Sahnedeki ilk günleri (2) Selda Bağcan

Yayın Tarihi : 19 Ekim 2013
13664
Müzisyen bir ailede müzikle büyüyen Selda Bağcan'ın ilk doldurduğu bant beğenilmeyince, umutları kırılmıştı. Ancak şarkıları radyoda çalmaya başlayınca, plak şirketleri kapısında kuyruk oldu.

"Sahnedeki İlk Günleri" dizisindeki ikinci konuğumuz Selda Bağcan...

**********

Muğla'nın merkez ilçesinden, 1948 doğumlu Selda Bağcan... Ankara Fen Fakültesi Elektronik Bölümü son sınıf öğrencisi 5203 numaralı Selda Bağcan... «Tatlı Dillim», «Katip Arzuhalim Yaz Yare Böyle», «Adaletin Bu mu Dünya» şarkılarının yaratıcısı Selda... 1971 yazından 1972'ye düşen müzik bombası Selda...

Selda BağcanDünkü adıyla üç, beş dostu haricinde kimsenin tanımadığı Selda Bağcan, bugünkü adıyla milyonların kalbinde taht kuran Selda, nasıl başlamış müziğe? Müzik ve şöhret aşkı yüreğine yer edip, onu, bu şöhretli günlerine nasıl getirmiş? 

(Soldaki fotoğraf: Selda Bağcan, 3 yaşında, Van'daki evlerinin bahçesinde...)

Bütün bunlar göz açıp, kapayıncaya kadar geçmemiş pek tabii. Günümüzün Selda'sı, ta çocukluğundan başlayan büyük bir mücadeleyle ortaya çıkmış... Şimdi gelin, Selda'yla birlikte bundan 20 yıl öncesine gidelim. Onun çocukluk yıllarından, müzikle ilk tanıştığı günlerden başlayıp, günümüze gelelim.

Selda, müzikle haşır-neşir olmaya başladığı yılları şöyle anlatıyor:

- «Dört kardeştik: Savaş, Sezer, Serter ve ben. Babam Selim Bağcan veterinerdi... Bu yüzden çocukluğumuz karış karış Anadolu'yu dolaşmakla geçti... Ben Muğla'dadoğmuşum. Oradan Afyon'a geçmişiz. Eğirdir, Kars derken üç yaşındayken Van'a göç etmişiz.»

- «Bizim ailenin en büyük meşgalesi müzikti. Babam saksafon ve flüt çalardı. Ağabeylerim ise piyano, saksafon, gitar... Sizin anlayacağınız ailecek müzisyendik. Beş yaşına bastığım gün babam bana bir mandolin hediye etti ve nota öğretmeye başladı. İşte o günden sonra hayat bir başka görünmeye başladı bana... Akşam yemeğinden sonra elimize gitar, mandolin, melodika gibi müzik aletlerini alıp, babamın karşısına geçerdik. Maestro Selim Bağcan genellikle flütünü eline alır, bize bir tem verip, çeşitlemeler yaptırırdı. Flüt kimi zaman babamın dudaklarında nefis sesler çıkartır, kimi zaman elinde bir baget şeklinde dört bir tarafa sallanarak bizi yönetirdi. Saatlerce çalıp, söylerdik... Bıkmadan, usanmadan, yorulmadan... O günler, lıayatımın en mesut günleriydi.»

1954'te Selda ilkokula başlar. Çalışkan bir öğrencidir. Kısa zamanda okuma-yazma öğrenir, okuma bayramında kırmızı kurdele bile takar. Ve I-B öğrencisi Selda Bağcan, o okuma bayramında sanat hayatının ilk konserini verir. Eline mandolinini alır, hem çalar, hem söyler: «Bahçemde bir çam var - Boyu evimden yüksek» Alkışlanır Selda. Kendisi gibi mini mini eller, hayatında ilk kez Selda için birbirine vurur. Fakat Selda daha henüz alkış sesinin cazibesini kavrayacak yaşta değildir...

1958'de Bağcan ailesinin başına büyük bir felaket gelir. Babalarını, evlerinin temel direğini kaybederler... Yürekleri üzüntülerin en kahredicisi ile dolu, boyunları bükük, kalkarlar Ankara'ya gelirler. Kurtuluş'ta bir ev tutarlar. Selda'da Kurtuluş Lisesi'ne yazılır. Çalışkan bir öğrencidir. Hatta orta 1'de iftihar listesine bile geçer. Ama bu çalışkanlık gitar derslerine başlayıncaya kadar sürer:

Selda Bağcan- «Gitar çalmaya başlar başlamaz bütün boş vakitlerim müzikle doluvermlşti. Gün geldi müzik o çalışkan öğrenciyi un-ufak etti. O çalışkan Selda gitmiş, yerini aklı bir karış havada bir kız almıştı. Ortaokulu kazasız, belasız bitirip, okulun lise bölümüne yazıldım. Ama artık içimde bir müzik kıvılcımı belirmişti. Herkesin içinde bağıra, bağıra çalıp söylemek, alkışlanmak, çılgıncasına alkışlanmak istiyordum. Lise birinci sınıfın sonunda rüyalarım gerçekleşti. Kardeşim Sezer'le birlikte bir okul temsilinde sahneye çıktık. İkimiz hem gitar çalıyor, hem iki sesten şarkı söylüyorduk. Devir Enrico Macias devri. Tabii, söylediğimiz şarkı da Macias'ın bir parçası, ünlü 'Adieu Mon Pei'. Ama şarkıyı söylemek kısmet olmadı bana. Heyecandan şarkının sözlerini unutmuştum, önce ne yapacağımı şaşırdım. Sonra çareyi Sezer söylerken ben de arkasından 'La, la, la' diye eşlik etmekte buldum!»

(Sağdaki fotoğraf: Selda Bağcan'ın veteriner babası Selim Bağcan, bir konserde saksafon çalarken...)

Selda hayatının bu ikinci konserinde daha başka şarkılar da söyler. «Mama», «El Sole Mente», «El Porompompero». Alkışlanır. Alkışlandıkça açılır... Artık birbirine hararetle vuran ellerin çıkardığı gürültünün kıymetini anlamıştır. Her fırsatı değerlendirmekte, sahneye çıkmaktadır. Derken günün birinde Alpay dinler onu. Müzisyen Şanar Yurdatapan'la birlikte bu 16 yaşındaki kızın elinden tutmak isterler. Tutarlar da. Ona İspanyolca şarkılar öğretip, radyoda bant doldurturlar. Artık Selda Bağcan adı Ankara Radyosu'nda duyulmaktadır...

- «Kendimi, 16 yaşın verdiği bir heyecanla dünya çapında bir şarkıcı sanıyordum. Okul konserleri, radyo programları, beni arkadaş meclislerinin aranan ismi yapmıştı. Ders mi? Tabii ki hak getire... Netice: Sınıfta kalış...»

- «Yıkılmıştım. Ben, okulun en çalışkan öğrencilerinden Selda Bağcan, ileride dünyanın bir numaralı şarkıcılarından olacak Selda! - O günlerde kendimi öyle görüyordum - Selda Bağcan nasıl olur da sınıfta kalırdı? Beni sınıfta bırakan şeyin ne olduğunu biliyorum: Müzik... Hayatta başarı kazanmak istiyorsam bu büyük aşkımdan ne yapıp, yapıp ayrılmalıydım.»

Ve büyük aşkından ayrılır Selda. Eve gelir gelmez gitarını kırar ve bir daha gitar çalıp, şarkı söylemek değil, müzik bile dinlememeye karar verir, iki yıl sonra iftihara geçerek liseyi bitirir. Fen Fakültesi'nln Elektronik Bölümü'ne yazılır. Fakültenin ilk iki yılında da müzikle hiç ilgisi yoktur Selda'nın. Fakat bir gün, 1969'un bir yaz günü, bir olay onu müziğe döndürür:

- «Bir arkadaş toplantısındaydım. Nefret ettiğim, çirkin mi çirkin bir arkadaşım vardı o toplantıda. Güzel sesliydi. Konservatuvarda piyano öğrencisi olduğu için de müziği iyi biliyordu. Bir ara çevresindekilerin ısrarıyla piyanonun başına geçti. Bir süre parmakları piyanonun tuşlarında gezindi, sonra o güzel sesiyle bir şarkı söylemeye başladı. O çirkin kız söyledikçe güzelleşiyordu. Bu, bir mucizeydi... Müzik ne kadar güzel bir şeydi ki, dış çirkinlikleri, kötülükleri, nefretleri bir anda alıp götürüveriyordu. Şarkı bittiği zaman ağlıyordum. Ve işte o gün şarkıcı olmaya yeniden karar verdim.»

Selda BağcanAynı yıl Selda'nın ağabeyleri Ankara'da «Beethoven» adlı bir gece kulübü açarlar. Selda her gece, kulüp boşaldıktan sonra mikrofonun başına geçip, aylarca şarkıcılık provası yapar. Artık eskisi gibi İspanyolca söylememektedir, Türk folkuna yönelmiştir. Her gün yeni yeni türküler öğrenip, bunları kendine göre yorumlar. Kulübe çalışmaya gelen Barış Manço, Cem Karaca gibi şarkıcıların onu hayranlıkla dinlemesi Selda'nın içindeki şevki artırır. Nihayet 1971 yazında şarkıcı olmaya kesin olarak karar verir.

(Sağdaki fotoğraf: 1972 yılının yeni şöhreti Selda Bağcan...)

- «Ankara'da Poyraz Reklam'da dört şarkılık bir bant doldurup İstanbul'a geldim. Şarkılar: «Katip Arzuhalim», «Tatlı Dillim», «Mapushane İçinde Mermerden Direk» ve «Mapushanelere Güneş Doğmuyor»du. Doğru Doğubank İşhanı'na gittim. Elimde bantlarım, her plakçının kapısını çalıyor, bandımı dinlemelerini istiyordum. Kimi bandı dinleyip, beğenmiyor; kimi dinlemeye bile tenezzül etmiyordu. Sonuç hiç de parlak değildi. Beni beğenmemişlerdl. Kırık, küskün Ankara'ya döndüm. Ders kitaplarımı önüme açıp çalışmak istedim, ama ne kafama ders, ne de gözüme uyku giriyordu. Bir şeyler yapmalı, plakçılara karşı kırılan gururumu kurtarmalıydım. Bantlarımı alıp Ankara Radyosu'nun yolunu tuttum. Ve işte geçtiğimiz Temmuz'da beklediğim mucize oldu.»

Selda'nın şarkılarını Ankara Radyosu discokeyleri pek beğenirler ve radyoda devamlı çalmaya başlarlar. Bu değişik, hisli kadın sesi dalga dalga Türkiye'ye yayılır. Halk plakçılara gidip, Selda'nın plağını sormaya başlar. Ve bir ay sonra Selda'nın evinin önü kendisine büyük paralar teklif eden plak şirketi sahipleriyle dolar. «Katip Arzuhalim Yaz Yare Böyle» 100 bin, «Tatlı Dillim» 150 bin satar. Üçüncü plağı «Çemberimde Gül Oya», dördüncü plağı «Adaletin Bu mu Dünya» Selda'yı Türkiye'nin bir numaralı kadın sesi yapar...

Artık Selda, Türkiye'nin en ünlü şarkıcılarından biridir.

Röportaj: Mine Baykara

(Ses Dergisi - 1972)