Gülistan Güzey: Güzel şeylerin ömrü kısa olur

Yayın Tarihi : 06 Mart 2016
3596
Sevimli yıldız Gülistan Güzey, 19 yılda 66 filmde oynamış, 88 oyunda rol almış. İlk filmi «Dertli Pınar», ilk oynadığı piyes ise «Nasıl Hoşunuza Giderse»

 

Şehir Tiyatrosu artistlerinden Gülistan Güzey ile konuşuyoruz. Yıldız Parkı'nın tenha, sakin yolları... Kış ortasında tatlı bir güneş ve yeşilliği kaybolmayan yapraklar:

"Yüksek topuklu pabuçlar kadınlara yürüme zevkini zehir etti" diye başlıyor:

Gülistan Güzey, Yıldız Parkı'nı İstanbul'un en sessiz, en güzel köşesi olduğu için çok seviyor.- "17 Mayıs 1927'de Cağaloglu'nda doğdum... Altı aylıkken babamı kaybetmişim. Adımı anneannem koymuş. Parmakkapı 29'uncu İlkokul'dan sonra Beyoğlu ikinci Ortaokulu'nda okudum. Son sınıftayken, gazetelerde bir ilan çıkmıştı. 'Şehir Tiyatrosu kadın artist namzedi arıyor' diye... 30 kişi imtihana girdik. Perihan Tedü ile ben kazandık. Hemen kadroya aldılar. 1943'te 100 lira aylık önemliydi. Annem önce bir hafta yüzüme bakmadı, sonra barıştı. Shakespeare'nin "Nasıl Hoşunuza Giderse" oyununda figüran olarak sahneye çıktım. Altı yıl Çocuk Tiyatrosu'ndaki piyeslerde dansettim. Ufak roller aldım. Benim kadar dansa kabiliyetsiz kadın yoktur. Üstelik çocukken balerin olmak isterdim." 

- "Tiyatroya girdiğim 1943 yılında "Dertli Pınar" filmiyle sinemaya da başladım. 1944'te oynadığım "Hürriyet Apartmanı" büyük sükse yaptı, şimdiki Lüks Sineması'nda sekiz hafta gösterildi. Bu filmdeki başrol için o zaman 300 lira almıştım. Filmin başarısı üzerine Necip Erses 200 lira da ekstra prim verdi. İlk filmimden kazandığım bu parayla tek taşlı pırlanta yüzük aldım. Hala saklarım. Ondan sonra filmler, piyesler birbirini kovaladı. Tam 19 yıl... Bugüne kadar 66 film ve 88 piyeste oynadım. Hayatımı oynadığım piyeslere göre bölerim. Tıpkı 'Milattan önce, Milattan şu kadar yıl sonra' gibi... 'Bu piyesin provasında çocuğum oldu', 'Şu piyesin ilk gecesi ayrıldım' misali... 1946'da evlendim. Oğlum Müfit 5 Mayıs 1947'de doğdu. Dostlarımız bize "ideal çift" derlerdi, fakat pek kısa bir zaman sonra ayrıldık! Bence çalışan kadınlar, eğer mesleğini ön planda tutuyorsa, evlenmemeli... Ayrıldıktan 9 ay sonra evliliği bir daha denedim. Gene olmadı, ikinci evliliğim 6 yıl sürdü."

Ağaç kütüklerinden yapılmış masanın önündeki sıraya oturdu. Bir sigara yaktı:

- "'Kıral Lear'i, 'Atinalı Timon'u benden önce Neyyire Neyir, Madam Kınar, Eliza Binemecyan. Şaziye Moral, Bedia Muvahhit, Cahide Sonku oynamışlar. Kuliste, arkadaşlar Schiller'in 'Hile ve Sevgi'sini oynarken 'Neyyire Hanım şu sahneyi şöyle oynardı' diye anlatırlar. İleride ben de Şehir Tiyatrosu'nda 'Hile ve Sevgi'de kendi rolümde bir başka genç aktrisi seyredeceğim herhalde... 'Katil'de Şaziye Moral, 'Hamlet'te Madam Kinar'ın, 'Üçüncü Selim'de Eliza Binemecyan'ın rollerini oynadığım gibi... Her piyesin son temsilinde içimi derin bir hüzün kaplar, sanki birisi ölmüş gibi üzülürüm. Hele sezon kapanmaları bana çok acı gelir. Başlarken duyduğum heves, aşk, neşe kaybolur. Son gece 'Acaba gelecek mevsim bu sahneye çıkabilecek miyiz?' diye düşünürüm. 

Sinema ve tiyatromuzun her yıl biraz daha güzelleşen yıldızı Gülistan Güzey, gülü, menekşeyi çok seviyor. Evinden, çiçek eksik olmuyor. - "Aktrislerin hayatı oynadıkları piyeslerin konularına o kadar karışır ki, çok defa rollerimizle hatıralarımızı birbirinden ayırt edemeyiz. 'Sirano'yu, 'Yaprak Dökümü'nü, 'Üç Kız Kardeş'i, 'Vişne Bahçesi'ni hiç unutmam. Bu piyesleri baştan aşağıya ezber bilirim. 'Sirano'da Cahide'nin, 'Üç Kız Kardeş'te Nevin Seval'in dublörüydüm. Sonra 'Roksan" rolünü oynadım. 'Otello'dan da unutulmaz hatıralarım var. Filmlerde böyle olmuyor. 66 filmden aklımda kalanlar o kadar az ki... 'Dertli Pınar'ı hatırlıyorum: Abrahampaşa Korusunda çalışırken aynaya bakıp kendimi son derece güzel bulmuştum. Bir de filmi görünce şaştım, 'Ben ne çirkin kadınmışım' diye... Senelerdir kendimi sarışın zannederim. Saçlarımı hep sarıya boyattığım için olacak. Çok da unutkanımdır. Unutmak iyi şey... Şimdi ancak 'Kanun Namına', 'Allahaısmarladık', 'Kadın Severse', 'Ebebiyete Kadar' adlı kordelaları hatırlıyorum. Beğendiklerim de bunlar. Film çevirmek hiç yorucu değil. Çok eğlenceli bir şey. Yorulmaya vakit kalmadan başka plana geçiyoruz. Oynadığım filmleri altı seneden beri seyretmiyorum. En son 'Irz Düşmanları'nı zorla gösterdiler. Ama, son yıllarda güzel sayılabilecek Türk filimleri de yapıldı."

Gülistan Güzey, Yıldız Parkı'nda gezinmekten hoşlanmıştı:

- "Hiçbir zaman bahçeli bir evde oturamadık. Ben bu yüzden çiçek yetiştirmeye hasretim. En güzeli gül ama, mor renkten hoşlandığım için olacak, menekşeyi de severim. Onun da ömrü çok kısa. Zaten güzel şeylerin ömrü kısa oluyor. Zor duyulan, tatlı bir kokusu var. Evde her şey eksik olabilir, çiçek eksik olmaz. Bana ilk defa tiyatroda çiçek hediye edilmişti. 'Sirano'yu oynarken meçhul birisi bana daima çiçek gönderir, 'Sirano' diye üzerine kart iliştirirdi. Hediye ettiğim çiçekleri arkadaşlarımın zevkine göre seçerim. Şadıman Ayşın beyaz, Sezer Sezin kırmızı karanfil sever. Göğsüme çiçek takmaktan hoşlanmam. Erkeklerin de çiçek sevgilerine pek inanmam."

Gülistan Güzey, Ingrid Bergman ile Maria Schell'i beğeniyor. 'Cezayir Sevdaları', 'Işıklar Sönerken' filmlerinin hatırasını unutamıyor. Romantik tarafları da hayli kuvvetli. Hatıra defteri tutuyor, beğendiği sözleri yazıyor.

- "İnsanlara çok çabuk inanırım. Bunun zararını gördüm. Shakespeare'in bir sözünü defterime yazmıştım: 'İnanmış olmak için aldatılmaya göz mü yummalı? Yoksa aldatılmaktan korkarak hiç mi inanmamalı.' Şiirlerden mısralar yerine felsefi sözleri almayı tercih ediyorum. Tiyatro artisti olunca, güzel sözün değerini insan daha iyi anlıyor."

Gülistan Güzey'in 19 yıllık tiyatro hatıraları hayli zengin. Geçen sene Rumelihisarı'nda temsil ettikleri "Hamlet"i anlatıyor:

- "Sahici kaleler içinde Hamlet'i oynamak çok zevkli oluyor. Fakat soyunma odalarımız sahnenin altındaki mahzendeydi. Oynarken üşümemiz bir yana, bir gün elbisesini giyen bir kadın "Ay!" diye çığlık atmaz mı? Meğer akrep varmış. Ondan sonra her gece kostüm, pabuç değiştirirken dakikalarca akrep muayenesi yapardık. Bazan, böyle, kıralların, kıraliçelerin saraylarında bile akrep oluyor."

Gülistan Güzey, İranlı Şeyh Sadi'nin "Gülistan" adlı kitabını okumuş. Kütüphanesinde romanlar büyük yer tutuyor. Yabancılardan John Steinbeck, Ernest Hemingway gibi yazarların, bizden de Sait Faik'in eserlerini seviyor. Şairlerden de Orhan Veli'yi... İdeali, bahçeli bir eve sahib olmak. Bahçesinde çeşit çeşit güller yetişen bir ev...

(Ses Dergisi - 24 Subat 1962)