Parladığı anda sönen yıldız: Nil Göncü

Yayın Tarihi : 29 Eylül 2012
36877
Nil Göncü, Türk sinemasının en önemli eserlerinden biri olan "Kuyu" filmiyle büyük başarı kazandı. Şöhret basamaklarını tırmanırken, henüz 19 yaşında Azrail'le tanıştı.


Türk sinemasına yeni giren bir genç kız vardı. Şöhret yapmak, zengin olmak hayaliyle bu rüya alemine giren umut dolu genç kızın adı Nil Göncü idi. 10 Nisan 1950'de doğmuş, Nişantaşı İlkokulu'nu bitirdikten sonra bir özel okulun tiyatro bölümüne devam etmişti. Hadiseler yaratan «Kuyu» filmiyle sinemaya girmesi lehine olmuş, filmden her bahsedilişinde onun da adı geçmişti. Nil Göncü (ayakta solda) 1964 yılında Nişantaşı Ortaokulu'nun ikinci sınıfında arkadaşlarıyla beraber. Fotoğrafın arkasına «Arkadaşlarıma ebedi bir hatıra...» diye yazmış.

19 yaşındaki bu gencecik kız, 5 film çevirdikten sonra hiç beklenmedik bir anda yaşama veda etti. Toprağa gömülen sadece bedeni değildi. Bedeniyle birlikte hayalleri ve umutları da gömülmüş, Türk sineması geleceğin ünlü bir yıldızını kaybetmişti.

Ünlü şairimiz Yahya Kemal Beyatlı, ölümünden bir süre önce şu iki mısrayı kaleme almıştı:

«Ölmek kaderde var, yaşayıp köhnemek hazin. / Buna bir çare yok mu ya Rabbülalemin»

Evet, 19 yaşındaki Nil Göncü'nün ölümünü duyunca, insanın içinden tıpkı Yahya Kemal gibi «Buna bir çare yok mu ya Rabbülalemin» diye tekrarlamak geliyor.

Nil Göncü'yü ilk defa «Kuyu» filminin çekimine başlanmadan önce bir ziyafette tanımıştım. O gece filmin prodüktörü Necip Sarıcıoğlu, rejisör Metin Erksan ile birlikte bu iddialı filme başlayışının şerefine bir yemek veriyordu.

15 kişilik masada Necip Sarıcıoğlu ile Metin Erksan'ın arasında genç bir kız oturuyordu. Kendinden emin hali, tatlı gülümseyişi, etrafı fıldır fıldır tarayan zeki bakışları ile insanda, «Bu kızda istidat var» intibaını uyandırıyordu. Kadehlerin ilk defa havaya kalktığı anda Metin Erksan, «Size 'Kuyu' filminin baş kadın oyuncusunu takdim ediyorum,» dedi: «Nil Göncü... Kendisini 25'e yakın aday içinden seçtim. LCC'de öğrencidir. Şunu hemen belirteyim ki, bu adayların içinde Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Nebahat Çehre, Zeynep Aksu gibi isimler de vardı»

Sonra, çok iyi bildiğiniz gibi «Kuyu» filmi Birinci Adana Altın Koza Film Festivali'nde birinciliği kazandı, o gecenin meçhul, ismini kimsenin duymadığı, bilmediği Nil Göncü'sü şöhrete ulaştı, yıldızı Yeşilçam'da parlamaya başladı. Hemen herkes, «Metin Erksan yeni bir Hülya Koçyiğit mi yarattı?» diye birbirine soruyordu. Nil Göncü, Metin Erksan'ın yönettiği Kuyu filminde Hayati Hamzaoğlu ile...Hatırlayacaksınız. Hülya Koçyiğit de bundan 7 yıl önce Metin Erksan'ın yönettiği «Susuz Yaz» filmi ile şöhrete ulaşmış, bugünkü durumuna gelmişti. Ama Nil Göncü bir Hülya Koçyiğit olabilir miydi? Siz de takdir edersiniz ki, şu anda bu sorunun cevabını vermek kehanet olurdu.

Fakat şu da bir gerçekti ki, «Kuyu»nun Adana zaferinden sonra Nil Göncü'nün Yeşilçam'daki şansı açılmış, İzzet Günay ile «Garibanlar Mahallesi»nde, Tugay Toksöz ile «Kanlı Sevda»da, son olarak da Murat Soydan ile «Devlerin Öcü» nde oynamıştı. Önümüzdeki aylar için de tam 10 film şirketiyle mukavele imzalamıştı. Zirveye doğru hızla yükseliyordu Nil Göncü, hayat dolu, yaşamayı çok seven, son derece mücadeleci, ailesine, evine bağlı bir kızdı.

Son filmi «Devlerin Öcü»nün setine Murat Soydan ile röportaj yapmak için gitmiştim. O gün onun da çalışması varmış. Beni görünce yanıma geldi. Hal hatır sorduktan sonra, «Ses'e gelmek, sizlerle oturup çay içmek istiyorum. Ama bir türlü olmuyor. Yarın Edremit'e gidiyoruz. Orada beş günlük işimiz var. İnşallah döner dönmez...»

Sözünü tamamlayamamıştı Nil Göncü. Rejisör Çetin İnanç onu kamera karşısına çağırmıştı. On dakika sonra döndüğünde yüzü gözü ter içindeydi. «Yazın bu spotlar hiç çekilmiyor» diyordu. «Zaten dışarısı cehennem gibi. Bir de 500-1000 watt'lık lambaların karşısında rol yapmak insanı mahvediyor. Ama mecburuz. Ekmek paramız bu yüzden, geçimimiz bu yoldan...»

Sonra söz döndü, dolaştı, istikbale geldi. İnatla, azimle, cesaretle, ümitle konuşuyordu: «Anneme, babama Beşiktaş'ta bir kat aldım. Gelecek yıl da kendime alacağım. Bir de otomobil aldım mı, tamam...» Gene sözünü bitirememişti. Rejisör Çetin İnanç genç yıldız adayını yine kamera başına, çalışmaya çağırmıştı.

Nil Göncü, Edremit'in Adatepe köyünde, «Devlerin Öcü»nü tamamlamıştı, ama son günü hastalanmış, filmin prodüktörü Fehmi Tengiz tarafından Edremit'te doktora gösterilmişti. Muayeneyi yapan doktor «ikinci defa bağırsak düğümlenmesi» teşhisini koymuş. «Hemen ilk ameliyatı yapan hastaneye kaldırın» tavsiyesinde bulunmuştu.

Nil Göncü, Devlerin Öcü filminde Murat Soydan ile...Şişli Etfal Hastanesi'nde yapılan ameliyatın başarılı geçtiği söylendi. İlk üç gün kendisini çok iyi hisseden Nil Göncü, sonraları - ailesinin, yakınlarının iddialarına göre - hastanede bakımsızlık, ilgisizlik sebebiyle komaya girmiş, bir daha da kendine gelemeyerek 3 Ağustos 1969 Çarşamba günü saat 11:03'te hayata gözlerini ebediyen kapamıştı. Yeşilçam bir kurban daha vermişti. Nil Göncü'nün yıldızı, parlamaya başlarken sönmüştü.

Yeşilçam'ın talihsiz Nil'inin cenaze töreni, her cenaze töreni gibi göz yaşartıcı sahnelerle dolu geçti... Teşvikiye Camii'nde musalla taşına uzatılan tabutunun üstü gelinlikle, etrafı kırmızı güllerle süslenmişti. Niçin mi kırmızı gül? Nil Göncü'nün en çok sevdiği çiçek kırmızı güldü de onun için...

«Kuyu» ekibi tam kadro Teşvikiye Camii'ndeydi. Necip Sarıcaoğlu, Metin Erksan, Hayati Hamzaoğlu, Aliye Rona... Nil Göncü ise musalla taşına, taht misali uzanmıştı. Bir namazlık saltanatı vardı. Az sonra saltanat bitecek. Nil Göncü şu fani dünyanın acısından, ıstırabından, mücadelesinden elini eteğini, çekecekti... Sonu olmayan bir yolculuğa çıkacaktı. Ümit Utku'nun, Erol Taş'ın, Fikret Uçak'ın, Ali Dilber'in, Feridun Çölgeçen'in, Muazzez Arçay'ın, Oktay Aral'ın, Yavuz Figenli'nln, Metin Erksan'ın ve o sırada cami avlusunda bulunanların gözyaşları arasında...

Yeşilçam'da cenazeler daima kavgalı, dövüşlü kalkar nedense. Kuyu filmindeki rol arkadaşı Hayati Hamzaoğlu, Nil Göncü'nün cenaze töreninde, tabutu başında...Bu gelenek Nil Göncü'nün cenazesinde de bozulmadı. Fikret Uçak ile Abdullah Ergün önce münakaşa ettiler, arkasından yumruklarını konuşturdular. Hem de tabutun önünde. Kavgaya Fikret Uçak'ın, Abdullah Ergün'den Nil Göncü'ye olan borcunu istemesi sebep oldu.

Gözyaşları içinde Zincirlikuyu mezarlığında bembeyaz gelinliği ile kara toprağa teslim edilen Nil Göncü orada ebediyen uyuyacak. Dünyanın ve bilhassa Yeşilçam'ın gürültüsünden uzak olarak. Devran yine o devran, akıp gidecek. Gene filimler çevrilecek, yine her yıl Yeşilçam'a gencecik, umut dolu kızlar gelecek. Ve Nil Göncü'nün şu dünya ile tek ilişkisi, mezar taşına yazılan şu tek kelime olacak:

«Hüvelbaki - Nil Göncü - 10 Nisan 1950 - 3 Ağustos 1969 - Ruhuna El Fatiha...»

(Ses Dergisi - 13 Eylül 1969)