Müthiş Türk ile müzik dünyasında bir gezinti

Yayın Tarihi : 25 Ekim 2017
171
Rolling Stones grubu ile Ray Charles, Aretha Franklin, Diana Ross gibi dünyaca ünlü isimlerin patronu Ahmet Ertegün, bu yıldızları ve Türk şarkıcılara bakışını anlatıyor...

 

Warner Bros film şirketinin ortaklarından olan ve başta Atlantic olmak üzere irili ufaklı birçok plak şirketinin sahibi olan Ertegün kardeşlerin küçüğü Ahmet Ertegün geçen hafta içinde İstanbul'a geldi... 

Hafta sonunda Londra'ya giden ve Amerika'ya geçmeden önce bir daha Türkiye'ye gelecek olan Ahmet Ertegün'le SES, gelişinin üçüncü gününde özel bir röportaj yaptı. İşte bu sayfalarda Ertegün'ün Rolling Stones, Ray Charles, Diana Ross, Aretha Franklin gibi ünlü şarkıcılar ve «bizimkiler» hakkında fikirlerini bulacaksınız.

******

Üstünde sade bir elbise, bütün düğmeleri açık bej rengi bir pardesü bulunan altın çerçeveli gözlüklü adam Hilton Oteli'nin döner kapısından içeri girip birkaç adım attıktan sonra durdu, elini sakalında  ezdirerek etrafına bakmaya başladı... 

Kapıdan resepsiyona kadar olan 10-12 metrelik kısımda büyük bir hareket vardı ve orayı dolduran büyük kalabalıktan büyük bir ihtimalle bir tek kişi bile bu mütevazı tavırlı adamı tanımıyordu. Oysa «adam» kendi sahasında büyük başarıya ulaşmış, otorite olmuş biriydi. 

Atlantic, Atco, Embrio, WB, Reprise, Elektra, Kinney Flipacci plak şirketlerinin hissedarıydı... Aynı zamanda dünyaca meşhur Warner Bros film şirketinin ortakları arasında onun da adı vardı. Ve bizim açımızdan işin daha enteresan tarafı şuydu: Bu altın çerçeveli gözlük taşıyan adam Ahmet Ertegün adlı bir Türk'tü...

Yanına gidip kendimizi tanıttığımız zaman güldü, İstanbul Türkçesiyle, İngilizlerin konuştuğu Türkçe arası bir şiveyle konuşmaya başladı:

- «Annemi ziyarete gitmiştim... Evden çıkarken İstanbul trafiğini hesaba katmadım ve bu yüzden biraz geciktim. Kusura bakmayın... Buyurun odama çıkalım, orada daha rahat konuşuruz.»

Ahmet Ertegün'e göre Amerika'da bir yabancı şarkıcının uzun süre şöhret olarak kalabilmesi çok güç bir şey... Bunu söylüyor ama «Bütün arzum Amerika'da bizim şarkıcılarla birşeyler yapabilmek» diyor.Ahmet Ertegün, Lozan Konferansı'nda Türkiye'yi temsil eden delegasyondan Mehmet Münir Ertegün'ün oğlu... Babası diplomat olduğu için çocukluğu hep değişik memleketlerde, değişik şehirlerde geçmiş: Fransa'da, İngiltere'de ve Amerika'da büyümüş, tahsilini de oralarda tamamlamış. Üç kardeşmişler; iki erkek, bir kız...

Ahmet Ertegün'le ağabeyi Nasuhi iktisat tahsili yapmışlar... Aile, «baba» diplomat olduğu için onların da baba mesleğini sürdürmelerini istiyormuş, ama onlar plakçı olup çıkmış. Daha doğrusu caza olan merakları, onların hayatlarını kökünden değiştirmiş.

İki kardeş daha çocukluk yıllarında caza karşı bir ilgi duyarmış, Nasuhi Ertegün çeşitli dergilerde caz kritikleri yapmış, Ertegün kardeşler pazar günleri Türk sefaretinde arkadaşlarıyla toplanır, caz konserleri düzenlerlermiş. Bu konserlere Count Basie, Duke Ellington gibi ünlü cazcılar da katılırmış çoğu kez.

1945'lerde caz meraklısı Ertegün kardeşler işi pek de ciddiye almadan, bir hobi olarak atılmışlar plakçılığa... Nasuhi Ertegün, California'da «Crashent» ve «Cazzman» adlı iki plak şirketi kurmuş, Ahmet Ertegün'se Washington'da bugünün ünlü «Atlantic»inin temellerini atmış, sonra bakın, bu iş nasıl gelişmiş:

- «Yapmak istediğimiz işin ticari yanı pek parlak değildi. Cazın çok eski müzisyenleriyle, klasikleşmiş plaklar yapıyorduk. O günlerde ağabeyimin de benim de gönlümde yatan aslan diplomatlıktı. Yaptığımız plakların ise bırakın büyük satış yapmasını, kendilerini kurtarmaları bile şüpheliydi. Ne var ki, beynimizdeki hesap plak dünyasındaki pazara uymadı, çıkardığımız plaklar tahminimizin üstünde satış yaptı. Bunun üzerine işi biraz daha geliştirdik. 1947'lerde Eroll Garner, Joe Morris, Ray Charles ve daha birçok kabiliyetli siyahi müzisyenle mukaveleler yaptım. İki-üç yıl sonra ağabeyim kendi şirketini kapayıp benimle ortak oldu. Sonrasını biliyorsunuz: Atlantic büyüdü, RCA, DECCA ve CBS ile birlikte dünyanın en büyük dört plak grubundan biri oldu. Bugün Atlantic'e bağlı yüzlerce küçük plak şirketi, ayrıca Cotulion, Reprise, WB, Elektra, Embrio gibi büyük şirketler var.»

Atlantic plak şirketinin damgasını taşıyan disklerde dünyaca meşhur sesler dile geliyor... Tabii, şirketin sahibi Ahmet Ertegün de sesleri dünyayı büyüleyen bu şöhretlerin çoğunu yakından tanıyor, çoğuyla ilişkisi iş münasebetini aşmış, yakın dostluk derecesine varmış...

Ahmet Ertegün bugün dünya müzik piyasasının en popüler simalarından biridir. Şirketine yaptığı transferlerin çoğunu müzisyenlerle olan samimi arkadaşlığına borçludur. İşte bunun bir delili... Fotoğrafta Ertegün, Mick Jagger'in nikahında görülüyor.Bunu düşünerek plak yaptığı şöhretleri anlatmasını rica ediyoruz. Ertegün de sorumuzu cevaplandırmaya Rolling Stones'tan başlıyor:

- «Plakçılık piyasasında şöhret transferi çok zordur. Çünkü her şöhret, daha ünlü olmadan bir şirketle anlaşır. Sonra o şirket her defasında mukavele bitimine 3 yıl kala mukaveleyi yeniler... 'Peki böyledir de sen Rolling Stones, Rolling Stones olduktan sonra nasıl ettin de onları kendi şirketine transfer ettin?' diyeceksiniz. Söyleyeyim... Bunu büyük ölçüde şansa, daha küçük ölçüde de Mick'le olan dostluğuma borçluyum... Topluluğun solisti Mick Jagger çok yakın arkadaşımdır. Bir gün konuşurken laf olsun diye, 'Gelin, bizim şirkete transfer olun. Plaklarınızı ben yapayım' dedim. İki gün sonra Rolling Stones topluluğu Atlantic'in mukaveleli sanatçıları olmuştu.»

Ahmet Ertegün sonra şirketinde çalışan şöhretlerin özelliklerini anlatıyor:

- «Yine dostum Mick'ten başlayayım... Bence Mick Jagger son yılların en iyi şarkıcısıdır... Hem erkeklere, hem kadınlara hitap eden bir şarkıcıdır Mick... Ben ona 'yirminci asrın seks sembolü' diyorum... Aretha Franklin'le Diana Ross ise Amerika'nın gelmiş geçmiş en kabiliyetli şarkıcıları içinde yer alır. O bir yana, hayatımda Aretha kadar alçakgönüllü, mütevazı insana rastlamadım. Gelelim Ray Charles'a... Ray ilk plağını Atlantic'e doldurdu, şimdi ABC'de çalışıyor. Ama 25'inci yılı dolayısıyle çıkarılan Long Play'de bize okuduğu şarkıların bir kısmı da yer aldığı için o plağı Atlantic-ABC ortak yapımı olarak piyasaya çıkardık. Ray'i çok eskiden beri tanırım. Enteresan bir adamdır. Günün 20 saati müzik düşünür, müzikle yaşar...»

Ahmet Ertegün (soldaki), 1941'de cazın en büyük ustalarından Duke Ellington ve müzik eleştirmeni Bill Gottlieb ile...Ahmet Ertegün, Türkiye'de bir şeye çok şaşmış... «Burada gençliğin dinlediği müzik Avrupa ve Amerika'da orta yaşlılar tarafından dinleniyor» diyor ve ilave ediyor: «Buna rağmen Türkiye'de müzikten anlayan geniş bir kitlenin oluşuna şaşmamak imkansız...»

Ve bizim şarkıcılar... Ahmet Ertegün önce Ajda Pekkan'ı eleştiriyor:

- «Ajda'yı İzmir'de ve Amerika'da dinledim... Bir Nana Mouskouri veya Shirley Bassey kadar iyi bir şarkıcı. Önümüzdeki aylar içinde kendisiyle bir plak yapmak istiyorum, ama hemen şunu söyleyeyim. Bu, Ajda Amerika'da meşhur olacak anlamına gelmemelidir. Neden mi? Çok basit... Amerika'da meşhur olan son yabancı şarkıcı Maurice Chevalier'dir. Ondan bu yana, ünü ne kadar büyük olursa olsun, hiç bir yabancı şarkıcı uzun süreli bir şöhret kuramadı Yenidünya'da... Arada sırada bir yabancı, şarkıcı listelerde 1 numaraya yükselir ama saman alevine benzer bu çıkışı. Plak listede aşağılara kayınca o şarkıcı da unutulur, gider. Size bir örnek vereyim: Domenico Mudogno, 'Volare' ile haftalarca liste başı oldu Amerika'da. Ama bugün Amerikalılara 'Modugno kimdir?' diye sorsanız, çoğu size 'Mudogno mu? Galiba elektriği bulan adamdı!' diye cevap verecektir. Ajda'nın bir kusuru da güzel ve frapan olması. Gariptir, ama Amerikalı, bir şarkıcının süslü-püslü ve güzel olmasından nedense pek hoşlanmaz, kendi çirkin, sesi güzel olanları daha sempatik bulur...»

Ahmet Ertegün'e son olarak bizden hangi şarkıcıları dinlediğini soruyoruz:

- «Barış Manço'yu televizyonda gördüm. Özellikle şovu bir harika. Zeki Müren ve Timur Selçuk da müziğe hakim sanatçılar. Onları da beğendim. Bir de Cem Karaca ile Selda Bağcan var. İkisini henüz dinlemedim, ama müzik zevkine ve bilgisine çok güvendiğim bir dostum ikisini de çok methetti. İstanbul'a yeniden döner dönmez onları da dinleyeceğim...»

Biz «Allahaısmarladık» deyip giderken kapı eşiğinde bizi durduruyor ve son olarak şunları söylüyor:

- «'Amerika'da yabancı şarkıcı tutulmaz' diyorum, ama buna rağmen gönlüm şunu istiyor. En büyük idealim orada bir Türk ekolü yaratmak. Bu bakımdan ikinci gelişimde bizim şarkıcıların üstüne ciddiyetle eğileceğim ve orada bizi temsil edebilecek sanatçıları alıp götürmeye çalışacağım. Nasrettin Hoca'nın 'Ya tutarsa' deyip göle maya atması gibi yani. Bakarsınız tutar....»

(Ses Dergisi - 22 Ocak 1972)