir yabancıya baktığın zaman çocuğu merdivenin yanına kadar gelir o saldırmaz, ben elalemin çocuğu için çığlık atarım. Her şey yerinde ve doğru olmalı."

"Mesela ben Cumartesi Anneleri ile birlikte gittim, orada oturdum, onlarla birlikte eylem yaptık, acılarını paylaştım. Bunun hepimizin görevi olduğuna inanıyorum. Daha dorusu ben yaptığım işlerin reklamında değilim içimden geldiği için yapıyorum"

Her yıl Fransa'ya gittiğinde mutlaka bir dil okuluna devam ettiğini duyduğumuzdan söz ediyoruz. Oysa babası diplomat olduğu için İtalya'da doğduğunu ve ana dili Fransızca olarak büyüdüğünü biliyoruz.

"Gidiyorum" diyor Esin Afşar, "Benim şan hocam Tahran Operasının kurucusudur. Ondan da hala şan dersi alıyorum. 'Ne öğreteyim artık ben sana, senin en sevdiğim tarafın hala böyle öğrenci duyguları taşıyor olman, o yüzden de genç kalıyorsun' der. Dil ve müzik en nankör iki şey. Bisiklete binmeyi unutmazsınız, yüzmeyi unutmazsınız. Dili biraz konuşmasan hemen unutuluyor. Çok insafsızca unutuluyor hem de. Yani öğrenmenin sonu yok bence. Bizim gençler ise hemen 'Ben oldum' diye düşünüyorlar. Sen nereden oldun? Hangimiz olabildik ki, bunun sonu yok ki. Her dakika öğreneceği bir şey vardır insanın. Biz bunu kabullenemiyoruz. 'Ben en büyüğüm" diyor, 'En iyi gitaristim" diyor, 'Öğrenecek şeyim kalmadı" diyor. O zaman olmuyor tabii"

Birçok sanatçının yurt dışında başarılı olmak için çaba harcadığını, hatta bu amaçla orada yerleştiklerini hatırlatıyorum.

"Bu bence şundan kaynaklanıyor, mesela Tülay German son derece güzel sesi olan ve orada 35 yıldır filan oturan bir insan. Menajerim de onu dedi 'Sen geldin ayağının tozuyla 'Theatre de Ville' gibi dünyanın çıkılması en zor yerine çıktın. Tülay bizim müziğimizi son derece başarılı yapanlardan biridir. 'Burçak Tarlası' bir hittir örneğin. Ama sonradan Fransız müziği söylemeye kalkınca bu onlara cazip gelmiyor. Tereciye tere satmak gibi"

"Benim kazancım da tabii sahne, ses kalitesi onlar için çok önemli ama bunun yanı sıra bir de ilginç olmak lazım. Ben gidip orada onlara Fransız şarkıları söyleseydim nereye kadar ne olabilirdim. Hiçbir şey olamazdım. Onlara ilginç gelen benim müziğim. Bir Nana Mouskuri neden bu kadar meşhur oldu, çünkü kendi müziğini yaptı"

En son "Esin Alaturka"yı çıkardığını biliyorum ve Habitat etkinlikleri çerçevesinde verdiği konserdeki performansını hatırlıyorum. "Ata'ya" eli kulağında çıkmak üzere, daha sonra 1969'dan beri yaptığı çalışmalardan bir seçim yapılarak daha nostaljik bir kaset gündeme gelecek. Bu arada Abidin Dino'nun bir konserini izledikten sonra yaptığı ve "Anılar yanıltır mı Esin?" diye kendisine hediye ettiği resmini kapak yaptığı kitabının ikinci basımı gündemde. 

Haziran ayında Fransa'da verdiği bir dizi konseri hatırlatıyorum, Fransız basınında büyük yankı uyandırdığı halde Türk basınında pek yer almamıştı.

Gülümsüyor:

Esin Afşar, birçok dernekte etkin çalışmalarda bulunuyor..."Türk basını biraz enteresan. Ciddi sanat ile uilgilenmek cazip gelmiyor. Gazeteci dostlarım bile şikayetçi, ben böyle dert yandığım zaman hak veriyorlar. Benim annem de gazeteciydi, benim çok sevdiğim çok onurlu bir meslek ama hiçbir şeyde kalmadığı gibi onda da onur kalmadı. Her şeyin karşılığı para oldu, hızlı kazanmak oldu, onun için basın da artık eski basın değil. Sanat da kalmıyor yavaş yavaş. Bir karmaşa, bir yozlaşmadır gidiyor, birçok insan çekildi. Mesela Timur kendi kabuğuna çekildi. Timur Selçuk gibi bir değer kaç tane yetişir bir ülkede. Bıktırıyorlar"

"Okay Temiz'e - ki uluslararası bir sanatçımızdır - bir televizyon programında 'Siz ülkemizin yetiştirdiği en iyi' filan diye başlayan bir soru sorulduğuna şahit oldum. 'Hayır, beni Türkiye filan yetiştirmedi' dedi. Bu hale getiriyorlar yani. Kucak açacaklarına bir sürü engelle karşılaştırıyorlar. Kan kusturuyorlar. O kadar az yetişiyor ki böyle gerçek sanatçılar. Konfüçyus'un 2500 yıl önce söylediği söz çok doğru: "Bir ülkenin müziği bozulmuşsa pek çok şey bozulmuş demektir."

(Yazı: İlkin Sungu - Nokta Dergisi - 8 Eylül 1996)