Gökyüzünde yapayalnız bir yıldız

Yayın Tarihi : 11 Ağustos 2012
12458
1948 Londra Olimpiyatları'nda üç adım atlamada 3. olan Ruhi Sarıalp, uzun yıllar boyunca güreş dışında kazandığımız tek olimpiyat madalyasının sahibiydi.


Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük sporcularından biri olan Ruhi Sarıalp'in, 1948 Londra Olimpiyatları'nda bronz madalya kazanırken yaptığı atlayışı ölümsüzleştiren bir fotoğraf vardır: Gökyüzünde adeta uçan yalnız bir adam (manşet fotoğrafı)... Yıllarca güreş dışında madalya üretemeyen koskoca güzel ülkemin yapayalnız bir yıldızı...

Gökyüzündeki bu yalnız yıldızın öyküsünü sizlere, Abdükadir Yücelman'ın 10 Aralık 2003'te Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlanan yazısıyla aktarıyoruz...

**********

Ruhi Sarıalp, Londra Olimpiyatları dönüşü, şampiyon güreşçilerle birlikte halkı selamlıyor...Yıl 1948... Olimpiyatlara ilk kez katılan genç adam idman yapmak için Wembley Stadı'nın üç adım atlama pistine doğru yürüdü. Değnek gibi bacakları titriyordu. Heyecandan yanına yaklaşan adamın farkında bile değildi. Adam iyice yaklaştı yanına, "Çok mu korkuyorsun?" diye sordu. "Evet" dedi genç sporcu. Adam "Korkulacak bir şey yok" dedi ve kendini tanıtarak devam etti: "Benim adım John... Wembley Stadı 'nda görevliyim. Dedemin dedesinin bir Türk'e olan borcunu ödemek istiyorum."

Genç atlet, Türkiye'yi 1948 Londra Olimpiyatları'nda 3 adım atlamada temsil edecek olan Ruhi Sarıalp'ten başkası değildi. Adam cebinden bir pound çıkararak Ruhi'ye uzattı ve öyküsünü anlattı:

Ruhi Sarıalp, bir yarış sonrası birincilik kürsüsünde ödül alıyor. Ne yazık ki, Ruhi Sarıalp'in Londra'da bronz madalya kazandıktan sonra şeref kürsüsüne çıktığı fotoğraf yoktur. Çünkü Sarıalp madalyasını aldığı sırada tüm Türk gazeteciler, o sırada oynanmakta olan Türkiye-Çin futbol maçını izlemektedir..."Dedemin dedesi Kırım Savaşı'na gitmeden önce İstanbul'da diğer müttefik askerlerle birlikte Selimiye Kışlası'nda konaklamış. İşte böyle senin gibi tirtir titriyormuş. Bir Türk çavuş ona yaklaşmış, 'Korkmanın bir faydası yok, gittiğin gibi geleceksin' diyerek bir madeni para vermiş ve 'Bu parayı dilinin altına koy, dileğini söyle. Dileğin gerçekleşecek. Hiç meraklanma" demiş. Dedemin dedesi de 'Kırım'dan sağ salim döneyim, aileme kavuşayım' dileğinde bulunmuş ve gerçekten de İngiltere'ye ve eşine sağ salim dönmüş. Şimdi ben de sana 1 pound veriyorum, dilinin altına koy ve dileğini tut."

Ruhi Sarıalp, parayı dilinin altına koyup dilek tutmuş. Yanında bulunan bu olayın tanığı  Atletizm Kafile Başkanı Naili Moran, "Ne diledin?" diye sorunca, 'Ne saklayayım hocam. Altından, gümüşten vazgeçtim, bana bir üçüncülük yeter" dedim. Naili Moran gülmüş: "Dilin mi tutuldu oğlum. Bu kadar mütevazı olma."

Olimpiyatlar başlamış ve ne ilginçtir ki Ruhi Sarıalp, 15,25'lik atlayışıyla üçüncü olup bronz madalya kazanmış. Oysa Ruhi Sarıalp, Londra'ya hareketinden önce İstanbul'da 15,75 yapmış ve Türkiye rekorunu kırmıştı. Ve Londra'da altın madalyayı 15,40 yapan İsveçli atlet kazanmıştı.

Ruhi Sarıalp, bir atlayış sırasında...Bu 1 pound'un öyküsü yıllarca konuşuldu ve her konuşulduğunda da Ruhi Sarıalp kendisine "Neden altın madalya dilemedin?" diye soranlara, "Ne diyeyim ağzımdan öyle çıktı" yanıtını verdi.

1948 Londra Olimpiyatları dönüşünde Başbakan Hasan Saka, Londra'da şeref kürsüsüne çıkan sporcularımızı Ankara'da kabul ederek kutladı.

Bu arada teker teker sporculara: "Sen ne yaptın?" diye sormuş. "Efendim ben 52 kiloda güreştim şampiyon oldum." "Sen ne yaptın?" "62 kiloda güreştim şampiyon oldum"... Sıra Ruhi Sarıalp'e gelmiş: "Sen ne yaptın" "Üç adım atlamada 3. oldum". Hasan Saka "Bir adım daha atıp birinci olsaydın ya" demez mi...

Bu hikaye ağızdan ağıza dolaşıp durur yıllardır. Doğru mu, yanlış mı bilinmez. Ama Yıldırım Akbulut ya da rahmetli Cevdet Sunay için neler uydurulmuştu, belki bu da onun gibi bir şey. Çünkü Karadenizli Başbakan Hasan Saka'nın mizah tarihine geçmiş fıkralan meşhurdur.

Atletizmin duayenlerinden Cüneyt Koryürek, Ruhi Sarıalp'i "En büyük Türk atleti" olarak tanımladıktan sonra onu şöyle anlatıyor:

"ABD'de bulunduğum yıllarda üç adımda üç dünya rekoru kıran Brezilyalı Da Silva ile tanışmıştım. Benim Türk olduğumu öğrenince 'Ruhi çok büyük atlet' demişti. Kazanmak için yarışırdı ve Londra'da atlayışı sırasında ufak bir hata yaparak altın madalyayı kaçırmıştı. Ruhi Sarıalp daha sonraki yıllarda 1952 Helsinki ve 1956 Melbourne'de altın madalya kazanacak olan Brezilyalı Da Silva'yı Londra'da geçmiş bir sporcumuzdu."

 Ruhi Sarıalp, Osman Coşgül (solda) ve Brezilyalı dünya rekortmeni Da Silva ile birlikte...Ruhi Sarıalp kimi işlere kafasını takardı, bir anlamda hayatı romandı. Ortaköy'deki Deniz Yüksek Ticaret Okulu'nda gemi ve tekne kaptanlığı dersleri verdiğini çok az kişi bilir, ama onun ABD'de "Uzay cimnastiği ve kültür fiziği' üzerinde ihtisas yaptığını kimse bilmez.

Mitolojiye olan ilgisini hep sürdürmüştü ve onunla yaptığım bir röportajda "Olimpiyatların çıkış yeri Yunanistan değil, Antakya" demişti. Aynı savı Turgay Renklikurt da ortaya atınca o günlerde Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı olan Burhan Felek'e "Ruhi Sarıalp ilk olimpiyatların Yunanistan'da değil, Antakya'da olduğunu iddia ediyor" dediğimde Felek Hoca'dan "Olimpiyatların menşeini değiştirmek size mi düştü?" diye fırça yemiştim. Burhan Felek'in yanıtını da Ruhi Hoca'ya ilettiğimde, "Olimpos Dağı, Türkiye'de de var. Hem bir tane değil, onlarca... Uludağ'da da Olimpos Dağı var, Cilo'da da" demişti.

Sarıalp'in 12 yıl birlikte çalıştığı öğrencisi Metin Tükenmez onun Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerine yürekten bağlı bir kişi olduğunu, hemen hemen her dersine girerken yeni projelerte geldiğini söylüyor. 12 yaşındayken Atatürk'ün saçlarını okşadığını gururla anlatan Ruhi Sarıalp'in, eşi Ayşe Cebesoy Sarıalp ile her yıl Çanakkale şehitlerini ziyaret ettiğini anlatan spor yazarı ve öğretim üyesi Metin Tükenmez şöyle diyor:

"İTÜ'de Ruhi Sarıalp'e bir veda plaketi verildiği sırada Spor Bölüm Başkanı Prof. Atasever Gedikoğlu 'Biz hepimiz her şeyimizi Cumhuriyet'e borçluyuz. Ama Cumhuriyet de kimilerine borçludur. Bunlardan birisi de Ruhi Sarıalp'tir' demişti."

Sarıalp, olimpizme inanan, etik ve insani değerlere her zaman sahip çıkan bir anlayışın adamıydı. Gerçek bir sporcuydu ve Türkiye ne yazık ki onu hiçbir zaman anlayamamıştı.

(Yazı: Abdülkadir Yücelman - Cumhuriyet Gazetesi - 10 Aralık 2003)

Editörden notlar:

 Cüneyt Koryürek (solda) ve Bakan İsmet Sezgin (sağda), Ruhi Sarıalp'e şilt veriyor...- Ruhi Sarıalp, olimpiyatlarda madalya kazanmış çok sayıda güreşçi arasında, tek atlet olarak, havada asılı duran o fotoğrafıyla hafızama kazındı ve çocukluğumdan beri hep en büyük kahramanlarımdan biri oldu. 1980'li yıllarda kendisini ve ailesini tanıma şerefine eriştim. Heybetli görünümü, beyefendi tavırları, mütevazılığı, sürekli yeni projeler üretmesi ve bildiklerini paylaşma çabasıyla kendisine hayranlığım bir kez daha arttı. Eşi Ayşe Cebesoy Sarıalp de tam deyimiyle bir İstanbul hanımefendisiydi.

- Ruhi Sarıalp, Londra'ya gitmeden hemen önce 15,75 atlayarak Türkiye rekoru kırmıştı. Sarıalp, Londra'daki yarışmada ilk atlamada 14,43 ikinci atlamada 15,25 üçüncü atlamada 14,98, dördüncü atlamada 15,48'lik derece yaptı. Ancak dördüncü atlamada çizgiye 1 santimetre bastığı için bu derecesi geçerli sayılmadı. Yarışmayı birinci bitiren İsveçli'nin derecesi 15,40'tı. Yani 1 santimetrelik hata, Ruhi Sarıalp'in altın madalyayı kaçırmasına neden olmuştu.

- 1952 Olimpiyat Oyunları'nda çok daha başarılı olma şansı vardı. Ancak oyunların hemen öncesinde Burhan Felek'in genel sekreterliğini yaptığı Milli Olimpiyat Komitesi; Nasuh Akar, Gazanfer Bilge, Halil Kaya ve Yaşar Doğu gibi dört şampiyon güreşçiyle Ruhi Sarıalp'in evrakını "Bunlar amatör değildir" diyerek geri çevirdi. Gerekçe ise, 1948 Londra Olimpiyat Oyunları'ndan sonra bu ünlü sporcuların para ile ödüllendirilmeleri ve onların da bunu kabul etmeleriydi. Ruhi Sarıalp bu yüzden Burhan Felek'e kırgındı.

- Ruhi Sarıalp'e en yakın gazetecilerden biri olan Ali Gümüş, ünlü atletin üç adım atlamayı seçmesinde çocukluğunda oynadığı "çelik-çomak" oyununun rolü olduğunu anlatıyor. Sarıalp, Ali Gümüş'e bu oyunda çeliği almak için üç adım atma zorunluğu olması nedeniyle, bu branşa ilgi duyduğunu söylemiş...

- 1924 Manisa doğumlu olan Ruhi Sarıalp, kökeni Saruhan Beyleri'ne dayanan noter Ali Rıza Bey'le Hamdiye Hanım'ın oğluydu. Ruhi Sarıalp'in kızkardeşi Bedia Sarıalp, ünlü şarkıcı Tanju Okan'ın annesiydi. Yani Ruhi Sarıalp, Tanju Okan'ın dayısıydı.

Ruhi Sarıalp, faal atletizm yaşamını sonlandırdıktan sonra da enerjisini hiç kaybetmedi. Gençlere yeni bir şeyler öğretebilmek için sürekli çalıştı.- Ruhi Sarıalp'in eşi Ayşe Cebesoy Sarıalp, Kurtuluş Savaşı'nı fiilen başlatan komutan Ali Fuat Cebesoy'un kardeşi Kıdemli Albay Mehmet Ali Bey'in kızıdır. Damat Ferit Paşa kabinesinde İçişleri Bakanı olarak görev yapan dedesi Mehmet Ali Gerede, Mustafa Kemal'e Samsun'a çıkması için gereken 1000 lirayı veren kişidir.

- Ruhi Sarıalp, 1984 Los Angeles Olimpiyat Oyunları'nda boksör Eyüp Can'ın kazandığı bronz madalyaya kadar, 36 yıl boyunca, olimpiyatlarda güreş dışında madalya kazanan tek sporcu oldu. 2004 Atina'daki Eşref Apak'ın çekiç atmadaki bronz madalyasına dek, 56 yıl boyunca olimpiyatlarda kazanılan tek atletizm madalyamızın sahibiydi. 1950 yılında Brüksel'de kazandığı bronz madalya ise, 2002'de Süreyya Ayhan'ın 1500 metredeki altın madalyasına kadar 52 sene boyunca Avrupa Atletizm Şampiyonası'ndaki tek başarımızdı.

- Ruhi Sarıalp sadece efsane bir sporcu değil, efsane bir eğitmendi de... 1953 yılında aktif sporculuğu bıraktıktan sonra ABD'ye gitti ve yedi sene kaldığı bu ülkede spor ihtisası yaptı. Daha sonra Türkiye’ye dönen Ruhi Sarıalp, İTÜ Yüksek Denizcilik Okulu’nda beden eğitimi hocalığı görevi yaptı ve bir dönem bölüm başkanlığı görevinde de bulundu. Kendisinin adı, İTÜ’nün Tuzla’daki kapalı spor salonuna verildi. İTÜ’deki görevi sırasında öğrencileri tarafından çok sevilen bir eğitmen olmayı da başaran Ruhi Sarıalp, yaşamının son yıllarında öğretim görevliliği için yaş haddini aşmış olmasına rağmen Bakanlar Kurulu kararıyla bu görevini sürdürdü.

- Büyük spor adamı, 2001 yılında Bergama’da arkeolojik kazıları izlerken nefes darlığı teşhisiyle Ege Üniversitesi’nde yoğun bakıma alındı. 3 Mart 2001'de İzmir’de vefat etti. İTÜ’deki görevinin yanında Fenerbahçe Kulübü’nde Yüksek Divan Kurulu üyeliği de yaptı.