Madımak Oteli'nde adım adım ölüme doğru...

Yayın Tarihi : 13 Mart 2012
66214
2 Temmuz 1993'te, Sivas'taki Madımak Oteli'nde Türkiye tarihinin en kara günlerinden biri yaşandı. 35 insan, yobazlar tarafından yakılarak öldürüldü.

 

"Nostalji" sözcüğü "geçmişe duyulan özlem"i ifade eder. Sitemizin adı her ne kadar "Türk Nostalji" ise de, bu sitede yer verdiğimiz her yazı maalesef nostalji tadında olmuyor. Geçmişi güzel ve çirkin yönleriyle aktarmaya çalışıyoruz.

Bu yazımız, Türkiye'nin geçmişindeki en kara günlerinden birine, en iğrenç katliamlarından birine ait... 2 Temmuz 1993'te Sivas'ta, Madımak Oteli'nde 35 insan yobazlar tarafından yakılarak öldürüldü. 

Vicdanlarda asla zaman aşımına uğramayacak olan Sivas Katliamı'nı sizlere bir kez daha anımsatarak, hiçbir zaman unutulmamasına bir katkıda bulunmak istedik. Dileriz bir daha, kimliği, düşüncesi, inancı, milliyeti ne olursa olsun, hiç kimse böylesi insanlık dışı bir harekete maruz kalmaz...

Aşağıdaki yazı ve fotoğraflar, olayları bizzat Madımak Oteli içinde yaşayan, hayatını mucizevi bir şekilde kurtaran Panorama dergisi muhabiri Mehtap Yücel'e ait ve olayların hemen ardından yayımlanmış... Önce derginin konuya ilişkin giriş yazısını, ardından da muhabir Mehtap Yücel'in yazısını okuyabilirsiniz.

***********

1988'den beri geleneksel hale getirilmiş olan Pir Sultan Abdal Şenlikleri bu yıl kana bulandı. Başından beri, Pir Sultan'ın memleketi Banaz'da düzenlenen şenlikler, bu yıl 4 günlük bir programla gerçekleştirilecekti; katılımcılar iki gün Sivas'ta olacaklar, sonra Banaz'a geçeceklerdi. Ancak 4 günlük programın sadece bir günü gerçekleştirilebildi.

Şenliğin ilk günü Aziz Nesin bir konuşma yaptı. Aynı gün kentte, Aziz Nesin aleyhine bir bildiri dağıtıldığı öğrenildi. Bildiride, şu türden cümleler yer aldı: "Salman Rüşdi, müslümanların çok az olduğu kafir bir ülkede sokağa çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği davet edilip, şehirde adeta müslümanlarla alay edercesine gezelemektedir."

Sonra, Nesin'in konuşması ertesi gün yerel gazetelerde çeşitli yorumlara ve eleştirilere de konu oldu. Şenliğin ikinci günü, katılan yazar ve şairler Buruciye Medresesi'nde kitaplarını imzalayacaklardı. Program sürerken yer yer arbede çıktı, Aziz Nesin'e saldıranlar oldu. Sonraki saatlerde Cuma namazından çıkan 400-500 kişilik organize bir grup kent içinde gösteriye başladı. Ardından olaylar büyüdü ve toplam 37 kişi (33 şenlik katılımcısı, iki otel görevlisi, iki gösterici) öldü, yaklaşık 100 kişi yaralandı.

Arkadaşımız Mehtap Yücel, olayların başlangıcından itibaren bütün süreci yaşadı ve görüntüledi.

Madımak Oteli'nde yaşananları; gerilimi, korkuyu, dehşeti, ölümü ve kurtulanların yaşamda kalma sürecini sunuyoruz...

**********

Mehtap YücelSaat 12:00'de Madımak Oteli'ne vardım. Lobide Arif Sağ saz çalıyordu. Aziz Nesin iki koruma polisiyle birlikte odasındaymış. Otelde, etkinlikler için Sivas'a gelmiş 70 kişiyle birlikte çeşitli asker aileleri de kalıyormuş. Arif Sağ'ın türkülerini bir süre dinledikten sonra 12:30-13:00 sularında Ali Çağan ve Hasret Gültekin'le otelin dışına, yemeğe çıktık. Hasret, yemekte o günün gazetelerinden ve radikal islamcıların dağıttığı cihat bildirilerinden söz etti. Birlikte bildiriyi okuduk.

Yemeğin sonlarına doğru, Cuma namazından çıkan 400-500 kişinin sloganlar atarak yürüyüşe geçtiğini gördük; hemen otele döndük. Otelin önünde birkaç polis memuru vardı. Gösterici grup bir süre otelin önünde oyalandı, sonra Kültür Merkezi'ne doğru gitti. Otelde, Kültür Merkezi'ndeki olayları tartıştık.

Saat 14:30'du, polisten, "valiliğin etkinlikleri iptal ettiği" haberini öğrendik. Bu sırada birkaç polis "Sizi otelden alalım, şehir dışına çıkaralım" dedi. İçeride birtakım tartışmalar oldu, sonra otelden çıkmak için gecikildiğini farkettik. Bu arada yine az sayıda bir grup askerin otelin önüne açılan yolları kestiğini görünce, hepimiz bir parça rahatladık.

Çoğumuz lobideyiz. Dışarıdaki az sayıda asker ve polise rağmen, Kültür Merkezi'nden dönen gösterici grup, otelin 20-25 metre önünde toplandı.

Aziz Nesin hala odasında. Garsonların lokantadan getirdiği yemek bile - hangi odada kaldığı öğrenilmesin diye - odasına çıkartılmadı, . Bu sırada Pir Sultan Abdal Tiyatrosu oyuncuları ve semah ekibi otele geldi. Dışarıda slogan ve tekbir sesleri gitgide yoğunlaşıyordu.

Arif Sağ, olaylar sırasında Madımak Oteli lobisinde...Bir ara, grubun dağıldığı ve yeniden Kültür Merkezi'ne doğru gittiği haberini aldık. Bir süre sonra polis telsizinden Kültür Merkezi'nin önünde çatışma çıktığını duyuyoruz: Arif Sağ konserini ve "Medya ve Emperyalizm" konulu paneli dinlemeye gelenler, gösterici grubu püskürtmüşler. Gösterici grup bu kez yeniden otele yönelmiş, bu arada da, birileri, belki de polis, göstericilere karşı koyanları otobüslere bindirip Ali Baba Mahallesi'ne götürmüş.
Otelin önünde yeniden toplanan göstericiler "Vali istifa", "Burası Moskova değil", "Şeytan Aziz", "Kanımız aksa da zafer islamın", "Dönmeye değil ölmeye geldik" ve "Şeriat gelecek her şey bitecek" gibi sloganlar atıyorlardı.

Bu sırada Arif Sağ telefonla ulaşabildiği bütün resmi makamlara hayatlarının tehlikede olduğunu, güvenlik tedbirlerinin yetersiz kaldığını bildiriyordu. Otele ilk taş, Arif Sağ'ın telefonla konuştuğu sıralarda atıldı ve lobinin ön cephesindeki camlar aşağı indi. Bunun üzerine, lobide toplananlardan bir grup üst kata çıktı. Gençler ellerine geçirdikleri, masa, dolap, yangın söndürücü gibi eşyalarla lobide barikat kurmaya başladılar. Otelde kalanlar sokağa penceresi olan odalardan uzaklaşıp koridora ve merdivenlere sığınıyorlardı.

Madımak Oteli'ne atılan taşlar giderek artıyordu. Birden, yangın ihtimali konuşulmaya başlandı. "Su lazım olacak" diyerek, bulunan her türlü kap suyla doldurulup bir kenara konmaya çalışıldı. Aynı sıralarda çevre illerden "takviye birliklerin yola çıktığı" haberi yayıldı. Hepimiz umutlandık.

Madımak Oteli'nde mahsur kalan aydınlar durum değerlendirmesi yapıyor.Bir ara Arif Sağ'ın, sokağa bakan odasına çıkıp göstericilerin fotoğrafını çektim. İkinci kez deklanşöre basacaktım ki yeni bir taş yağmuru başladı. Tekrar koridora döndüm. Herkes birbirine "Moralimizi bozmayalım, kendimizi kaybetmeyelim" diyordu.

Başta Asım Bezirci olmak üzere hemen herkes, herhangi bir linç ihtimaline karşı kendilerini savunmak üzere şişe, sandalye bacağı gibi etrafta ne varsa yanlarına alıyordu. Artık dışardakiler çevrede buldukları taşları bitirmiş, kaldırımları söküyorlardı... Bazıları da otelin karşısındaki binalara çıkmışlardı.

Çatılarda buldukları saksıları ve kiremitleri tekbir sesleriyle otele doğru fırlatıyorlardı. Gençler otelin girişine kurdukları barikatın gerisinde beklerken, bir grup gösterici, polis barikatını aşıp içeri girdi. Korkunç gürültülerle birlikte kısa bir süre büyük bir mücadele yaşandı ve grup püskürtüldü. Aynı şeyi birkaç kez tekrarladılar... Sivas'a semah gösterileri yapmak için gelmiş olan bu gençlerden hemen hiçbiri canlı dönemedi Ankara'ya... 

Şair Metin Altıok (en sağda) ölümünden önceki son fotoğrafta, Aziz Nesin ile birlikte...Lobide bu çatışmalar olurken Aziz Nesin de eline bir demir çubuk almış, odasından çıkmıştı. Bu sırada fotoğraf çekerken kireç gibi yüzüyle bir kadın yanıma yaklaştı ve "Bunları çekiyorsun ama hiçbirisini göremeyeceğiz" dedi.

Takviyenin gelmesinden yavaş yavaş umudumuz kesiliyordu. Bu sıralarda Aziz Nesin, Erdal İnönü ile görüştü. İnönü'ye telefonda güruhun sesini ve camlara fırlatılan taşların sesini dinletti. Erdal İnönü yanıt olarak "Her türlü tedbirin hızla alındığını" söylemiş...

Aynı anda Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu otelin önüne gelmişti. Kalabalığa hitaben kısa bir konuşma yaptı. "Biz Sivaslılar olarak bu konuda yeteri kadar tepkimizi gösterdik, artık dağılın" dedi. Gösterici grup, Aziz Nesin'in kendilerine verilmesi yönünde sloganlar atıyordu. Ayrıca Kültür Merkezi'nin önüne dikilen halk ozanı anıtının da yıkılıp otelin önüne getirilmesini ve burada yakılmasını istiyorlardı.

Halk Ozanı Hasret Gültekin'in Madımak Oteli'ndeki panik anlarında çekilen son fotoğrafı.Bunun üzerine belediye başkanı heykeli yıktırıp otelin önüne getirtti. Anıtı, otomobillerden çektikleri benzinle tutuşturup yaktılar. Aralarında Arif Sağ'ın otomobilinin de bulunduğu birçok otomobili ateşe verdiler.

Otelin içine yoğun bir gaz kokusu yayıldı. Saat sekize geliyordu. Bu kokunun nereden geldiğini anlamaya çalışıyorduk ki elektrik kesildi. Koridor ve merdivenler gözgözü görmez bir karanlığa büründü. Aşağıda gençler içeri girmeye çalışanlarla mücadele ederken, genç kızlar dördüncü kata çıkarıldı. Ben o sırada üçüncü kattaydım.

Bir toz bulutundan başka bir şey seçemiyordum. Artık cesaret ve umut tümüyle tükenmişti. Birileri alt kattan "Çantalarınızı alın, gidiyoruz" diye seslendi. Çantalarımızı alıp el ele tutuştuk. Birinci kata doğru indik. Birinci kata geldiğimizde aniden bir parlama ortalığı aydınlattı.

Birinci kattaki odalar yanmaya başlamıştı. Bez topaklarını gaza ve benzine bulayıp yakmışlar ve içeri atmışlardı. İçeride her şey zaten sentetikti ve bir anda yangın yayıldı, her yer dumana boğuldu.

Aziz Nesin, kendisini savunmak üzere, Madımak Oteli'nde bir demir çubukla dolaşıyordu.Bütün kontrolümüzü yitirmiştik. Herkes çığlık çığlığa bir çıkış yolu bulmaya çalışıyordu. O sırada aşağıdan "İçeri giriyorlar" diye bir ses duyuldu. Birden panik doruğa ulaştı. Sıcak ve duman dayanılmaz haldeydi. Nefes almakta güçlük çekiyorduk. Ben birinci katla ikinci kat arasındaki merdivenlerde kalakaldım; ikinci kata çıkanlar da korkunç bir alevle karşı karşıyaydılar.

Artık çığlıktan başka bir şey duyulmuyor, alevlerden başka da bir şey görünmüyordu. Olaylar başlamadan önce karikatürlerindeki devekuşu simgesini ne kadar çok sevdiğini bana uzun uzun anlatan Asaf Koçak'ın yanımda olduğunu farkettim. "Üst kata çıkalım" dedi. Ben yerimde çakılıp kalmıştım, çıkamadım; O çıktı ve orada öldü!

Birinci katın koridorundan dipteki odalara doğru yürüdüm. O sırada hissettiğim sonsuz bir yalnızlık duygusuydu, kendi kendime "Bitti" dedim. Herhalde artık nefes alamıyordum, ama birden bir serinlik çarptı yüzüme; karanlığın içinde bu serinliğe doğru yürüdüm; vardığım yer, penceresi hava boşluğuna bakan bir odaymış. İçeride başkaları da vardı. Bu serinliği izleyip gelen 31 kişi Sivas'tan canlı ayrılacaktı.

Madımak Oteli'nde mahsur kalanların en yaşlısı olan 66 yaşındaki yazar Asım Bezirci, çaresizlik içinde üst kata çıkıyor.Bir süre sonra pencereden aşağı, boşluğa atladık. Öteki binanın iki penceresi bu hava boşluğuna bakıyordu, pencereleri zorladık. Burası Büyük Birlik Partisi Sivas İl Merkezi'nin pencereleriymiş.

Bir süre sonra camlar açıldı ve içerdeki birkaç adam, bizi oraya almak yerine küfredip bağırmaya başladı. Ben adamlardan birinin ellerine sarıldım, yaşamak için oraya girmem şarttı. Ama onlar bunu anlamıyormuşcasına ellerine geçirdikleri sopalarla beni ve benimle birlikte boşluğa atlamış olanları ısrarla ittiriyorlardı...

"Sizi buraya biz mi çağırdık, ne haliniz varsa görün" diyorlardı. Biz yine de ağlayarak yalvarmayı sürdürüyorduk. Oteldeki çığlıklar dinmemişti. Tam o sırada partinin il yöneticilerinden yaşlı bir adam pencerenin önüne geldi ve elini bana uzatıp "Gel kızım" dedi; 31 kişinin hayatını kurtarıyordu...

Yaşadığımıza hala inanamıyorduk. Koridorda sıkıştığımızı sanmıştık, kurtulamayacağımıza inanmıştık.

Oysa tersine, umutla üst katlara çıkanlar öldü. Partide geçirdiğimiz bir saat içinde bunun böyle olduğunu bilemiyorduk, çünkü otelin üst katlarındaki sesler kesilmişti, zannetmiştik ki itfaiye geldi ve onları kurtardı. Kurtulamadılar...

Aslında Aziz Nesin de dahil, içerdekilerin kurtulup kurtulamadığını bilemiyorduk. Sonradan öğrendiğimize göre alevler ve duman iyice yükseldiğinde Aziz Nesin ve Lütfi Kaleli otelin dördüncü katına kadar çıkmışlar.

Atılan taşlara rağmen pencerelerden sarkarak yardım istemişler. Üstünde bir itfaiye eriyle birlikte araç yaklaşmış, o arada "O ölecek olan adam, onu kurtarmayın" diye sesler çıkınca itfaiye eri geri inmiş. Ama bu arada zaten yolu yarılamış olan Aziz Nesin ve Lütfi Kaleli aracın üstüne inmişler. O arada bir saldırgan elindeki sırıkla Aziz Nesin'e hücum etmiş ve dengesini bozmuş; Aziz Nesin kafasını ciddi şekilde yaralamış.

 Aziz Nesin'in itfaiye merdiveninden indiğinde saldırıya uğradığı an.Hemen Kayseri'ye doğru yola çıkmışlarsa da Aziz Nesin çok kan kaybettiğinden üniversite hastanesine yönelmişler. İlk yardım yapılmış, sonra "bilinmeyen bir yöne doğru" gitmişler. Bir kandırmaca yaşatmışlar saldırganlarla Aziz Nesin arasında...

Bütün bu ölüm korkusu içinde bir de "tuhaflıktan" söz etmek lazım. Bir insanın varlığının ne kadar anlamlı olduğunu düşündüm, unutmak hiç mümkün değil.

Aziz Nesin'e, biri telsizli komiser, öteki otomatik silahlı iki polis koruma vermişler. Olayların patlak verişinden bir süre sonra silahlı olan gözden kayboldu. Telsizli komiser ise bizimle birlikte canını dişine taktı; barikattaki gençlerle birlikte saldırganlara karşı koydu, hava boşluğuna açılan pencereden inmemizi sağladı, sanki en yakın dostlarıymışız gibi davrandı hep... Unutmak mümkün değil...

Sivas Katliamı'nda yaşamını kaybedenler...