Gerçek küçük hanımefendi: Nilüfer Koçyiğit

Yayın Tarihi : 19 Ocak 2016
10536
Şehir Tiyatrosu'nun altı piyesinde oynayan küçük yıldız Nilüfer Koçyiğit, bugünlerde ikinci filmi "İki Yavru"nun çekimlerine başlayacak.

 

Bebeklerini beşiğe yerleştirdikten sonra, annesi ile göz göze geldi. Annesi Melek Hanım, "Nilüfer, 'Su küçüğün, söz büyüğün' lafına uymadan yapamaz. Bu yüzden benim söze başlamamı bekliyor" dedi ve devam etti:

- "Röportajın ilk cümlesini ben söyliyeyim: Küçük yaştan beri tiyatroya ilgi duyardım. Darülbedayi'nin, Şehir Tiyatrosu'nun hiçbir oyununu kaçırmazdım. Ben tiyatro sanatçısı olamadım. Ama kızlarımı artist yapmak için çalıştım. Şimdi ikisinin de, tiyatroyla ilgileri var. Ablası Hülya Koçyiğit, Ankara Devlet Konservatuvarı'nda öğrenci. Nilüfer de biliyorsunuz, Şehir Tiyatrosu'nda çalışıyor, filmlerde oynuyor."

Nilüfer annesinin dizinin dibine oturdu, "Sıra bana geldi" dedi. "Önce bebeklerimi anlatayım. Üç bebeğim var. 'Nesrin' ile 'Hülya'yı çok severim. Onlarla birlikte yatarım. Bir de 'Karaböcek' adlı simsiyah bir bebeğim vardı. Evcilik oynarken, arkadaşım kırdı. Bebeklerimin, bütün elbiselerini kendim dikerim. Kış olduğu için, yün elbiseler örüyorum"...

Nilüfer Koçyiğit, kendisinin dışındaki çocuk yıldızlardan en çok Zeynep Değirmencioğlu'hu seviyor. Küçük Nilüfer, Ayşecik filminin afişi önünde...Odanın bir kösesinde ısılı duran kuş kafesine baktı:

- "Bir de kanaryam var. Eskiden köpeğim de vardı, ama çaldılar. Yeni köpek alırsam, her zaman çalınanı hatırlıyacağım. Benim eski köpeğim küçücüktü, ufacıktı. Unutamıyorum onu"

Kütüphanenin alt gözünden bir sinema dergisi aldı. Sayfalarını karıştırdı. Brigitte Bardot'nun resmini bularak gösterdi:

- "Tiyatrodaki ağabeylerim bana 'Brigitte Bardot'nun İstanbul şubesi' diyorlar. Zaten benim sevdiğim yabancı oyunculardan birisi Brigitte Bardot, diğeri de Kim Novak'tır. Onların filmlerini hiç kaçırmak istemem. İkisi de öyle güzel oynuyorki..."

Göğsünde Galatasaray rozeti vardı. Kazağının yakasını çevirdi. Bir Fenerbahçe rozeti çıktı:

- "Galatasaray'ın kalecisi Turgay Şeren halamın oğlu olduğu için İstanbul'da koyu Galatasaray'lıyım. Ama Ankara'ya gidince de koyu Fenerbahçeli oluyorum. Ankara'da olan babam Fenerbahçe'yi tuttuğu için... Ama aslında Fenerbahçe'yi tutarım" diyor. Biraz düşündükten sonra da hemen ekliyor: "Ama isterseniz 'Galatasaraylı' deyin."

Pencerenin yanına gitti. Cama alnını dayayarak bahçedeki kuyuyu seyretmeye başladı:

- "Bir gece arkadaşlarla saklambaç oynuyorduk. Ablamın Ateş adlı bir arkadaşı vardı. Aramızda en hareketlisi oydu. Koşuyorduk, saklanıyorduk, eğleniyorduk... Ama bir ara Ateş, bahçedeki kuyuya düştü. Yanında bir tek ben vardım. Hemen gidip büyüklere haber verdim. Bana inanmadılar. 'Çocuk' diye sözüme önem vermediler. İnansalardı, küçük Ateş belki kuyudan çıkartılabilir, kurtarılırdı. Sonra beni karakola götürdüler. İfade verdim."

Nilüfer Koçyiğit oyunlarının ilk gecesinde çok heyecanlanırmış. Çok soğukkanlı olduğu için bunu çevresindekilere belli etmezmiş. Ama oyunun ikinci gününde bu heyecanından iz bile kalmıyor. Okumayı çok seviyor. Annesinin aldığı gazeteleri de son satırına kadar okurmuş. Tiyatro, sinema ve okul saatlerinin dışındaki zamanını kitap okuyarak değerlendiriyor. Nilüfer boğazına düşkün değil. Ama patates kızartması ile börek olunca dayanamıyor. Her sofraya oturuşunda ya börek, ya da kızarmış patates istermiş. 

Nilüfer Koçyiğit'in sevdiği şeylerin başında okulu geliyor:

- "Benim için derslerim tiyatro kadar önemli. Tiyatro ve film işlerinin dışındaki zamanımın çoğunu derslerime ayırıyorum. Okulumu, arkadaşlarımı, öğretmenimi çok seviyorum. O bana derslerimde çok yardımcı oluyor. Kitaplardan öğrenemediğim bilgiyi öğretmenimden öğreniyorum" diyor.

Ama gününün yarısının okulda, kalan yarısının da tiyatroda ya da film işlerinde geçmesi onun arkadaşlarıyla buluşmasına engel oluyormuş:

- "Ben de fırsat buldukça arkadaşlarımı tiyatroya davet ediyorum. Oyundan önce, oyunumu seyrettikten sonra onlarla konuşuyorum. Ama her yıl bir gün, o da doğum günümde, arkadaşlarımla doyasıya eğleniyorum. En sevdiğim gün de zaten doğum günümdür..." diyor.

Nilüfer Koçyiğit'in doğum günü heyecanı seyredilmeye değer. Oyunlarının ilk gecesindekinden çok daha fazla heyecanlanıyormuş. Sabahleyin kalkar kalkmaz, birkaç gün öncesinden başladığı hazırlıklarını tamamlıyormuş. Öğle yemeğini de acele ile yedikten sonra hemen giyinip arkadaşlarını bekliyormuş. Onlar gelince eğlenmeye başlıyorlarmış.

Halen ilkokul üçüncü sınıfta olan Nilüfer'in en sevdiği rolü "Kuğular" adlı piyesteki "Peri"ymiş. Bir dramda oynamayı da çok istiyor. Bizim oyunculardan Belgin Doruk, Gülistan Güzey ile Muhterem Nur'u seven Nilüfer Koçyiğit'in en beğendiği film de "Küçük Hanımefendi" imiş.

- "O filmi neden beğeniyorum, biliyor musunuz?" dedi, "Çünkü tiyatroda herkes beni 'Küçük Hanımefendi' diye çağırıyor..."

(Röportaj: Bülent Bora - Ses Dergisi - 24 Şubat 1962)