İstanbul'un Broadway'i Şehzadebaşı nasıl canlanır

Yayın Tarihi : 27 Eylül 2016
1013
Geçmişte Şehzadebaşı, İstanbul'un eğlence merkeziydi. Tiyatrolar, sinemalar ve müzik kulüpleri bir aradaydı. Bu yazı, Şehzadebaşı'nın geçmişteki parlak günlerinin peşinde...

 

İşte ünlü Direklerarası... Şehzade Sineması'ndan başlayıp Vefa'ya sapan yolun başındaki Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Külliyesi'nin arasındaki kısma denilirdi. Bu ismi alışının sebebi iki taraftaki dükkanların revaklarının tonoz sütunların üzerine oturtulmuş olmasındandır. Fotoğrafta Direklerarası'nın 1881 yılındaki görüntüsü yer alıyor.Her Ramazan ayında olduğu gibi bu yıl da radyolarımızda, gazetelerimizde eski Şehzadebaşı, eski Direklerarası hatıralarından uzun uzun bahsedildi. Nasıl bahsedilmesin ki, bizim eski hayatımızda ramazanı Şehzadebaşı'ndan, Şehzzdebaşı'nı da ramazandan ayırmak mümkün değildi. Kel Hasanlar'ı, Naşitler'i, Dümbüllüler'i, meşhur kıraathaneleri,temizliği, titizlik derecesine çıkarmak suretiyle Türk edebiyatına kadar girmiş olan çaycıları, meddah kahvehaneleri, Darülbedayi'i, Darülelhan'ı, Darüttalimi Musiki'si ile bir zamanların Şehzadebaşı'sı Türkiye'nin en büyük eğlence merkeziydi.

Babıali caddesi denilince, akla nasıl bir basın çarşısı gelirse, Şehzadebaşı denilince de bir tiyatrolar, sinemalar çarşısı hatıra gelirdi. Adeta Türkiye'de yıllarca önce kurulmuş yerli bir Broadway...

Direklerarası'nın, direklerin yıkılıp tramvay raylarının döşenmesinden sonra 1931'deki görüntüsü...Bugün memnuniyetle görüyoruz ki memlekette tiyatro merakı gün geçtikçe daha artıyor. Ancak bunun yanında bizim eski sevgili Şehzadebaşı'mızın şimdiki haline bir bakınız! Bir harabe! Çevre tiyatroları kurma sevdasına düşen genç tiyatrocularımız şehrin en uzak köşelerine dağılıyorlar. Halbuki Şehzadebaşı gibi eski ve büyük bir eğlence merkezini hovardaca hayatımızdan silip atmamız bir çılgınlıktır. Üç milyonluk bir şehrin bugün Şehzadebaşı'na eski günlerden çok daha fazla ihtiyacı vardır. Muhakkak ki İstanbul'un bu hala dillerden düşmeyen, hatıraları bile pırıl pırıl düren köşesini, sevgili Şehzadebaşı'nı yeniden canlandırmak lazımdır.

Fikri ilk defa olarak mecmuamızda «Sohbet Köşesi» sütunlarında ortaya koyan arkadaşımız Şevket Rado'nun yazısından sonra, bunu bir mesele olarak ele almayı düşündük. O günleri çok iyi bilenlerle ve bugün bu işlerle yakından alakadar olanlarla, mütehassıslarla uzun uzun konuştuk.

Şehzadebaşı'nı yeniden eski haline getirmek için neler yapmak lazımdır? Eski Şehzadebaşı'nın hususiyetleri neydi? Halk oraya niçin giderdi? Evet... Eski Şehzadebaşı'nı yeniden hayata döndürmek için el birliği ile neler yapmalıyız? İşte bunların cevabı:

VASFİ RIZA ANLATIYOR

Şehzadebaşı'nı en iyi bilenlerden biri, yıllarca bölgedeki tiyatrolarda oynamış olan Vasfi Rıza Zobu'dur.O günleri çok İyi bilenlerden biridir Vasfi Rıza Zobu... Senelerce Şehzadebaşı'nda oynamış olan Zobu bakınız ne güzel anlatıyor:

- Efendim, "Şehzadebaşı" Vezneciler'den başlayıp şimdiki Belediye Sarayı'nın olduğu yere kadar uzanan bölgeye denilir. İsmini Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu için yaptırttığı Şehzade Camii'nden almaktadır. "Direklerarası" ise şimdiki Şehzade Sineması'ndan başlayıp Vefa'ya sapan yolun başındaki Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Külliyesi'nin arasındaki kısma denilirdi. Bu ismi alışının sebebi iki taraftaki dükkanların revaklarının tonoz sütunların üzerine oturtulmuş olmasındandır. Tıpkı Milano'daki Domo Meydanı'ndaki gibi direkli bir yoldu burası.

Vasfi Rıza sanki yeniden o günleri yaşıyormuş gibi durdu, gözleri daldı. Sonra devam etti:

- Bizim Direklararası'nın garip bir güzelliği vardı. Yıllarca İstanbul tarafının eğlence merkezi olmuş, meyhanenin yanında bir saz salonu, onun ötesinde bir kıraathane, berisinde tiyatro, hepsi el eleydiler. Ramazanlarda daha başka canlanırdı Şehzadebaşı. 

Evet o zamanların elle yapılmış, renkli ve süslü 'kartela' denilen ilanların dükkanların kapısına asılmasından, Kel Hasanlar'ın, Naşitler'in tiyatrosuna kadar her şeyi yeniden hatırlıyordu Vasfi Rıza. Ama şimdi canı Şehzadebaşı'ndan geçmek istemiyordu. Nasıl istesin? O bir zamanlar bütün İstanbul'a eğlence alanında hükmetmiş bir diyar, bu kadar kısa bir sürede nasıl bu kadar ihmale
uğrar, bu kadar zavallı bir hale getirilirdi?

Türk tiyatro ve sinema tarihinin en önemli aktörlerinden biri olan İsmail Galip Arcan da, Şehzadebaşı'nın en parlak günlerini yaşamış kişilerden biri...Bir zamanlar Şehzadebaşı'nın çevresi zengin konaklarıyla doluydu. Bunlar tiyatro ve diğer eğlence yerlerinin yaşamasına yardımcı oluyordu. Hem yalnız İstanbul'un değil, Türkiye'nin bile en gözde sanat eserleri bu bölgede toplanmamış mıdır? Bir Süleymaniye Camii, bir Şehzade Camii, bir Üniversite, hatta bir Belediye Sarayı burada değil midir?

Civarı dolduran Üniversite gençliği bir oyun seyretmek için ille de büyük zaman kaybı ve masraf yolu olan Beyoğlu'na mı gitmelidir?

"Ne münasebet" dedi Zobu, "Burasının yeniden canlandırılmasını, yeniden bir eğlence merkezi olmasını can-ı gönülden isterim. Ama bu sadece kuru bir temenni değildir. Eğer Belediye yahut Kültür Bakanlığı geçmişimize sahip çıkar ve harekete geçerse olumlu bir sonuç alınabileceğine inanırım. Böylebir hareket görsem gönüllü olarak görev alırım.

Bir zamanların Şehremini yani Belediye Başkanı Cemil Topuzlu Paşa nasıl İhtiyacı görüp Şehzadebaşı'ndaki bir konakta "Darülbedayi'i Osmani Tiyatro Mektebi"ni açmışsa, günümüz belediyesi de bu bölge halkı İçin Şehir Tiyatrosu'na bir Fatih Bölümü eklemiştir. O Fatih Bölümü ki her temsil için kolaylıkla seyirci bulabilmektedir.

TİYATRO NASIL YAŞAR?

Şehzadebaşı'nın en önemli şöhretlerinden bir bölümü birlikte: (Ön sıra soldan) Cemile, bir hanım sanatçı, Prenses Mevhibe, Neyire Neyir, Madam Kınar. (Arka sıra) Zehra, Yaşar, Muammer (Karaca), Behzat (Butak), Hazım (Körmükçü), İsmail Galip Arcan, Muhsin Ertuğrul, Nurettin Şevkati, K. Kemal, suflör ve terzi Refika.Eski Şehzadebaşı'nın sefa ve cefasını taa Kartal Maltepe'sinden kalkıp gelerek süren diğer bir ünlü de hiç şüphesiz İsmail Galip Arcan'dı. Gerçi o, artık eskisi gibi bu taraflara gelemiyor, Maltepe'deki evinde anılarıy yaşıyor. Ama yine de aklı buralarda. Ona da "Şehzadebaşı yine bir eğlence merkezi olabilir mi?" diye sordum. Heyecanla, "Böyle bir teşebbüse girişmek İstanbul için en hayırlı işlerden birisi olur" dedi ve devam etti:

- Evvela şu tezi çözelim: 'Tiyatro mu halka inmeli, halk mı tiyatroya çıkarılmalıdır?' Bence çeşitli nedenlerle ihmal edilmiş olan Şehzadebaşı, bugünkü mezbeleliğinden kurtarılmalı, yer yer yenilenmeli veya mevcutlar onarılarak güzel ve temiz bir eğlence merkezi kurulmalıdır. Ancak böyle bir merkez kurulduktan sonra halk, tiyatro veya sinemalarda güldürülerek, eğlendirilerek eğitilir.

Arcan'ın oyuncu ve kadro bakımından korkusu yok. Şimdiye kadar kimleri seyretmemiş? Kimler neler başaramamış? Kendisi bile Muhsin Ertuğrul ile birlikte bir grup kurmuş, Şehzadebaşı'nın ünlü muhallebicisi Fazıl'dan aldıkları 100 lira borç ile ne oyunlar oynamamışlardı?

Dönemin önemli oyunlarından biri olan Son Altes'ten bir sahne... (Soldan) Vasfi Rıza, Necia, Hüseyin Kemal, Mahmut, Bedia Muvahhit, Muammer (Karaca), Şaziye (Moral) ve Mina Hanım.Sanatçı bugünün gençlerine de inanıyor ve şöyle diyor:

- Fransızların büyük ismi Andre Antoine'ın şu sözünü hiç unutmam: 'Tiyatro halkın da iştirakiyle yapılan bir ayin haline getirilirse o zaman yaşar' Şu halde Şehzadebaşı civar halkın isteği, zevki ve görüşüne uygun olarak düzenlenirse bu cemiyete yararlı bir merkez olacağı kanısındayım.

Eskiden Şehzadebaşı'na sadece başka yer olmadığından değil, Kavuklu Hamdi'ye, Naşit'e, Kel Hasan'a beslenen hayranlık yüzünden gelindiğini belirtiyor Galip Arcan. Bu arada Belediyenin kendi tiyatrolarında yaptığı gibi, Şehzadebaşı'ndan da gece her semte otobüs seferlerinin konulması gerektiğini eklemeyi unutmuyor.

ŞEHZADEBAŞI'NI CANLANDIRMAK

Bütün çocukluğu ve gençliği tiyatroda geçen bir zamanların çocuk sanatçısı, dekorcusu, ressam ve Büyük Fehim'in oğlu Münif Fehim Özarman da buranın kurtarılacağı kanısında.

Ünlü sahne sanatçısı Ahmet Fehim Efendi'nin oğlu Münif Fehim, Şehzadebaşı'nın yalnız oyunculuk tarafıyla değil, dekor işleri ve ilanlarıyla da uğraşmış, eskinin pek çok büyükleriyle beraber olmuş bir sanatçı. O da Şehzadebası'nın yeniden canlanmasını diliyor.Münif Fehim, Türk tiyatrosu'na 'kartela' denilen resimli ve süslü ilanları getiren, uzun yıllar, babası Ahmet Fehim Efendi ile birlikte Şehzadebaşı tiyatrolarında gerek oyunculuk, gerekse dekorculuk yapmış bir sanatçıdır.

"Eski Şehzadebaşı'nın gözbebeği sayılan Fevziye Kıraathanesi'nin yeri şimdi boştur" diye söze başlıyor Münif Fehim: "Burası pekala kullanılabilir. Buraya yapılacak bir binada hem sinema, hem tiyatrolar kurulabilir ve böylece bu muhite yine canlılık verilebilir."

Ayrıca eski Şehzadebaşı tiyatrolarında bazı isimlerin kendi kendilerini yetiştirdiklerine, kendilerini birer şöhret yaptıklarına değinerek bugün de pek çok değerin varlığına işaret ediyor. Mesela bir Muammer Karaca var. Onun, daha modern bir anlayışla günün olaylarını hicvedip nasıl bir uyarıcı olduğunu ekliyor. Yine bir Nejat Uygur'un kendi başına eski bir türü yaşatabildiğini belirtiyor.

Ona göre bu alanda bazı kaynayan gönüller var. Fakat bunlar imkansızlıktan kendini gösteremiyor. "Şehzadebaşı canlansa orada yeniden neler olmaz?" diye eskiye dalıyor Münif Fehlm. 

- Orada bir Mersinli'nin kahvesi veya Temiz Kahveci vardı. Devrin ünlüleri gelirdi buraya hep. Adam bir bardağı beş, altı defa yıkamadan kimseye çay içirmezdi. Zamanın "turistik yer" listelerinin başında onun kahvesinin adına rastlanırdı. İşte ben bu kahvede tanıdığım Reşat Nuri ve Mahmut Esat ile «Kerevet»isimli bir mecmua çıkarmaya karar vermiştim. Nerede o günler?

Türk tiyatrosunun iki büyük ismi Vasfi Rıza Zobu ve Bedia Muvahhit, Şehzadebaşı'nda oynadıkları «Müjde» piyesinin bir sahnesinde...Ünlü ressam ayrıca eski Şehzadebaşı'ndan kalan tek binayı Turan Sineması'nı da unutmuyor. Onun iç yapı bakımından klasik tiyatro anlayışına çok uygun olduğunu söylüyor. Ve burasının tekrar restore edilip temizlendikten sonra gündüz sinema, gece tiyatro olarak kullanılabileceği fikrini de savunuyor.

HATIRALARA GİREN MUHALLEBİCİ

Direklerarası'nın en parlak günlerini yaşamış olan meşhurlarla konuşurken söz arasında sık sık "Muhallebici Fazıl" adının geçmesi dikkatimizi çekmişti. Kimdi bu Fazıl? Eski anılara girecek kadar önemli ne yapmıştı? Nedenini öğrenmek için Şehzadebaşı'na gittik, dükkanının yerini bulduk. Eski Ferah Tiyatrosu'nun hemen altındaydı ama, kepenkleri artık kapalıydı. Fakat yine de sahibini çekildiği köşede bulduk.

"Ben 55 yıl bu dükkanda çalıştım"diye anlatmaya başladı Fazıl Özdemir:

"Babamdan kalmıştı bu iş. Dükkanımda kimlere hizmet etmedim, kimler bizim ocakta karın doyurmadı ki... Kel Hasanlar'dan, Burhanettin Tepsiler'den Naşit'e kadar, saymakla bitmez...

Muhallebici Fazıl, sonra Şehzadebaşı'nın her gün biraz daha köhneleştiğini, sessizleştiğini de söylüyor. Bir ara, 1934 yılında bu bölge için bir imar planı da hazırlatılmış. Şimdiki Site Öğrenci Yurdu'nun bulunduğu kısma bir "16 Mart Şehitleri" anıtı dikilecek, etraf onarılacak ve yeniden hayat verilecekmiş eskinin Şehzadebaşı'na. Ama sonradan ne olduysa, bütün planlar unutulmuş.

Fazıl sözlerini şöyle tamamladı:

- Ben size, burada ömrünün yarım yüzyılını harcamış bir insan olarak kısaca diyebilirim ki, Şehzadebaşı tekrar bir sanat ve eğlence merkezi olursa bu halkın da esnafın da işine gelir.

(Yazı: Edibe Dolu Kırdar - Hayat Dergisi - 11 Kasım 1971)