Eşref Kolçak, oğlu Harun'la hasret giderdi

Yayın Tarihi : 26 Ocak 2016
15245
Eşref Kolçak ve eşi Özcan, 10 gündür kampta bulunan oğulları Harun'un özlemine dayanamayıp, soluğu yanında aldı ve keyifli bir gün geçirdi.

 

Eşref Kolçak’ın bir tek çocuğu vardır: Oğlu Harun... Geçen yıl bir Fransız okuluna giren 13 yaşındaki Harun evinden ve anne, babasından 10 gün uzakta kamp yaptı. Eşref Kolçak hemen arabaya atladı ve oğlunun yanına koştu.

Eşref Kolçak, Çınarcık kampında ziyaret ettiği oğlu Harun ile çok keyifli bir gün geçirdi.Yolda Eşref kolçak'ın aklına «Babalar ve Oğullar», «Oğlum Oğlum» gibi kitap isimleri geliyordu. Bir zamanlar böyle romanlar okumuştu. Çok güzel kitaplardı. Hala hafızasındaydı. Arabayı kullanırken yanındaki karısı Özcan'a baktı. O da dalgındı. Muhakkak oğlunu düşünüyordu.

Ne tuhaf şey! İkisinin de müşterek bir varlıkları vardı bu dünyada: Canlı, sihirli, cazibeli, kutsal bir varlık. Gittikçe irileşen, büyüyen, hacim ve ağırlık kazanan bir yaratık... 

Zaten «yaratık» denen şey durmadan büyür, durmadan kuvvetlenir ve nihayet durmadan ölüme yaklaşırdı. Aklına ölüm gelince canı sıkıldı. Bu kadar genç bir insan, bir çocuk bile bir gün gelip ölecekti.

«Ya analar, babalar?» dedi, kendi kendine. Bir sigara yaktı. Şimdi hayatı düşünecek yaştaydılar.

Baba 42, oğlu 13 yaşındaydı. Eşref Kolçak, Erzurum'un «Kızılimaret» köyünde doğmuş, İstanbul'da Sultanahmet Sanat Enstitüsü'nde okumuş, sonra Ses Tiyatrosu'na «dansör» olarak girmişti.

Oğlu Harun ilkokulu bitirmiş, bir Fransız okuluna yazılmıştı. «Oğullar» babalardan daha iyi okuyordu. Biraz sonra Fransız öğretmenleriyle çatır çatır Fransızca konuşacak, babası da onunla iftihar edecekti. Okulun yıllık ücreti epey yüklüydü, ama bir yabancı dil öğrenmek kolay mıydı? Oğlunu Avrupalara yollayacak, «büyük adam» olması için elinden gelen masrafı yapacaktı. 

Karaköy'den pasta, çörek, çikolata aldı. Kabataş'tan Üsküdar'a geçti. Kartal araba vapuru iskelesinde kuyruğun uzadığını görünce İzmit Körfezi'ni arabayla dolaşmaya karar verdi. Oğlu Harun, Çınarcık'ta arkadaşlarıyla kamp yapıyordu.

Eşref Kolçak'ın babasının ismi de Harun'du. Babalar ölüyor, isimleri torunlara kalıyordu. Bir kızı olsa ona da «Hateme» adını verecekti. Zira, annesinin adı buydu.

Çınarcık'ta oğlu Harun'u bulamadı. Öğretmenleriyle 10 kilometre ilerideki «Karpuzköy»e gitmişti. Gaza bastı, biraz sonra deniz kenarında çocukları gördü. Çığlıklar atarak denizde yüzüyorlardı. Başlarında öğretmenleri vardı. Denize uzanan iskelenin üzerine çıktı. «Haruuuun, Haruuuun!» diye seslendi. Biraz sonra denizden bir baş uzandı, «Babacığım!» diye bağırdı. 

Bilek güreşinde Harun Kolçak, babası Eşref'i, tarafsız hakem olan annesi Özcan'ın da desteğiyle yendi!Harun iskelenin merdivenlerine tırmandı. Ana ve baba koştular. İskele üzerinde kucaklaştılar. Kolçaklar, deniz suları üzerinden süzülen Harun'a 10 gündür hasret kalmışlardı.

«Ya askere giderse ne olacak halimiz?» dediler. Eşi Özcan, kocası Eşref Kolçak'a baktı, «Hele o günler gelsin de...» diye mırıldandı.

Akşama kadar Harun'la gezdiler. Fransız öğretmenleriyle tanıştılar. Karpuz tarlasında koştular. Birdirbir oynadılar, halat çekme yarışı yaptılar. Yüksek atlama, sürat koşusu. sonra da güreş ve bilek yatırma. 10 gün içinde kuvveti artmış, büyümüştü sanki! 

Ayrılık vakti geldiğinde, Eşref ve Özcan Kolçak oğulları Harun'a sarılırken içlerini hüzün kapladı.Dönüş saati gelince hepsine bir hüzündür çöktü. «Daha 20 gün onu göremeyeceğiz» diyorlardı. Harun arkalarından seslendi: «Anne, baba! Sakın üzülmeyin, yakında yine aranızdayım!»

Otomobilin arkasında sallanan ufak bir el kalmıştı. Arabanın içinde de gözleri yaşlı bir anne ve bir baba...

(Ses Dergisi - 27 Temmuz 1968)