Nedret Güvenç tanrıçalar arasında

Yayın Tarihi : 02 Mart 2016
2161
Yeşilçam'ın romantik oyuncusu Nedret Güvenç ile İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne yapılan bir gezinin hikayesi...

 

Bembeyaz sütunlar, beyaz heykeller, "somaki" pembesi büstler arasında dolaşan, siyah elbiseli kadın, salona Paul Klee'nin "siyah üçgenli" tablolarını andıran bir görünüş veriyordu... Siyah elbisenin arkasına kıpkırmızı yapma bir gül iliştirmişti... 

Nedret Güvenç, bu siyah elbisesini çok severdi... Arkeoloji Müzesi'ne gelirken de, gardrobundaki yeşilli, turunculu, grili, mavili onca elbise arasından bunu seçmişti. Her tarihi taşın önünde, dakikalarca duruyor, yanındaki arkeolog daha söze başlamadan, hikayesini anlatıveriyordu. Ama en çok, su perisi Daphne'nin "yemyeşil yapraklı bir defne ağacı olması"nın hikayesini seviyordu:

Ağlayan Kadınlar lahiti için arkeologlar, ağlama sahnesini canlandıran en güzel eserlerden biri olduğunu söylüyor. Mitolojiyi çok seven Nedret Güvenç de aynı düşüncede.- "Şiir ve müzik tanrısı Apollon, Irmak tanrısının kızı Daphne'ye tutuluyor. Daphne de Apollon'u seviyor. Ancak, tanrılara aşık olan kızların sonları pek mutlu bitmiyor. Bir gün yolda Apollon'a rastlıyor. Kaçmaya çalışıyor. Irmağa yaklaştığı sırada "Babacığım bana yardım et" diyor. Birden bir uyuşukluk çöküyor üzerine. Ayaklarının altında kökler bitiyor. Her yanından yapraklar fışkırıyor. Bir ağaç oluyor. Apollon şaşırıyor 'Sen benim ağacım ol. Savaşta yenenlerin, barışın timsali yapacağım seni. En güzel şiirlerimi, senin adına yazacağım' diyor. İşte Daphne'nin, daha doğrusu defne ağacı ile şiir ve müzik tanrısı Apollon'un hikayesi..."

İki heykel arasında, gene bugüne dönüyor:

- "Şiir ve müzik en sevdiğim sanat kollarıdır. Rahmaninof'u, Ravel'i seviyorum. Müzikte, biraz romantizm arıyorum. Ama oda müziğinin bir türlü zevkine varamadım. Bir de, kadın virtüözlerden hoşlanmıyorum. Ama operada kadın sesi aranıyor. Othello'yu severim. 'Maskeli Balo' da güzel bir opera".

Heykeller, lahitler bitiyor. Müzenin kapısından çıkarken, Milat öncesinin izleri de bütün hikâyeleri ile geride kalıyor. Aşağıya inen yolda Gülhane Parkı'nın yeşil gölgeleri başlıyor. Nedret Güvenç;

- 'Bahar ve Çiçek Bayramı dolayısıyla, Gülhane Parkı'nda 'Figaro'nun Düğünü'nü oynuyorduk. Kontes Almaviva rolündeydim. Kocamın yaveri Cheruhino ile otururken, kocam olan kont içeriye girer. Yaver dolaba saklanır. Şüphelenen kont, benden anahtarı ister. Dolabı açınca bir şey bulamaz. Sahne bu şekilde... Kont rolündeki arkadaş - şimdi adını unuttum - bir gün önce bana bir oyun oynamıştı. Ben de, ona bir muziplik yapmayı düşündüm. Bir çilingire, şekil olarak oyundakine benzeyen, bir anahtar yaptırdım. Sıra o sahneye gelince, anahtarı eline sıkıştırdım. Aldı, ama gardrobu bir türlü açamadı. Durumu kavramıştı. 'Dolapla kimse yok! Olsaydı nefesini duyardım' deyiverdi. Çok kızdığını anladım. Oyundan sonra hemen kaçtım. Ertesi gün asıl anahtarı mavi bir kurdele bağlıyarak ona verdim".

Nedret Güvenç, Düzce'de bulunarak müzeye getirilen Talih Tanrıçası Tyhe'nin heykeli önünde.Gülhane Parkı'nın denize inen yolu bir kış tablosu gibiydi. Nedret Güvenç, denizden geçen gemilere, mavnalara, mavi göğe, sarı topraklara dalmıştı:

- "Böyle havalar, bu renkler, bn geçişler insanı şair eder. İnsanın, tek başına anlamı olmayan kelimeleri alt alta dizeceği gelir. Yalnız, beyaz renk çok az bugün. Bir de kar yağsa... Yıllarca önce yazdığım "Kar Şarkısı" adlı şiirimi okusam. Şimdi de okuyabilirim ama, renkler uyuşmayacak. Mavinin siyaha yakın olan rengi ve karın beyazlığı eksik!"

Çiçekleri solmuş bir köşeye oturuyor. "Kar Şarkısı"nı okuyor:

Gece yarısı mı oldu?
Sokaktaki fısıldaşma da ne?
Ya fener ışığındaki beyaz cümbüş?
Nedir işittiğim bu sessiz şarkı?
Nasıl böyle ılık ılık yumuşak usulca?
Neden sebep yokken ağlarsınız?
Ya bendeki değişiklik
Bu dokunulmamış köşe nerdeymiş?
Bu el değmemiş kar gibi beni ağlatan?

Sarayburnu açıklarında insanlarla dolu gemiler gidip geliyor. Yandaki şarkılı kahveden, içli bir alaturka şarkının kırık dökük melodileri duyuluyor. 

Nedret Güvenç, "Bir şiir kitabı çıkaracağım" diyor, "Adını da koydum: "Şarkılarım..."

(Not: Manşet fotoğrafında Nedret Güvenç, tanrıça Athena heykelinin önünde...)

(Ses Dergisi - 13 Ocak 1962)