Sinemadaki ilk günleri (1) Fatma Girik

Yayın Tarihi : 07 Ocak 2016
7271
Fatma Girik'i gören Atıf Yılmaz, "Ben sizden güzel bir kız istedim, siz bana duba gibi bir çocuk getirdiniz" diye bağırdı, Osman Seden ise, "Bu kızdan hiçbir şey olmaz" dedi.

 

Yüz binlerin gönlünde taht kuran sinema yıldızlarının her şeyi merak edilir. Ne yediği, ne içtiği, nasıl ve kaça giyindiği, boş zamanlarını nasıl değerlendirdiği gibi... Sinema yıldızlarının en çok merak edilen yönlerinden biri de sinemaya girmeden önceki hayatları ve sinemadaki ilk adımlarıdır. İşte altı hafta sürecek bu yazı serimizde sizlere Türk sinemasının zirvedeki altı isminin sinemadaki ilk günlerinden söz edecek, yazı dizimizi ilginç resimlerle süslemeye çalışacağız. Serimizin ilk ismi Türk sinemasının güçlü oyuncusu Fatma Girik... Yeşilçam'ın mavi gözlü, açık sözlü Fato'su...


Fatma Girik, 9 yaşındayken annesi Münevver ve kardeşi Müyesser ile...Sinemada ilk günler... Karanlık sinema salonlarının bembeyaz perdesinde tanışılan, sonra sevilen, hayran olunan, yüzünü bir defacık olsun görebilmek için onca eziyetlere katlanılan, bir imzalı fotoğrafını elde edebilmek için adresine mektup üzerine mektup yazılan sinema yıldızlarının ilk günleri...

Yerli sinemanın mavi gözlü kadını, oyuncu kadını Fatma Girik ile Topağacı'ndaki evinde, işte bu günleri konuşuyoruz... Bazı insanlar vardır, o günlerden konuşmayı pek sevmezler. Hemen sözü değiştirip, başlarını başka taraflara çevirirler. «Haa o günler mi?» deyip geçiverirler. Ama Fatma Girik bu tip insanlardan değil. Geçmişini konuşmaktan, bugünkü yerine nasıl geldiğini soranlara her şeyi açık açık anlatmaktan zevk duyar. «Geçmişimi neden saklayayım?» der, «Önemli olan şimdiki Fatma Girik'tir. Demek ki çalışmışım, çabalamışım ki Fatma Girik olmuşum.»

***

Kocamustafapaşa'nın Arnavut kaldırımlı bir sokağı. Birbirine yaslanmasa, yerle bir olacak ahşap evler. Çeşme başında su dolduran, zaman zaman iplik gibi akan musluk önünde bir kova su için kavga eden pazen entarili, ayağı takunyalı genç kızlar. Esma Teyze, Fatma Teyze, Hüseyin Ağabey, Sezai Ağabey ve Fatma Girik... Bir "yabanlık", bir "gündelik" iki elbisesi, iki ayakkabısı olan, zaman zaman parasızlıktan kalem, defter alamayan, Arnavut kaldırımlı o sokağın dilberi Fatma Girik...

Fatma Girik'in başrol oynadığı ilk film: Leke - Öksüz YavruTopağacı'nda, kaloriferin ısıttığı o sıcacık odada, bugünün yıldız ismi, Yeşilçam'ın mavi gözlü Fato'su mazinin karanlıklarında ağır ağır ilerliyor. Her adım atışında gözleri buğulanıyor, dalıp gidiyor...

«Yıl galiba 1955 idi. İşleri iyi olmadığı için babam eve bakamıyordu. Annem ara sıra film şirketlerine çalışmaya gidiyor, eve beş, on lira getiriyordu. Bir gün, bizim karşımızdaki odada
oturan Hüseyin Ağabey'in kardeşi Sezai Ağabey gelmişti. Filmlerde figüran olarak oynardı. Beni görünce, 'Bu kızı da filmlerde oynatalım. Hiç olmazsa eve yardımı dokunur' dedi. Annem şiddetle
itiraz etti. 'Olmaz' dedi, 'Okuyacak o, adam olacak. Filim setlerinde ahlakı bozulur sonra'. Ama sonunda Sezai Ağabey'in dediği oldu ve ben annemle birlikte, bir sabah erkenden, Yeşilçam'a geldim. Etrafa çekingen çekingen bakıyordum. Hani sanki bilinmeyen acayip bir şey görecekmişim gibi bir his vardı içimde. Fakat kısa zamanda alıştım. Anladım ki, bu sokağın da bizim sokaktan farkı yok. Yalnız insanları biraz değişik, o kadar. O gün ilk olarak 'Günahkar Baba' filminin sonradan seyrettiğim halde göremediğim bir sahnesinde rol aldım. Akşam iş bittiği zaman beş lira tutuşturdular elime. Paraya bakıp bakıp, sanki elimden uçacakmış gibi sımsıkı tutuyordum. Eve uçarak geldim. Para kazanmıştım. Beş liram vardı cebimde. Zengin olacaktım! Milyoner olacaktım! Şöhret olacaktım!»

Fatma Girik, 1958'de Murada Ereceğiz filminin kadrosuyla. 16 yaşındaki Fatma Girik, çekimlerde tanıştığı filmin yönetmeni 38 yaşındaki Memduh Ün ile ilişkiye başlamıştı.«Fakat ikinci defa oynadığım 'Beş Hasta Var' filminin setine geldiğim zaman hayalhanem allak bullak oldu. Benden bir şey olmazdı! Olamazdı! O an rüyalarımı süsleyen o güzelim balonların
aniden fıs diye sönüverdiğini hissettim. Beni gören rejisör Atıf Yılmaz, prodüksiyon amirine çıkışmış, 'Ben sizden güzel, eli yüzü düzgün bir kız istemiştim, siz bana duba gibi bir çocuk getirdiniz' diye herkesin önünde bar bar bağırmıştı.»

Gülüyor Fato, tatlı tatlı gülüyor. Ve sonra kaldığı yerden anlatmaya devam ediyor: 

Fatma Girik, yıldızının parlamaya başladığı yıllarda...«O günlerde Cilalı İbo (Ferudun Karakaya) da benim gibi film yıldızı olmak isterdi. Elinde bir çanta ortalıkta dolaşır, sette makyaj yapardı. Bir gün bana şahane bir makyaj yaptıktan sonra, tuttu elimden, rejisör Osman Seden'e götürdü. Bir sürü methiyeden sonra, 'Bu kıza bir rol veremez misin Osman Ağabey?' dedi. Dedi ama, Osman Seden'den aldığı cevap onu da, beni de son derece üzdü. Beni üzmekle kalmayıp sabahlara kadar ağlattı: Bu kızdan hiç bir şey olmaz Feridun, boşuna uğraşma»

«Yeşilçam'a üç-dört ay uğrayamadım. Şevkim kırılmış, heyecanım sönmüş, hayallerim yerle bir olmuştu. Zaten okullar da açılmıştı. Annem de filmlerde oynamamı istemiyordu. Derslere daldığım bir gece kapı çalındı. Gelen operatör Fahri Danışman'dı. 'Leke' filmi için hiç başrol oynamamış bir kız arıyorlarmış, beni tavsiye etmişler. Uzun uzun düşünüp, taşındıktan sonra ertesi günü 'Ne olursa olsun' deyip kalktım gittim, mukaveleyi imzaladım ve 1000 lira peşin parayı cebime koydum. Aman Allahım çıldıracaktım! Bin lira!... Düşünün bir kere, o yıllarda dört ailenin oturduğu bir evde, bir göz odada 35 liraya oturuyoruz ve ben bir filmimden 1000 lira alıyorum. Hemen annemle çarşıya çıktık. Kendime mavi bir ayakkabı, mavi bir elbise aldım. Akşam evde kalem kalem pirzolalar pişti, muzlar, elmalar, envai çeşit meyveler sofraya serildi. Vallahi ben o güne kadar muzun tadını bile bilmiyordum, ilk defa o gece yedim muzu! Hem de gece yarısına kadar, durmadan.»

Fatma Girik biraz sonra sete gidecek. Makyajını tazeliyor karşımızda. Veda edip ayrılırken hala geçmişten bahsediyor bize. «Ah neydi o günler. Keşke bir daha yaşayabilsem o ıstırap, neşe, heyecan dolu günleri» diyor...

(Yazı: Cahit Poyraz - Ses Dergisi - 2 Ocak 1971)