Hülya Koçyiğit'in Avrupa gezisi - 3 - Atina

Yayın Tarihi : 24 Kasım 2016
431
Hülya Koçyiğit, Avrupa gezisinde uğradığı üçüncü ve son şehir olan Atina'yı kendi kaleminden anlatıyor...

 

Tavernalar ve geniş meydanlar, bulvarlar, Akropolis ve temizlik... İşte birkaç sözle Atina...

Hülya Koçyiğit, Atina'nın geniş caddelerini ve temizliğini çok beğendi.Merak ediyordum bu şehri. Çünkü, Atina hakkında pek bilgim yoktu. Benden önce filmlerim gelmişti Yunanistan'a. Filmlerim beş yıldan beri belli başlı büyük şehirlerde gösteriliyordu. Benimse ilk gelişimdi. «Severek Ayrılalım» filminin bazı sahnelerinin Atina'da çekileceğini duyduğum zaman, bu yüzden pek sevinmiştim. Ancak, Atina yolculuğum hiç de iyi başlamadı. Roma'da iken, Türkiye'de bir gazetenin benim hakkımda, gerçekle ilgili olmayan bir haber yayınladığını öğrenmiştim. Çok üzülmüş ve canım sıkılmıştı.

Evet, Atina maceram böyle başladı işte... Merak ettiğim şehri ve insanları görecektim, gezecektim. Gelişimizin ertesi günü Türk Elçiliği tarafından davet edildik. Elçi İlter Türkmen seyahatte olduğu için, daveti elçilik adına Can Önhon yapmıştı.

Aynı gün film çekimine de başladık. Şehre ilk gelişim olduğu için mümkün olduğu kadar çok şeyi, kısa zamanda görmek istiyordum. En çok tavernalarını merak ediyordum. Çok şey anlatmışlardı tavernalar hakkında. Selim'le bir gece gitmeye karar verdik. Atina'da tavernalar Plaka denilen bir yerde toplanmıştır.

Hayat burada gece saat 11:00'den sonra başlar ve sabahın erken saatlerine kadar devam eder. Tuhaf bir düzeni var Yunanlıların. Yemek saatleri bile çok geç başlıyor. Bir keresinde bizi yemeğe davet ettiler. Gece saat 11:30'da sofraya oturabildik. Nerdeyse açlıktan ölecektim. Adet böyleymiş burada.

Hülya Koçyiğit, Kezban Roma'da filminin gösterildiği sinemaya gidince, izdiham yaşandı.Tavernada çok eğlendik. Samimi bir yerdi. Yunanlıların gözde sanatçısı Moskopulos şarkı söylüyordu. Bir ara kulağıma Türkçe bir şarkının sözleri çalındı. Meğer beni hemen tanımışlar ve Moskopulos Türkçe bir şarkı söylemeye başlamış. Şarkı da şuydu: «Bekledim de gelmedin...» 

Biraz sonra çiçek yağmuruna tutulduk. Tavernada filmlerimi görüp beni beğenen seyirciler, oradaki çiçekçiden çiçek alıp bizim masaya atıyorlardı. Hoşuma gitti tabii, ama sonra çiçeklerin fiyatını öğrenince, üzüldüm. Bizim paramızla 300 liraya yakındı.

Çok pahalı Atina. Bu arada, İstanbul'da duyup da inanamadığım bir olayı gözlerimle görünce çok hayret ettim. Tavernalarda eğlenen insanların, biraz da içkili olunca tabak, bardak, masada kırılacak ne varsa sahneye attıklarını söylemişlerdi. Gerçekten biraz sonra şişeler ve tabaklar havada uçmaya başladı.

Hülya Koçyiğit'in gittiği tavernalarda, sanatçının onuruna Türkçe şarkılar çalındı.Atina'da iken Pire'yi de gezdik. Pire çok güzel ve son derece temiz bir liman. «Atina'da en çok dikkatini çeken ne oldu?» diye sorsalar, hiç düşünmeden «temizliği» diyebilirim. O kadar temiz... Trafik de çok düzenli.

Atina'ya gelip de Akropolis'i görmeden gitmek elbette olmaz. Şehrin ve bütün Yunanistan'ın sembolü Akropolis ve Parthenon mabedi görülmeye değer şaheserler... Burada da film çektik. Bir zamanlar Yunan tanrı ve tanrıçalarının dolaştığı Akropolis'in pırıl pırıl mermer taşlarında bugün turist kaynıyor.

Atina'da unutamadığım bir olay da, «Kezban Roma'da» filminin gösterildiği gece, halkın büyük tezahüratı oldu. Bu kadar büyük bir kalabalığa hayatımda ender rastladım. Sinemaya polis kordonu altında girebildik ve yine polislerin yardımıyla sinemanın arka kapısından zor kaçabildik. Otelimize polis arabasında gelebildik. O gecenin en güzel hatırası, bir polisin, elbisesinden söküp verdiği apolet oldu. «Bu gecenin kraliçesi sizsiniz» diyerek epoletini bana uzattı.

Yunanistan'da en çok tanınan Türk sanatçısı olan Hülya Koçyiğit, her yerde imza isteyen hayranlarıyla karşılaştı.İki ülke arasında böylesine bir köprü kurmak, memleketim için yapabileceğim en yararlı ve güzel bir hizmet oldu bence. Sanatın her şeyden çok insanları birbirine yaklaştırdığına bir kere daha inandım. Önümüzdeki yıl elçilik benim filmlerimden meydana gelen bir hafta düzenlemeye karar vermiş. Devlet Tiyatrosu'nun «Damdaki Kemancı» ve «Donkişot» temsillerinin Atina'da büyük başarı sağlamasından cesaret alan elçilik ayrıca Türk Opera ve Balesi'ni de Atina'ya davet edecekmiş...

Evet, Atina gezimiz de böyle geçti. Artık İstanbul, Türkiye ve evim burnumda tütüyordu. O kadar özlemiştim ki anlatamam. Dünyanın neresinde olursanız olun, bulunduğunuz yer gözünüze cennet gibi güzel görünse de, yine «Vatanım» dersiniz muhakkak. İnsanın doğup, büyüdüğü «Vatanım» diyebildiği yer bambaşka...

(Hayat Dergisi - 18 Kasım 1971)