Orhan Günşiray ile bir pazar günü...

Yayın Tarihi : 10 Şubat 2014
19658
Orhan Günşiray, pazar günleri atına binip Levent'te dolaşıyor. En büyük keyfi ise 1,5 yaşındaki oğlu Mahir ile oynamak...

Dördüncü Levent'teki beyaz villada, pazarlar öteki günlerden daha hareketli geçiyordu. Kireç kuyuları tütüyor, kumlar eleniyor, çubuk demirler bağlanıyor, kalaslar taşınıyordu. Beyaz villanın sahibi Orhan Günşiray, kuyuların, kalasların, çubuk demirlerin etrafında dolaşıyordu... Sonra da, işçilerden gözünü ayırmadan, yapacaklarını bir bir anlatıyordu:

Orhan Günşiray - Mahir Günşiray
(Alttaki fotoğraf: Orhan Günşiray, küçük oğlu Mahir'e şimdiden bahçe bakımını öğretiyor...)

- "Önümüzden Bebek'e inen asfalt geçecek... Gelen geçen, hiç değilse gözünü kırpmadan bir, iki dakika evime bakmalı! Bahçede 14x4 boyunda bir yüzme havuzu yaptırıyorum... Yarısı, oğlum Mahir için, yarısı da bizim için... İşten dönünce, kafamı  dinlemek için bir de çatı katı ilavesi düşünüyorum. Kaloriferlerin yerini değiştirmek on beş bin liraya mal oldu...  Şömineyi de, yeniden yaptırttım. Kışın, şömine yanarken, oda bir yaz bahçesi gibi   olmalı!.. Bir de at aldım... Otomobile garaj,  ata ahır lazım! Otomobil insanı şişmanlatıyor, fazla kiloları her sabah ata binerek atmak istiyorum. Komşumuz Mimar Ata Bey'in evini bir görseniz, burası onun yanında garaj gibi kalır. Onun için masraftan kaçınmıyorum... Evimin bir benzeri olmamalı!"

Ön bahçeye geçiyor. Burada gülün her çeşidi, her rengi var. Konuyu çiçeklere getiriyor:

- "Bir bahçıvan buldum, 1500 gül fidanı diktirdim. Kasımpatını da severim. Bahçeyi güllük gülistanlık yapacağım. Her  mevsim açan çiçekler arasında yaşamak, öyle hoşuma gidiyor ki... Boydan boya da kavak ağacı yetiştiriyorum... Günün birinde gülyağı fabrikası veya bir çiçekçi dükkanı açarsam  şaşmayın!"

Orhan Günşiray - Mahir Günşiray
(Sağdaki fotoğraf: Orhan Günşiray'ın oğlu Mahir küçük ama köpeği Reks çok büyük!)

Gül fildanlarının arasında oturan eşi Gülsevil ile 1,5 yaşındaki oğlu Mahir'in yanına gidiyor. Mahir'i kucaklıyor:

- "Dünyada en sevdiğim varlıklardan biri Mahir'imdir" diyor, çocuğunu öpüyor. Eşi Gülsevil'in saçlarını okşuyor:

- "Karımla barıştık" diyor. "Asılsız dedikodular yüzünden Gül evini terketmişti ama, gene döndü...  Hem arada, sevgisini paylaşamadığımız Mahir de vardı... Bana ders oldu. Bu çatı altına, dostluğuna inanmadığım insanları sokmayacağım. Çocuğumu, karımı, evimi çok seviyorum... Çalışmamın, didinmemin sebebi, onların gelecek günlerini düşünmemden ileri gelmektedir. Artık «boşanmak» kelimesini, lügatımdan çıkardım... Yalnız, eşimle bu çatının altında fotoğraf çektirmemeye yemin ettim..."

Sebebini önce açıklamak istemiyor ama sonunda, ağzından kaçırıyor:- "Filmlerde çapkın erkek rollerine çıkıyorum... Seyirci beni öyle tanıyor. Onun için, seyircilerimin karşısına ev erkeği olarak çıkmak istemem. Bu çeşit fotoğrafların zararını çok çektim..."

Orhan Günşiray, Türkan Şoray'la olan arkadaşlığı hakkındaki söylentileri de yalanlıyor:

Orhan Günşiray
(Soldaki fotoğraf: Kestane kebabını çok seven Günşiray, 300 gram kestane alıyor; bunu, 100'er gramlık üç kese kağıdına bölüyor. Biri eşi Gülsevil'in, biri oğlu Mahir'in, biri de kendisinin...)

- "Onunla birlikte çıkan fotoğrafların maddi değil, manevi zararını gördüm. Bu bir yakıştırmaydı. Şair ruhlu bir arkadaş, soyadlarımızı kafiyeli bulmuş, 'Siz birbirinize  uygunsunuz' demişti. Günşiray'ın "Şiray"ı ile "Şoray" güzel kafiye oluyor. Türkan'a karşı duyduğum ilgi; arkadaşlık ve patronluk sınırını aşmadı. 1962'ye kadar, benim de ortağı bulunduğum «Yerli Film» şirketine bağlı. Üç film daha çevirecek. Bu filmlerden  birinde gene beraber oynayacağız."

Günşiray anlattıkça açılıyor, bir konudan ötekine geçiyordu. Parası, şöhreti, evi, otomobili, atı, ahırı, hizmetçisi, ahçısı, bahçıvanı, oğlu, eşi, annesi vardı ama, o daha iyisine kavuşmak istiyordu. Evine bir kat daha çıkmak, bahçesine bir havuz yaptırmak, kavak ağaçları diktirmek bu istekten doğuyordu... Büyük filmcileri "tek şirket" halinde toplamak, artistleri bu şirkete ortak etmek için de çalışıyordu. Her yeni konuya geçerken, bahçede, evinde çalışan işçilere de göz atmadan edemiyordu...

Kireç kuyuları tütüyor, kumlar eleniyor, çubuk demirler bağlanıyor, kalaslar taşınıyor, işçiler hala çalışıyordu...

(Ses Dergisi - 25 Kasim 1961)