Hülya Koçyiğit'in Avrupa gezisi - 1 - Paris

Yayın Tarihi : 24 Aralık 2016
1712
Hülya Koçyiğit hem film çalışmaları, hem de tatil amaçlı olarak üç Avrupa kentini gezdi ve gördüklerini kendi kaleminden aktardı. Ünlü yıldızın ilk durağı Fransa'nın başkenti Paris'ti...

 

Hülya Koçyiğit, Paris'in ünlü Concorde Meydanı'nda...«Ah Paris, Paris... Gördüğüm Avrupa şehirlerinin en güzeli, en büyüleyicisi. Bambaşka bir yer. Havası, insanları, sokakları, yaşayışı, nefes alışı bile bambaşka bu şehrin...»

«Paris'e bu üçüncü gidişimdi. Şehri hemen hemen her güzelliği ile tanıyor, biliyordum. Ama bir kere görmekle Paris'e doymuyor insan. Her defasında yepyeni bir güzellik, bambaşka bir heyecan sizi kucaklıyor bu şehirde. Ben de Paris'i her görüşümde bir kere daha sevdim, bu şehirde her defasında daha çok büyülendim.»

«Nedir Paris'te insanı bu kadar cezbeden, büyüleyen? Tarifi güç... Belki sanat şehri oluşu, belki insanları, belki güzellikleri. Bulvarlarda o akıp giden kalabalıklar arasında, Champs-Elysees'deki bir kahvede, Sacre Coeur'de toplanan sanatçıların insanı bambaşka dünyalara götüren, büyüleyici aleminde, büyük ve şık bir mağazada, tipik bir Fransız restoranında, Paris'in kalbi metroda, hatta o bulanık akan Seine nehrinde, velhasıl her an ve her yerde Paris'i yudum yudum tadıyor, teneffüs ediyorsunuz. Dalıp gittiğiniz bu tatlı rüyadan uyandırılmaktan korkuyorsunuz. Böyle bir şehir işte Paris...»

«Bu defa da yine Paris'in en güzel ve en ünlü yerlerini gezdim. Buralarda film çektik. Concorde Meydanı, Champs-Elysees, Eiffel, Saint Germain, Seine nehri, Louvre Müzesi, Luxembourg Parkı...»

Hülya Koçyiğit'in Paris'te en çok sevdiği yer Champs-Elysees...«Bence bunların dışında Paris'in en tipik yeri Sacre Coeur'dür... 77 milletten sanatçının toplandığı bu semtte, akla gelen her tipte insana rastlayabilirsiniz. Taburelere oturmuş, sakallı, genç, yaşlı, kadın, erkek ressamlar. Hemen birkaç dakika içinde portrenizi çizerek, elinize tutuşturangenç kabiliyetler. Saatlerce oturup da bu tipleri seyretmek bile, 'Paris'i yaşadım' demek için kafi»

«Paris'in en güzel ve şık semti hiç şüphesiz Champs-Elysees. Zafer Takı'na doğru alabildiğine geniş ve muhteşem bir görünüşle uzanan bir bulvar, sağda ve solda Paris'in en güzel kahveleri, göz alan giyimleriyle kadınlar... Seyrine doyum olmayan bir manzara.»

«Parisliler genellikle akşam üzerleri çıkıyorlar bu kahvelere. Gündüzleri daha çok turistlere ve Paris'te yaşayan diğer yabancılara rastlıyorsunuz. Hemen söyleyeyim, Paris'in kadınları denildiği kadar şık ve güzel.»

«Ben kadınların neden Paris modasını takip ettiklerini, Parisli kadınları gördükten sonra daha iyi anladım. Sokakta bakımsız bir genç kız veya kadın görmenize imkan yok. Hepsi öyle şık, öyleitinalı giyinmiş. Etrafı adeta parfüm kokularına boğarak geçiyorlar.»

Hülya Koçyiğit, Yarın Ağlayacağım filminin en güzel sahnelerinin Seine nehri üzerinde çekildiğini söylüyor. Koçyiğit, fotoğrafta, bu filmdeki rol arkadaşı İzzet Günay ile...«Film çekiminden arta kalan zamanlarımızı biz sinemaya giderek değerlendirdik. Gece kulüplerine hem gidecek zamanımız yoktu, hem de genellikle yorgun oluyorduk. Ama güzel lokantalarda yemek yemeyi ihmal etmedik. Türk mutfağını seven, Fransız yemeklerinin de lezzetine bakmalı. Bu defa gidişimizde gölün kenarında bir lokantada yediğimiz yemeği unutamayacağım. Gölün adını hatırlıyamayacağım şimdi... Ama manzara şahane idi. Karşıda da Paris'in ünlü bir kumarhanesi vardı. Duyduğumuza göre, burada kumarda kaybedenler, Eiffel Kulesi'ne kadar zahmet etmiyorlarmış. Hemen oracıkta göle atlayıp intihar ediyorlarmış. Ama buradaki intiharların çoğu gizli tutulurmuş, kimbilir Eiffel'in itibarı düşmesin diye mi acaba?»

«Bu arada, Türk lokantası diye bir de Ermeni lokantasına gittik, içeride 'Ermenistan'a hoş geldiniz' diye bir levha karşılıyordu müşterileri. Yemekler Türk, garsonlar Türk, ama lokanta Ermeni idi. Orada eşim Selim'in hayranları çıktı, hemen masamıza şarap gönderdiler.»

Hülya Koçyiğit, Eiffel Kulesi'nden Paris'e bakmanın doyumsuz bir keyif olduğunu söylüyor.«Sinemaya da gittik birkaç kere. 'Kırmızı Güneş' ve 'Ölesiye Sevmek' adlı iki film gördüm. İkincisini çok beğendim.»

«Seine nehri mi? Aslında bulanık ve pis. Ama çevresini çok güzel değerlendirmişler. Hele üstünden geçen köprüler çok güzel. Bir de nehrin iki kıyısında yaşayan hippi kılıklı serseriler çok tipikti. Çoğu yabancı, içlerinde pek azı Fransızdı.»

«Paris'in insanlarına gelince... Fransızlar, İtalyan ve Yunanlılar kadar bize yakın değil. Herkes kendi işiyle meşgul, tam Avrupalı yani. Şehrin kalabalığına ve gürültüsüne diyecek yok. İnsanı adeta
sersemletiyor. Öylesine hareketli...»

«Paris'in bütün yükünü de metro kaldırıyor. Metrolar çak modern. Biz Paris'ten ayrılmadan iki gün önce metro grev yaptı. Ah şehrin halini görseydiniz. Şaşardınız. Ne bir taksi, ne bir otobüs... Oracıkta ölseniz, kimsenin kılı kıpırdamaz. O günü hayatım boyunca unutmayacağım. Halimiz görülmeğe değerdi. Nerdeyse bir kaldırım taşına oturup, ağlayacaktım, o duruma gelmiştim.»

Ajda Pekkan, Paris'teki evinde Hülya Koçyiğit şerefine bir davet verdi. Çok samimi bir hava içinde geçen bu davet kalabalıktı. Eşi Selim Soydan, İzzet Günay, Erman Film sahibi Hürrem Erman, Cüneyt Arkın, Vural-Sevil Cantürk, elmas kralı Tosunyan, İstanbul'un eski Burç Kulüp sahibi Ertekin ve organizatör Erkan Özarman oradaydı...«İlk defa o gün Selim'le İstanbul'u özledik. İstanbul'un o sıkışık trafiği bile burnumuzda tüttü. Neyse bu aksilik seyahatimizin son günlerine rastladı da, Paris'ten yine iyi anılarla ayrıldık. Zaten bir hafta kalabildik Paris'te. Zamanımızın çoğu film çalışmaları ile geçiyordu. Buraya üç film çevirmek için gelmiştik. «Kezban Paris'te», «Severek Ayrılalım» ve «Yarın Ağlayacağım». Film çalışmalarından alışveriş yapmaya bile fırsat bulamadık. Ama isabet de oldu. Çünkü mağazaların yanına yaklaşmaya imkan yoktu. Öyle pahalıydı ki her şey. Herhalde Parisli kadınlar bu kadar şık giyinebilmek için, avuç dolusu para harcıyorlardır. Başka türlü bu kadar şık ve zarif olmalarına imkan yok çünkü.»

«Evet Paris her şeyi ile güzel bir şehir... Ama bütün güzelliklerine rağmen yine de uzun süre bu şehirde yaşayabileceğimi pek sanmıyorum. İstanbul'dan başka bir şehirde oturamam çünkü...»

(Hayat Dergisi - 4 Kasım 1971)