Sahnedeki ilk günleri (11) Kamuran Akkor

Yayın Tarihi : 20 Aralık 2015
2428
Kamuran Akkor aslında tiyatro oyuncusu olmak istiyordu, ancak ablası Gönül'ü ziyarete gelip giderken, bir gazino patronunun dikkatini çekti ve hayatı değişti.

 

Çocukluğunda tiyatro oyuncusu olmayı çok isteyen Kamuran Akkor, Ankara'daki Sahne Çığ'da «Kulaktan Kulağa» adlı oyunda...Müzik aşkı, şöhret, para ve alkış sesi. İşte asırlardan beri binlerce insanı peşinden sürükleyen, müzisyenliğin cazibesini meydana getiren dört etken. Hepsi de güzel şeyler, ama işin içinde bütün bunları elde etmek için yapılan mücadeleler var bir de. İşte bu yazı dizimizde sizlere müzik dünyamızın ünlü seslerinin şöhret olmak için yaptıkları mücadeleyi anlatıyoruz.  «Sahnedeki İlk Günleri» yazı dizimizin bugünkü konuğu Kamuran Akkor. Aşağıda Akkor'un sahnedeki ilk günlerini, şöhret olmak için yaptığı mücadelenin hikayesini bulacaksınız...

Akkor ailesinin en büyük kızı Leman 1941'de doğmuş. Onun küçüğü Gönül 1942'de, Alev 1946'da, Kamuran ise 1947'de... Akkorlar çocukluk yıllarını Ankara'da, ahşap bir evde geçirmişler. Onlar da her çocuk gibi mahalle aralarında çeşitli oyunlar oynamışlar. Onlar da her çocuk gibi aile toplantılarında, «Aman benim cici kızım, haydi bir şarkı, bir şiir söyle» diye ortaya itilmişler. 

Sonra aradan yıllar geçmiş. Kader, ablalardan Gönül'ü Türk müziğinin ünlü seslerinden Gönül Akkor yapmış. En küçük kardeş Kamuran ise hafif batı müziğinin sevilen isimlerinden Kamuran Akkor olmuş. Şimdi gelin, biz bu yazıda abla Gönül Akkor'u bir an olsun unutup, en küçük kardeş Kamuran'ın çocukluk yıllarına gidelim ve onunla birlikte büyüyüp, onunla birlikte şöhret için mücadele edelim...

- «Kardeş, insanın hayattaki en büyük varlığıdır bence» diyor Kamuran Akkor. Hele çok kardeşi olmanın zevkini, ancak çok kardeşi olanlar bilir. Bir de ailenin en küçüğü sizseniz o zaman keyfinize diyecek yok! Ben işte bu iki zevki de tattım. Hem benden başka üç ablam vardı, hem de ailenin en küçüğü olduğum için el bebek, gül bebek gezdirilir, bir dediğim iki edilmezdi.»

Kamuran Akkor üç yaşındaki kızı Menekşe'yi dizlerinin üzerine oturtmuş «ilk günleri» anlatıyordu.

Kamuran Akkor ile Vasfi Uçaroğlu evlendikleri günlerde...- «Bilmiyorum, şimdi çocuklar yine yapıyor mu? Bizim zamanımızda krepon kağıdından elbise yapmak pek modaydı. Gönül ablam bana işte bu kağıtlardan renk renk tuvaletler dikerdi. Sonra o meşhur çocuk oyunlarına başlardık.»

Kamuran Akkor ilk şarkıcılık provalarına işte bu krepon kağıdından elbiseleriyle başlamış. Küçük Kamuran'ın o yıllardaki mikrofonu bir ütü kordonu, sahnesi ise salondaki geniş kanepeymiş. Seyirciler malum tabii: Leman, Gönül ve Alev Akkor!

- «Aslında Gönül ablamın da, benim de nasıl şarkıcı olduğumuza aklım ermez» diyor Kamuran Akkor. «Çocukken Gönül ablam tiyatro artisti olmak isterdi. Ben de her küçük kardeş gibi ablama özenirdim. Gönül ablam 1959'da Ankara Meydan Sahnesi'nde profesyonel olarak çalışmaya başlayınca, bendeki tiyatro merakı daha da arttı. Okuldan boş kalan zamanlarımda koşa, koşa ablamın provalarına gider, saatlerce, sıkılmadan provaları izlerdim. Sonra tahmin ettiğiniz gibi, akşam evde, ondan öğrendiklerimi saatlerce ev halkına sunardım.»

Ablası Gönül Akkor 1961'de tiyatroyu bırakıp radyoya girmiş. Ankara Radyosu'nda stajyer ses sanatçısı olarak çalışmaya başlamış. Fakat Kamuran'daki tiyatro merakı bir türlü geçmek bilmiyormuş.

Önce Radyo Çocuk Tiyatrosu'na girmek istemiş, ama kadro yetersizliğinden isteği gerçekleşmemiş. İki yılını tiyatro artisti olacağı günleri hayal ederek geçirmiş. Nihayet şans 1963'te yüzüne gülmüş. Mahalle arkadaşlarının kurdukları «Sahne Çığ» adlı tiyatroda Kamuran da çalışmaya başlamış. Tiyatronun rejisörü kimmiş biliyor musunuz? Son yıllarda adını gazino neonlarında gördüğünüz şarkıcı Taner Şener... Oynadıkları «Kulaktan Kulağa» oyununda Kamuran'ın rolü ise yaşlı Bayan Tarpy imiş... 

Kamuran Akkor'un 1969'da 100 binin üzerinde satan plağı Reyhan...Sahneye çıktıktan sonra Kamuran'ın tiyatro aşkı daha da artmış, ama «Tiyatro Çığ» 15 gün sonra kapanınca Kamuran'ın hevesi kursağında kalmış. O yaz tiyatro aşkını bir yana koyup Ankara Devlet Konservatuvarı imtihanlarına girmek için hazırlanmaya başlamış Kamuran. Fakat, Gönül Akkor'un İstanbul Radyosu'na tayini çıkınca. Akkorlar ailecek İstanbul'un yolunu tutmak zorunda kalmışlar.

- «Ankara'dan İstanbul'a gelip, ablam gazinolarda çalışmaya baslayınca tiyatro merakım yavaş yavaş müziğe doğru yön değiştirmeye başladı. Evde kendi kendime şarkılar söylüyor, sesimi banda alıyor, sonra oturup bunları merakla dinliyordum. Hele bir gün evimize gelen Polat Tezel bana plak doldurmamı teklif edince bu işe iyice merak sardım. 1965 kışında, Türk müziği türünde «Sana Gelen Yollar» adını taşıyan ilk plağımı doldurdum. Belki şaşıracaksınız, ama stüdyoda hiç mi hiç heyecanlanmadım.»

Kamuran Akkor'un şarkıcılığa başlaması 1966 yılına rastlıyor. Çırağan Gazinosu'nda vedet olarak çalışan Gönül Akkor'un yanına gelip giden Kamuran, bir gün gazino patronunun ilgisini çekiyor ve Kamuran'a Çırağan Gazinosu orkestrasının solisti olmasını teklif ediyor. 1966 yılbaşı gecesi hayatında ilk defa olarak sahneye çıkıp, Çırağan Gazinosu'nda şarkı söylemeye başlıyor. O geceyi Kamuran'ın kendisinden dinlemek ister misiniz?

- «Aradan fazla zaman geçmedi, ama geçse de unutmam. Üzerimde uzun kollu, üzeri işlemeli beyaz bir tuvalet vardı. Tuvaletimi o gece için özel olarak bir komşunun kızına diktirtmiştim. Hayatımda ilk defa berbere gitmiş, saçlarımı yaptırmıştım. Aynaya baktığım zaman inanın kendimi tanımakta güçlük çektim... Masal kitaplarından fırlamış bir prenses kadar güzelleşmiştim! Ben aynanın karşısında hayran hayran kendimi seyrederken, birden sahneden adımın anons edildiğini duydum. Aman Allahım! işte o andaki hislerimi imkan yok anlatamam... Ben hatırlamıyorum, sonradan anlattılar. Rengim birden kül gibi olmuş. Gözlerimden yaşlar boşanmaya başlamış. Ve sanki 'Beni kurtar' der gibi yanıbaşımda bana destek olmak için duran ablama sarılmışım. Ablam beni sahnenin kapısına kadar güçlükle götürmüş, sahneye itmiş.»

Kamuran Akkor o gece tam beş şarkı söylemiş. Hem de hiç falso yapmadan. Alkışlanmış; alkışlandıkça açılmış, açıldıkça daha güzel söylemiş. Kamuran Akkor bir hafta sonra gazinoda maaşlı olarak çalışmaya başlamış. Ayda kesintisiyle 1.000 lira para veriyorlarmış Kamuran'a. Dört ay sonra ücreti gecede 50 liraya çıkmış, birkaç ay sonra ise 80 liraya...

1967 yılı, Kamuran Akkor'un müzikte şahsiyetini bulduğu yıldır. Bir buçuk ay kadar As Kulüp'te Selim Özer Orkestrası'yla çalışıyor Kamuran. 3 ay ise Ömer Aysan Orkestrası'yla dans müziği yapıyor ve aynı yıl şöhret yolunda en önemli adımını atıyor. 1967'nin Temmuz'unda ablasını dinlemek için Çakıl Gazinosu'na gidiyor. Kuliste dolaşırken Vasfi Uçaroğlu'yla birçok defalar göz göze geliyor, ama tanışmadığı için başını çevirip geçiyor. Biraz sonra ablası gelip, Kamuran'ı Vasfi ile tanıştırıyor. Tesadüf bu ya. Vasfi Uçaroğlu da o günlerde orkestrasına bir kadın solist arıyor.. Hemen o gün kuliste Gönül, Vasfi ve Kamuran bir üçlü toplantı yapıyorlar. «Olur mu, olur» diyorlar ve Kamuran, Vasfi Uçaroğlu Orkestrası'na solist olarak giriyor. 

Bundan sonrası hızlı oynayan bir film gibi geçiyor. Orkestraya girdiğinin üçüncü ayında Vasfi Uçaroğlu'yla evleniyor. Evlendiğinin ikinci ayında «Aşk Eski Bir Yalan»la Türkiye çapında bir şarkıcı oluyor.

Kamuran Akkor'un «Aşk Eski Bir Yalan»la şöhret olduktan sonraki günlerini uzun uzun yazmamıza lüzum yok, hepiniz biloyrsunuz. 1968'de Menekşe adında bir kızı dünyaya geldi. Bir süre İngilizce, Fransızca şarkılardan adapte edilmiş Türkçe sözlü plaklar doldurdu. 1969'da ise bugünkü janrının ilk plağı olan «Reyhan»ı yaptı. Reyhan, 100 binin üzerinde satınca Kamuran Akkor da ilk altın plağını aldı.

Kamuran Akkor'un bu janrda yaptığı ikinci plak «Bir Teselli Ver» oldu. Orhan Gencebay'ın bestesini söyleyen Kamuran Akkor, bu plakla da büyük bir başarı gösterdi. Plak yine 100 binin üzerinde sattı. Ve Kamuran, ikinci defa altın plak almaya hak kazandı. Ama bağlı olduğu plak şirketi. Kamuran'ı altın plak yerine altın taçla mükafatlandırdı. Kamuran Akkor, Lalezar'da yapılan bir törenle Türkiye'de değil, belki de dünyada ilk defa olarak «altın plak» yerine, «altın taç» aldı. Ve böylece de müzik dünyamızda, yeni bir akımın öncüsü oldu...

(Röportaj: Mine Baykara - Ses Dergisi - 15 Ocak 1972)