Sanatı sanat için yapan sanatkar: Necmi Rıza Ahıskan

Yayın Tarihi : 18 Ocak 2016
2330
Sanatı sanat için yapan Necmi Rıza Ahıskan, hiçbir zaman gazino patronlarının cazip tekliflerine iltifat etmedi, hep sahne konserleri ile yetindi.

 

19 Ocak 1994'te hayata veda eden Necmi Rıza Ahıskan'ı, ölüm yıldönümünde saygıyla anıyoruz...

* * *

Necmi Rıza Ahıskan, kibar, mütebessim, herkese karşı nazik, arkadaş canlısı hakiki bir dost ve ender bulunur insanlardandır. Espiritüel ve neşeli hali ile kendisini sevdirmiş ve her yerde aranılan bir insan olmuştur.

Halen musiki ile tamamen kendi zevki için meşgul olan kıymetli sanatkar, hiç şüphesiz gıpta edilecek durumdadır. Hiçbir zaman gazino patronlarının cazip tekliflerine iltifat etmemiş, hususi sahne konserleri ile yetinerek sanatı sanat için yapmıştır.

Bazı sıhhi sebeplerden dolayı son yıllarda maalesef müstakil konserlerini dinliyemediğimiz değerli sanatkarla karşı karşıyayım:

- «Sanat hayatınız?»

Necmi rıza Ahıskan'ın sesinin güzelliği, 8-9 yaşlarında ağaca tırmanıp ezan okuduğu zamanlarda farkedilmiş...- «1915 yılında İstanbul Bakırköy'de dünyaya gelmişim. Validemin sesi güzeldir. Bağlarbaşı'nda büyük bahçeli bir konağımız vardı. 8-9 yaşlarında iken bahçedeki ağaçlara çıkıp ezan okurmuşum. Sesimin güzel olduğu o zaman anlaşılmış. İlkokulu Bakırköy Rüştüye Mektebi'nde bitirdim. Bilahara 12 yaşında Beşiktaş'a Valideçeşmesi'ne evimizi naklettik. Ben tahsilime Beşiktaş Şark Lisesi'nde devam ederek aynı zamanda Vişnezade Camii imamı merhum Abdülkadir Efendi'den hıfzımı ikmal ettim. Bu arada şunu bilhassa belirtmek isterim, ailemde hiç hafız ve hoca yokken kendi arzumla ve ailemin mümanaatına rağmen - bu mani oluş tahsilimi aksatır düşüncesi iledir yanlış anlaşılmasın - tahsilimi de ihmal etmeyerek hıfzımı tahsilimle beraber tamamladım. Halen de Kuran-ı Azimüşşana hizmet ederim ve her yıl merhum pederime Şişli Camii'nde mukabele okurum.» 

«Şark Lisesi orta kısmından Sultanahmet Ticaret Lisesi'ne geçtim. Bu liseyi bitirmem, şimdiki mesleğimde bana çok yardımcı olmuştur. Güzel bir tesadüf beni kıymetli musikişinas Beşiktaşlı Hafız Rıza Bey'le karşılaştırdı. Evvea dini musiki, bilahara Türk musikisinin bazı çok güzel eserlerinin tadını kendisinden tattım. Merhum, beni aziz dostları Fahire ve Refik Fersan'a götürdü. Fersanların adeta bir musiki mahfeli olan evlerinde kendilerinden Türk musikisinin en güzel eserlerini meşkettim. Suphi Ziya Özbekkan beyefendiyi orada tanıdım ve kendilerinden iki yıl feyz aldım. Delaletleri ile hayatta edindiğim - hamdolsun bu durumuma kadar tesir eden - ikinci bir babam gibi sevdiğim o büyük virtüöz, o kıymetli musikişinas, o beyefendi insan Refik Talat Alpman'ı bana tanıttı. Tam 17 sene kendilerinden musikimizin en nadide eserlerini meşkettim. Muhterem hocamı her zaman minnetle anmaktayım, nur içinde yatsın.» 

Neçmi Rıza Ahıskan, büyük ilgi gören konserlerinden birinde...«1938 yılında açılan Ankara Radyosuna girişimin ufak bir hikâyesi vardır. O yıllarda Beyoğlu'ndaki İstanbul Radyosu'nda okumakta idim. Bir gece Zaharya'nın 'Gülistan-ı nakş-ı hüsnünden baharistan yazar' güfteli saba bestesini okurken Yalova'dan bir telefon gelmiş. Zamanın Münakalat Vekili (Ulaştırma Bakanı) merhum Ali Çetinkaya, okuyanın kim olduğunu sormuş, ben ailevi vaziyetim dolayısı ila Ankara Radyosu'na gitmemiştim, kendilerinin ısrarlı emirleri ile bir hafta içinde Ankara Radyosu'na nakletmek mecburiyetinde kaldım. İsabetli olmuş, orada iki, üç yıl musikimizin kıymetli üstatlarından başta merhum Nuri Halil Poyraz olmak üzere Kemal Niyazi Seyhun, Vecihe Daryal, Ruşen Kam ve bilhassa çalışmalarımızla çok yakından alakadar olan zevk-i musikisi söz götürmez büyük sanatkar Mesut Cemil Bey'den sonsuz istifadeler ettim. 

«1941 senesinde İstanbul Belediyesi Konservatuvarı İcra Heyeti'nde açılan bir münhale müracaat ettim. Başta Zekaidedezade Hafız Ahmet İrsoy olmak üzere Dr. Suphi Ezgi, Dürrü Turan, Santuri Ziya Bey, Refik Fersan, Kemal Niyazi Seyhun'un bulunduğu heyette imtihanı kazanarak İcra Heyeti Üyeliği'ne tayin edildim. Bir yıl sonra müstakilen bilhassa kış mevsiminde verdiğim, sanat hayatımın en büyük hatırası olan sahne konserlerime başladım. 1943 yılında musikiyi hayatımın bir süsü ve ruhumun bir ihtiyacı olarak kabul edip, maişetimi ticaret yolu ila temin etmeye karar verdim. Fakat müstakilen verdiğim sahne konserlerimi de ihmal etmedim. Ayrıca İstanbul Radyosu'nda da açıldığı günden beri yayınlara iştirak etmekteyim.»

- «Son senelerde konserlerinize ara vermenizin sebebi?»

- «Altı sene evvel Londra'da geçirdiğim çok muvaffakiyetli bir karaciğer kisti ameliyatından sonra, büyük bir şanssızlık olarak safra kesesi karaciğere yapıştı, üç senedir bunun işlememesinden mütevellit arasıra büyük ıstıraplarım oluyor. Ondan dolayı böyle programlı bir işe girişemiyorum. Şahsen titiz bir insanım, bir konser hazırlığı inanın ki hayatımın yarısını almakta, şu ameliyatı bu kış olacağım, inşallah ondan sonra neşeli konserler veririz.»

- «Dünyaevine girmeye niyetiniz yok mu?»

- «Nedense bizim girdiğimiz dünyaevleri mail-i inhidam oluyor, onun için derhal tahliye ediyoruz. Benim de gönlüm, ömrümüzün ikindisi olan bundan sonraki yıllarımı geçirecek sağlam bir dünyaevine girmeyi arzu eder.»

- «Boş vakitlerinizi nasıl geçirirsiniz?»

Necmi rıza Ahıskan, üstad Münir Nurettin Selçuk ile...- «Tiyatroyu çok severim. Fırsat buldukça giderim. Güzel filmleri kaçırmam. Okumayı çok severim. Bütün bir yılı da, kendi keseme göre tanzim ettiğim Avrupa seyahatinin zamanını beklemekle geçiririm. Son zamanlarda seyahat imkanları da doğrusu çok kolaylaştı, bu imkanlardan mümkün olduğu kadar istifade etmek isterim.»

- «Musikimizin bugünkü durumu hakkındaki fikirleriniz?»

- «Avrupa'dan bahsetmeyi ayıp bulurum. Mesela Londra'da her akşam 5 bin kişilik bir konser salonunda ekseri gittiğim zaman mübalağasız o klasik konserleri dinlemeye gelmiş genç, orta yaşlı, ihtiyar İngiliz kalabalığını görür adeta kıskanırdım. Bana inanın başka bir gün rock and roll veyahut twist'in bir çılgın mümessili de Londra'ya konser vermeye geldiği zaman o kalabalığın yarısını da orada görürdüm. Halbuki bizde, gidip iki güzel saat geçirdiğimiz piyasa musikisini, yeni nesil Türk musikisi zannediyor. Şimdi kabahat bizde mi, yeni nesilde mi? Onlara, ayıracak imkanı vermediğimizden ötürü, bence bu günah, halka eğilmek değil, halkı yükseltmek mevkiinde olan radyolarımızdadır zannediyorum. Bir şey ya vardır ya yoktur. Ayrıca konservatuvarda halen Türk musikisinin bir avuç kalmış kıymetli sanatkarlarından istifade edilmemektedir, mesela enstrüman tedrisi yoktur. Yalnız İstanbul'da değil Türkiye'nin büyük şehirlerinde Türk musikisi enstitüleri kurulmalı ve günden güne azalmakta olan bu işi bilen kıymetli sanatkarlardan istifade yoluna gidilmelidir. Ayrıca mevsiminde şehrin muhtelif yerlerinde halkın alakasını ve sevgisini çekecek programlar hazırlamak suretiyle klasik Türk musikisini sevdirecek konserler tertip edilmelidir.»

(Röportaj: Hilmi Rit - Ses Dergisi - 19 Ekim 1963)