Kayhan Yıldızoğlu - Hukuk okudu, oyuncu oldu

Yayın Tarihi : 05 Nisan 2017
882
Türk sinemasının önemli karakter oyuncularından Kayhan Yıldızoğlu, orkestra şefi olmak istiyordu, hukuk fakültesini bitirdi. Ancak önce tiyatro, sonra sinemada şöhret oldu.

 

Hani, «gürül gürül» konuşmak diye bir söz vardır. Kelimelerle alabildiğine oynayarak, konuyu açarak, derinleştirerek, misaller vererek ve mimiklerle süsleyerek konuşmak... İşte, hangi konu olursa olsun Kayhan Yıldızoğlu böyle konuşuyor. Belki de bu tiyatro oyunculuğunun getirdiği bir alışkanlık.

Bu yazı bundan bir-iki yıl önce yazılsaydı ve sizin tiyatro ile olan ilişkiniz «tutku» derecesinde olmasaydı, şüphesiz «Hangi Kayhan Yıldızoğlu?» diye sorabilirdiniz.

Ama bugün durum öyle değil. Peş peşe film çeviren Kayhan Yıldızoğlu kısa zamanda disiplinli çalışması, iş ahlakı ve oyun gücüyle aranılan bir «yardımcı oyuncu» haline geldi; Türkiye'nin dört köşesinde tanınan ve sevilen bir sinema oyuncusu oldu.

Kayhan Yıldızoğlu, İstanbul'da doğmasına rağmen liseyi ve hukuk fakültesini Ankara'da bitirmiş...

Kayhan Yıldızoğlu, sinema ile tiyatro arasında bir tercih yapması gerektiği zaman Yeşilçam'ın ağır bastığını söylüyor ve «Kamera, reji ve aktör ilişkisinin sonuçları beni, tiyatrodan çok daha fazla etkiliyor» diyor.- «Hukukla başım pek hoş değildir ama, ailemin ısrarlarını bir türlü kıramadım» diyor; «O ağır başlı, ciddi, kanun kitaplarına da bir türlü ısınamadım. Sanatçı olmak istiyordum...»

Sonuç Kayhan Yıldızoğlu'nun istediği gibi olmuş. İstanbul Şehir Tiyatroları'nda açılan bir imtihana giren Yıldızoğlu, 560 aday arasından seçilen 26 kişinin içindeymiş. Ve bugün, bu 26 kişiden sadece Kayhan Yıldızoğlu, Şehir Tiyatroları kadrosunda...

Sonra iki yıl kurs devresi başlamış. Ramp ışıklarına da ilk defa bundan 10 yıl önce «Çalıkuşu» oyunu ile çıkmış...

- «Sonra 'Çalıkuşu'nu diğerleri izledi. Aşağı yukarı 30'dan fazla oyunda rol aldım bugüne kadar. Bunların içinden «Fizikçiler»i, «Kral Ölüyor»u, «Sezua'nın İyi İnsanı»nı hala unutamam...»

Kayhan Yıldızoğlu'nun sinema serüveni ise 1966 yılında «Malkoçoğlu» filmiyle başlamış. Başlamış ama, ilk günler durum pek öyle parlak değilmiş. Neden mi?

- «Neden olacak kardeşim?» diyerek soruyu şöyle cevaplandırıyor Yıldızoğlu:

- «Çok iyi hatırlarım, tam 11 filmde bana peş peşe 'Komiser Kenan' rolünü verdiler. Seriyal bir filmdi. Sokakta görenler artık beni 'Merhaba Komiser abi' diye selamlamaya başladı...»

Bir süre önce eşinden ayrılan sanatçının Deniz ve Sibel adında iki çocuğu var. İkisi de halen öğrenimlerine devam ediyor. Kayhan Yıldızoğlu boş zamanlarında müzik dinliyor, resim yapıyor ve kitap okuyor. «Bunların arasında bir tercih yapabilir misiniz?» sorusuna ise şöyle cevap veriyor:

- «Hayır... Güzel sanatlar ve edebiyatın bütün kolları birbirini tamamlar. Hatta diyebilirim ki, edebiyat, güzel sanatlar, felsefe, ekonomi, politika, sanat tarihi birbirine zincirlerle bağlıdır ve bana soracak olursanız bugünün sanatçısı bütün bunlardan hoşlanmalı, bir bilgi küpü olmalıdır.»

Konuştuğumuz kadarıyla Yıldızoğlu bizde «bilgi küpü» intibaını bıraktı. «Resim» diyorsunuz «Dali, Bruegel» diye cevap veriyor; «Müzik» diyorsunuz «Bach, Sibelius» diyor; «Edebiyat» diyorsunuz «Aldous Huxley, Mihail Bulgakov ve Sait Faik»ten söz ediyor. Ama her ne kadar söylemiyorsa da özel meraklarında klasik müziğin ağır bastığını anlıyoruz. Nasıl mı? Çok basit: Kayhan Yıldızoğlu'nun anlatımından:

- «Gençlik günlerinde en büyük tutkum orkestra şefi olmaktı. Elimde değneğim, önümde orkestram... Müzisyenleri yönetmek, tek bir hareketle susturmak, sesleri yüceltmek, coşkun bir ırmak gibi çağlatmak, bütün seslerin içinde notalarla beraber yaşamak isterdim...»

(Röportaj: Yavuz Turgul / Ses Dergisi - 6 Kasım 1971)