Fikret Hakan'la Türk sinema tarihine yolculuk

Yayın Tarihi : 10 Şubat 2014
15398
Fikret Hakan, edebiyatla ilgilenen tek yıldızımızdır. Altı-yedi yıl önce, bir hikaye kitabı yayınlamıştır. Şimdi de Türk filmciliğinin geçmişini kaleme alıyor.

Fikret Hakan, çalışma odasında üç sanatı kaynaştırabilmiştir. Duvarları, aydınlık renkli non-figüratif desenler, serbest ölçülü şiirler süsler. Bu tabloların arasına, Türk sahne ve perdesinin meşhurlarının fotoğraftarı asılmıştır. Ayrıca, çalışma masasının üstü, tepeleme sahne ve perde fotoğrafları ile doludur. Fihristler, not defterleri, kitaplar da, kitaplıkta yer kalmadığından masanın üzerine sıralanmıştır.

Yakışıklı artist, bu dekor içinde sinemamızın 64 yıllık tarihini yazmaktadır. Önce, notları derler, sonra bu yazıları fotoğraflarla değerlendirir... Türk filmciliğinin tarihini, defterleri, kitapları karıştırarak, soranlara şöyle anlatır:

- "Gördüğünüz defterler, fihristler, fotoğraflar 64 yılık sinema tarihimizin sayfalarını dolduracak belgelerdir. Dilerseniz, bu defterlerin sayfalarını birer birer çevirelim, fihristi A'sından, Z'sine kadar inceleyelim. Mesela, filmciliğimizin tarihi şu fotokopi ile başlar..."

Fikret Hakan(Sağdaki fotoğraf: Fikret Hakan, Sahaflar Çarşısı'nda kitap incelerken...)

Büyük defterin ilk sayfasındaki bir fotokopiyi gösteriyor:

- "Fransızca yazılmış bir ilan fotokopisinin özeti şöyle: 'Galatasaray'da Sallessponek Birahanesi’nde canlı fotoğraf gösterilecek'. İlanın tarihi 1897 ama; daha önce adı sana bilinmeyen bir Fransız ressamının Dolmabahçe Sarayı'nda 'canlı fotoğraf' gösterdiğini, arşivlerden çıkan belgelerden öğreniyoruz. İlk defa, bir sinema salonunda film gösterilişi ise, 1908 yılına rastlar. Sigmund Weinberg adlı bir Polonyalı, Tepebaşı'nda, Komedi Tiyatrosu'nun bulunduğu yerde, "Pathe" adlı bir sinema salonu  açmış..."

Fikret Hakan, defteri kapıyor, fotoğraf albümünü açıyor:

- "1914 yılı Türk filmciliği tarihinde önemli bir noktadır. O yıl, ilk belge filmi çekilmiş, ilk konulu filmin hazırlıkları bitmiş, ilk Türk sineması açılmış... Fuat Uzkınay adlı bir yedek subayımız, Yeşilköy'de Ruslar tarafından dikilen bir sütunun havaya uçuruluşunu filme almış. Arşak Benliyan ve arkadaşları, "Himmet Ağa'nın İzdivacı' adlı konulu bir filmin çekimine başlamışlar. Oyuncuların çoğu askere gittiği için, film ancak savaş sonunda bitirilebilmiş. İlk Türk sineması olan "Milli" ise Şehzadebaşı’nda Fevziye Kıraathanesi’nin bulunduğu yerde açılmış... Bu arada, Enver Paşa’nın kurduğu 'Ordu Sinema Dairesi' tarafından çeşitli belge filmleri çevrilmiş. Ayrıca, "Himmet Ağa’nın İzdivacı"ndan sonra başlandığı halde, ondan önce bitirilen iki konulu film var: Birinin adı "Casus", ötekinin ise "Pençe..." Bu filmlerin çekilmesi işi ile, Müdafaa-i Milliye Cemiyeti ilgilenmiş..."

Fikret Hakan(Sağdaki fotoğraf: Fikret Hakan, Sahaflar Çarşısı'ndaki araştırması bitince evine döner, çalışma odasına kapanarak topladığı bilgileri derler...)

Fikret Hakan albümün sayfalarındaki film fotoğraflarını gösteriyor:

- "Filmlerimizde rol alan ilk Türk artisti Behzat Butak... "Himmet Ağa’nın İzdivacı" filminde oynamış... Vasfi Rıza Zobu,  İsmail Galip Arcan, Sadi Karagözoğlu da ilk yıldızlardan...  Kadın artistlerin perdede görünmesi, "Ateşten Gömlek" filminde gerçekleşebilmiş. Daha önceki filmlerde, Ermeni ve Rum kadınları oynarmış... İlk kadın artistler ise, Neyyire Ertuğrul ile Bedia Muvahhit...  "Allah’ın Cenneti" filminde, ilk defa bir  ses sanatkarı ile bir Türkiye güzeli oynamış. Münir Nurettin Selçuk'un sesi, Feriha Tevfik'in güzelliği bir araya gelince, film tutmuş..."

Fikret Hakan bir yandan sayfaları çeviriyor, bir yandan da konuşuyor:

- "Kemal ve Şakir (Seden) kardeşler, 1919 yılında ilk Türk film şirketini kurmuşlar. 1922'de de "Kemal Film" adıyla "Tombul Aşığın Dört Sevgilisi" filmini çevirmişler... 60 yıl içinde çevrilen Türk filmlerinin sayısı 1200'dür... Bunlardan yüzde 60'ının konusu dram,  yüzde 20'si komedi, yüzde 15'i ise tarihi... Yüzde 5'inde ise çeşitli konular işlenmiş...  Halk edebiyatı ile ilgili ilk film "Kerem ile Aslı"... Bu yıl çevrilen son film ise, "Karacaoğlan'ın Kara Sevdası" adını taşıyor... Filmlerde ölme rekoru Muhterem Nur ile Ahmet Tarık Tekçe'de... Gene filmlerimizde en çok geçen kelime ise, 'kader' sözü... 26 filmin adında 'kader' kelimesi kullanılmış. 'Kanlı', 'günah' kelimeleri ise ikinciliği, üçüncülüğü alıyor... Filmlerde en çok kullanılan kadın adı "Ayşe"... İki adlı filmlerin çokluğu göze çarpıyor. Filmlere İstanbul sinemaları için ayrı, Anadolu sinemaları için ayrı ad konuluyor. Bu konuda bir, iki misal vereyim. Mesela, filmin birinci adı 'Anneciğim... Anneciğim...'  İkinci adı ise 'Bir Dilim Ekmek...' 'Kapıcının Kızı'nın ikinci adı ise 'Onu Muhakkak Görmeliyim...' 'Yüzbaşı Tahsin' filmine de 'Bizim Oğlan' diye ikinci bir ad konulmuş".

Fikret Hakan, son sayfadaki bir Şarlo ile bir Tarzan fotoğrafını gösteriyor:

- "Hollywood'un iki büyük şöhreti, Şarlo ile Tarzan da filmlerimize konu olmuştur. 'Şarlo İstanbul'da' filminde, Şarlo rolünü Kimon Spatapulos adlı bir Yunanlı oynamış...  'Tarzan'ın hikayesi ise daha ilgi çekici... Biri rüyasında, Tarzan'ı görmüş. Ağaçtan ağaca atlıyormuş. Ertesi günü ilk işi, bir film şirketi kurmak olmuş. Adını da  'Tarzan Film' koymuş... Bir film çevirmeye başlamış... 'Tarzanlaşan  Adam' adlı bu filmde, 'Tarzan' rolünü de kendisi oynamış...

(Ses Dergisi - 16 Aralik 1961)