Sahnedeki ilk günleri (5) Gönül Akkor

Yayın Tarihi : 30 Aralık 2013
12589
İlk göz ağrısı tiyatroyu bırakıp müziği seçen Gönül Akkor, uzun bir mücadelenin ardından adını gazino neonlarının en üstüne yazdırmayı başardı.

Kamuran Akkor'un ablası, alaturka sahnelerin «assolisti» Gönül Akkor çocukluk yıllarında sanatla olan ilk ilişkilerini şöyle anlatıyor:

- «Ben hatırlayamıyorum. Annem anlatır. Daha küçücük bir çocukken aile toplantılarında, ahbap gezmelerinde şiirler okurmuşum. O günlerde bile sesimin güzelliği herkesin dikkatini çekermiş. Kendimi bildim bileli sanata aşıktım. Müziğe demiyorum, sanata diyorum, çünkü sanatın her dalına kabiliyetim vardı çocukluğumda. Şiir, hikayecikler yazar, evde kardeşlerimle temsiller verirdim. 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim gibi önemli günlerde okulda bir toplantı yapılacak da Gönül en ön safta yer almayacak... Temsillerde, rontlarda, oyunlarda hep ben vardım. Nasıl yapar, nasıl yetiştirirdim, bilmiyorum, derslerimde de hiç mi hiç geri kalmazdım.» Gönül Akkor

(Soldaki fotoğraf: Gönül Akkor, Öğretmen Okulu'ndaki öğrencilik yıllarında yine anlamlı bir günde konuşma yapıyor...)

- «Ankara'daki evimizin üst katında benden iki-üç yaş büyük çok samimi bir arkadaşım vardı. Tanırsınız: Lale Belkıs. O da benim gibi o yaşta tiyatroya karşı aşırı bir yakınlık duyuyor olmalıydı ki, bizim ev temsilleri Lale'yle birleşince sokaklara taştı... İlk sokak temsilimi hiç unutmam. Bir Ağustos günü verdim. 10 yaşındaydım. Mahallenin sonundaki boş arsa tiyatro salonumuz, anneme göstermeden evden kaçırdığım yatak çarşafı da, sahnemize perde oldu. 50'şer kuruş duhuliyeyle mahallenin çocukları açık hava salonunu doldurdular. Birkaç arkadaş çıkıp kendi yazdığımız oyunu oynamaya başladık. O zaman Kamuran daha mini, mini... Temsil sırasında onun da bir vazifesi vardı. Antraklar da karamela dağıttı davetlilere. Temsil başladı ve alkışlar arasında bitti. Fakat bizim 50 kuruşu veren seyirciler kalkmak bilmiyorlardı. Çaresiz, temsili uzatmalıydık. Ama nasıl? İşte kendimi göstermenin tam zamanıydı. Çarşafın arkasından önüne fırladım, başımla şöyle bir selam verip birbiri arkasına şarkılar sıralamaya başladım. Alkışlandım, alkışlandıkça söyledim. Ve o gün kesin kararımı verdim. Ne yapıp, yapıp şarkıcı olacaktım.»

Gönül Akkor'un müzik ve tiyatroya olan bu aşırı kabiliyeti bir süre sonra çevresindekilerin dikkatini çeker. Eş-dost Gönül'ün babasına baskı yaparlar: «Yazık etme kıza, konservatuvara yazdır» derler. Derler ama nafile... Baba Akkor, Nuh der peygamber demez. «Kadına yaraşan meslek öğretmenliktir. Kızım öğretmen olacak» diye diretir. Gönül'ün ağlamaları, sızlamaları hep boşunadır. Çaresiz, babasının dediğine boyun eğip, öğretmen okulu imtihanlarına girer ve 1954 yılında okulun yatılı kısmına kayıt olur. 

Öğretmen Okulu'nda geçen yıllarda da Gönül'ün sanatla olan yakınlığı devam eder. Şiir ve hikaye yarışmalarında birinci olur. Okula misafir olarak gelen Nurullah Ataç ve İhsan Sabri Çağlayangil'in takdirini kazanır. Nihayet son sınıfa geçer. O yıl sınıf öğrencileri arasında açılan İngilizce imtihanına katılır ve Amerika'da bir yıllık burs kazanır. Ama baba Akkor kızını hiç Amerika'ya bırakır mı? Daha bitirme imtihanına girmeden Gönül'ü yakınlarından bir doktorla evlendirir. Gönül Akkor

(Soldaki fotoğraf: Yıl 1961... Gönül Akkor, Ankara Radyosu stajyer imtihanını kazanmış, yavaş yavaş radyoda sesini duyurmaya başlamıştır.)

- «Babamın lafını işitmek değil, resmini gördüğüm zaman bile korkardım. Babam 'Evleneceksin' diyecek de ben 'Hayır' diyeceğim. Haddime mi düşmüş. 1956 yazında evlendim. İskenderun'a gelin gittim. Ertesi yıl Nilüfer, 1958'de ise  Gazanfer adlı çocuklarım dünyaya geldi, iki çocuk anası olmuştum, ama daha henüz ben çocuktum. Evliliğimiz üç yıl sürdü. Sonra yürümedi, boşandık...»
Gönül Akkor eşinden boşanınca çocuklarını alıp İskenderun'dan İstanbul'a döner. O günlerde Ankara Radyosu stajyer ses sanatçısı imtihanı açmıştır. İmtihanlara girebilmek için tek çare babasına haber vermeden Ankara'ya, teyzesinin yanına kaçmaktır. Ve kaçıp, teyzesine gider. 1961 başında imtihana girer. 560 kişi arasında radyoya kabul edilen 7 kişiden birisi olur.

Sonra staj yılları başlar... Üç yıl Muzaffer İlkay, Suphi Ziya Özbekkan, Ruşen Kam, Nevzat Süer ve İsmail Baha Sürersan'dan ders alır. Profesyonel olarak müziğe atılmasına rağmen tiyatroya olan hevesi geçmemiştir. 1962'de Ankara Meydan Sahnesi'nin açtığı bir imtihana girer, imtihanda kazanırsa Kartal Tibet'le birlikte «Romanof'la Julyet» oyununda başrolde oynayacaktır. Kazanır imtihanı. Kazanmaya kazanır ama İstanbul'dan babasından gelen bir mektup, yine herseyi altüst eder. «Şarkıcılığa başladın ses  çıkarmadık. Ama tiyatroya girmeni menediyorum.» diye yazmaktadır babası mektupta. Gönül Akkor

(Soldaki fotoğraf: Gönül Akkor, ilk eşinden boşanmış, baba evine dönmüştür. Annesi ve kardeşleriyle birlikte oturmaktadır. 1961'den kalan bu resimde Gönül, küçük kardeşi Kamuran ve annesi ile görülüyor.)

Gönül yine çaresizdir. Tiyatroya bir süre için veda edip, müzik çalışmalarını hızlandırır. Ama o içindeki tiyatro aşkını bir türlü söküp atamaz. Mahallelerinde kurulan amatör bir tiyatroda iki oyunda başrol oynar: «Saygılı Yosma» ve «Kulaktan Kulağa».

1964'te staj sona erer. Artık Gönül Akkor, Ankara Radyosu solistleri arasına girmiştir. Radyodaki programları şöhretini her geçen gün biraz daha yaygınlaştırmaktadır. Radyo konserlerinde Gönül Akkor olduğu zaman Ankara Radyosu'nun salonu daha bir başka dolmaktadır.

Gönül Akkor'un bu başarıları kısa bir zaman sonra İstanbul gazinocularının kulağına kadar gelir, İstanbul - Ankara arasında telefon konuşmaları, yazışmalar, gidip, gelmeler olur ve 1965 yılının başında Gönül Akkor, Behiye Aksoy'un assolist olduğu gazinoda Erol Büyükburç ve Nesrin Sipahi'yle birlikte çalışmaya başlar.

O yıl boyunca Gönül Akkor'un adı neonlara yazılır. Şöhreti her geçen gün biraz daha genişlemektedir. 1966 kış sezonunda Gönül Akkor bakar ki büyük gazinolarda assolist olmak için mücadele etmesi çok güç olacak. Şato Gazinosu'nda «assolist» olarak çalışmaya başlar. Daha yeni gazino haline getirilen Şato o kış dolup, taşar. Gönül Akkor

(Sağdaki fotoğraf: Gönül Akkor bugüne kadar üç film çevirdi. Fotoğrafta sanatçıyı son filmi "Çileli Bülbül"de Nedret Güvenç'le birlikte...)

Gönül Akkor bir kumar oynamış ve kazanmıştır. Halkın kendisini tuttuğunu ispatlamıştır. Artık önüne şöhret dolu günler açılmış, İstanbul'un büyük gazinoları onu «as» olarak çalıştırabilmek için birbirleriyle rekabet etmeye başlamışlardır.

1966'dan sonraki Gönül Akkor'u anlatmamıza pek lüzum yok sanıyoruz. Zira artık onu hepiniz tanıyorsunuz. «Bağdat Yolu», «Kıskanırım», «Bir Ateşim Yanarım Külüm Yok Dumanım Yok» gibi 100'ü aşkın plak, «Biraz Kül Biraz Duman», «Yuvamı Yıkamazsın» ve «Çileli Bülbüller» adlı 3 film, organizatör Hayri Küçük'le ikinci defa dünya evine giriş...

Dünün küçük Gönül'ü, bugün 7'den 70'e herkesin tanıdığı, adı neonlarda en üstte yazılan, sesi Türkiye radyolarından ve plaklardan bütün Türkiye'ye yayılan bir şöhrettir...

(Röportaj: Mine Baykara - Ses Dergisi - 11 Mart 1972)