İşte Zerrin Arbaş'ın Hollywood'u

Yayın Tarihi : 18 Şubat 2013
30680
Genç Türk yıldız Zerrin Arbaş, Beverly Hills'teki yaşamını ve Hollywood'ta dostluk kurduğu ünlü yıldızları kendi kalemiyle anlatıyor...


Beverly Hills'te yıllarca yaşayan Yeşilçam'ın yıldızlarından Zerrin Arbaş, Hollywood'daki günlerini kendi kalemiyle sizler için yazdı...

* * *

Zerrin Arbaş, Beverly Hills'teki evinin önünde, kendi deyimiyle mütevazı ve konforsuz 1972 model Lincoln Continental marka arabasıyla...«İşte yine Amerika, yine Hollywood, yine Beverly Hills evim, arabam... Ayrılalı ne kadar oldu? Bilemiyorum. Fazla olmasa gerek...

Değişen bir şey yok. Halbuki buradaki değişiklikler son derece hızlı olur. Evinin şeklini beğenmeyen bir milyoner iki günde yıktırıp, bilmem ne kadar günde yenisini yaptırabilir. Etrafını palmiyelerin süslediği asfalt yolun iki tarafına dizilen villalar durmadan el değiştirir. Ya da artık milyonerliği sona ermiş milyonerler ellerinde kalanı yok pahasına satılığa çıkarıp uzaklaşırlar, kayıplara karışırlar. Geceleri ışıl ışıldır her yer. Durmadan partiler verilen bu devasa villaların içindeki ışık yağmuru müzik sesleriyle beraber dışarı taşar.

Aslında anlattıklarım, bana anlatılanların yanında bir hiç. Hollywood'un imparatorluk günlerinde buraları daha da başkaymış. Daha renkli daha gösterişli. İnsanları daha delice yaşarlarmış. Filmlerde yaratılan Hollywood'un pembe dekorlu dünyası taa Beverliy Hills'in muhteşem villalarına kadar ulaşır, bir bakıma rüya burada devam edermiş.

Zerrin Arbaş'ın Hollywood'da en sevdiği isimlerden biri, bizde çok daha sonra Komiser Columbo olarak ün kazanacak Peter Falk'tu...Anlatılanların çoğu romanlara, piyeslere konu oldu. Şimdi benim arabamı yavaşça sürdüğüm asfalt yolda eski günlerden en ufak bir işaret arıyorum. Boşuna... Şimdi olanlar için 'Eskisinin çok kötü bir kopyası' diyorlar. Milyonerlerinden, oyuncusuna, prodüktörüne kadar. Bütün bunları söyleyenler yine de ilave etmeyi unutmuyorlar:

- 'Her şeye rağmen Hollywood, Hollywood'dur.'

Aslına bakarsanız doğru söylüyorlar . Şöyle etrafa bir bakıp Hollywood'un yerine bir başka Hollywood ararsak değil yeni filizlenmeye başlayan bir imparatorluk, sinema merkezi bulabileceğimiz bile şüpheli, İtalya'sına, Fransa'sına, İngiltere'sine kadar...

Önce şunu söyleyeyim. Amerika'daki sinema oyuncularının bir kısmı televizyona kaydı. Hollywood'a en büyük darbeyi indiren bu düşmanla işbirliği yapan sinema oyuncularının sözlerine kulak verirseniz şunu duyarsınız:

- 'Aç mı kalalım?' Zerrin Arbaş, ülkemizde çok sonraları A Takımı'nın kaptanı olarak tanınan ünlü yıldız George Peppard ile...

Dean Martin'in her hafta devam eden bir televizyon programı için Amerika'ya döndüğüm zaman İstanbul'un görüntüleri gözümün önünden gitmemişti. Fatma Girik ve Tamer Yiğit'le beraber oynadığımız «Toprak Ana» ile Anadolu'yu gezmiştim. Tarık Akan'lı, Hülya Koçyiğit'li «Gökten İnen Melek» filminde unutulmaz günler yaşamıştım. Ve ardından televizyon programı için Amerika'dan gelen telgraf...

Dean Martin Şov, Yeni Dünya'nın en fazla tutulan televizyon programlarından biri. Program skeçlerden meydana geliyor. Müzikal komedi... Bir saat kadar devam eden programının sonunda bütün sanatçılar Dean'ın yanına gelip piyano eşliğinde final şarkısını söylüyor. Bu sefer de öyle oldu. Provalarımızın biraz uzun sürmesi ünlü oyuncuyu sinirlendirmişti.

Yıllardır Amerika'da Frank Sinatra ile 'bir numara'yı paylaşan Martin artık yavaş yavaş yaşlılık kompleksine kapılıyor, sinirleniyor, içki içtiği zaman ipin ucunu kaçırıyordu. Bütün bunlara rağmen benimle olan programında aşırı bir hareketini görmedim. Zerrin Arbaş, Hugh O'Brien ve Los Angelas'ın ilk siyahi belediye başkanı Thomas Bradley'le...

Şimdi size başka bir arkadaşımdan Peter Falk'tan söz edeyim. Kısa boylu, yan bakışlarıyla bir alemdir Peter Falk. En büyük özelliği de sesinin tonu. O da televizyonun malı oldu. Yıldızların karargahı olan Beverly Hills'te oturmaz. Neden mi? Bakın bunu beraber rol aldığımız bir televizyon programında öğrendim. Türk olduğumu anlayınca benimle daha da ilgilendi. Rahat rahat sohbet etmeye başladı.

'Bak' dedi, 'Neden o milyonerler semtinde oturmuyorum biliyor musun? Sıkılıyorum o insanlardan. Geçenlerde 16 yaşında esrar içen bir çocuk gördüm. Tiksindim doğrusu. Bir milyoner çocuğu idi.'

Amerika'daki oyuncuların çoğu sinemada elde edemediği başarıyı televizyonda yakalıyor. Kimisi televizyondan sinemaya geçiyor. Eski şöhretler bir kez daha diriliyor dört köşe kutunun içinde.

Lafı Dennis Weawer'e getirmek istiyorum. Çok ünlü bir televizyon yıldızı. Uzun boyu tipik hatları, yüzüne son derece yakışan bıyığı ile gerçek bir yıldız. Şöhretini 'Gun Smoke' programı ile yaptı. Fakat bizim oynadığımız 'McClaud' isimli başka bir seri idi. Sakin, ağırbaşlı, kaprisi olmayan bir insandır. Alçak gönüllü' oyununu oynamaz. Gerçekten öyledir. Zerrin Arbaş ve Fernando Lamas...

Bakın aynı şeyleri George Peppard için söyleyemeyeceğim. Buz gibi bakışlarının altında, derin bir hırs görülür, insanı ürkütecek kadar sert tavırları var. Dikkat ettiniz mi bilmem aynı tavırlar filmlerine de akseder. Sevdiği insanlar karşısında birden değişir. Kalbine girmek, kalbinden çıkmak kadar zordur. Benimle ilk seferde anlaştı. Uzun uzadıya konuştu. Dertlerinden, üzüntülerinden söz etti. Yaptığı sinemayı sevmiyordu açıkçası. Kadınlarla arası iyi değildi. Ben anladığım kadarıyla sebebini şuna bağlıyorum. Şimdiye kadar karşısına çıkan kadınlar hep George Peppard'ı istismar etmişlerdi. Bu konuşmamızdan iki gün sonra gazetelerde genç ve güzel bir kızla fotoğrafını gördüm. İşte Hollywood buydu. Kararsızlıklar, yanılgılar, aşk ve ihanetin koyun koyuna yaşadığı ülke... Zerrin Arbaş, Amerikan televizyon ve sinemasının en sevilen aktörlerinden Dennis Weaver ile...

Buradaki hayatım mütevazı geçiyor. Bakmayın 1972 model Lincoln Continental arabama... Yahut 5 yatak odalı evime... Burada son derece olağan şeyler. Bisikletin çok olduğu yerde bisiklet sahibi olmak nasıl önemli değilse bu da biraz öyle.

Bu arada iki televizyon ve sinema yıldızından bahsetmeden geçemeyeceğim. Bunlardan biri Fernando Lamas. Hani yıllar önce «Latin Aşıklar» filmiyle şöhrete ulaşan ve gerçekten Latin ırkının ateşli erkeklerinin simgesi olan Lamas sanırım bizim ülkede 'Şen Dul' filmiyle tanındı. Son filmlerinden biri de '100 Tüfek'ti. Lamas ilerleyen yaşına rağmen yılmayan bir mizaca sahip.

Hugh O'Brien ile tanışmamız ilginç oldu. Bir partide karşılaştık. Aynı partide Los Angeles'in ilk siyahi belediye başkanı Thomas Bradley de vardı.

İşte Hollywood'da hayat budur. Filmciler, projeler, partiler... Kayan yıldızlar, parlayan yıldız adayları... Hollywood eski Hollywood değil ama yine de Hollywood...»

(Not: Manşet fotoğrafında Zerrin Arbaş, Beverly Hills'teki beş yatak odalı villasında görülüyor.)

(Ses Dergisi - 15 Aralık 1973)