Sahnedeki ilk günleri (8) Fikret Kızılok

Yayın Tarihi : 08 Mart 2014
9193
Fikret Kızılok, henüz 10 yaşındayken, ilkokuldaki arkadaşlarıyla kurduğu orkestrasıyla, Taksim Belediye Gazinosu'nda konser vermişti.


- «İlk aşkım okul yolu üzerindeki müzik aletleri satan bir mağazada gördüğüm kırmızı renkli bir akordeondu...»

Fikret Kızılok'la konuşuyoruz. Konumuz «Sahnedek İlk Günleri»... Kızılok oturduğu camdan dışarıda yağan karı bir an dalgın gözlerle seyrediyor. Sonra bundan yıllarca öncesine gidip, kaldığı yerden sözlerine devam ediyor:

- «Galatasaray Lisesi'nin ilkokul bölümünde okuyordum. Evle okul arasında müzik aletleri satan mağazanın önünden geçerken birgün kırmızı renkli bir akordeon görmüştüm. Sesi filan değil de akordeonun rengi pek hoşuma gitmişti. Anneme bana o akordeonu alması için uzun, uzun yalvardım. Annemin maaşı da o günlerde 600 lira. Akordeon ise 200 lira. Tabii, annem akerdeonu pek pahalı buldu. Ben de bir süre sonra aşkımı yavaş, yavaş unutmaya başladım. Ama annemin yüreği beni boynu bükük, mahsun bırakmaya kıyamamış olacak ki, doğum günümde bana o akordeonu ne yapıp edip aldı... 10 yaşıma bastığım gün, kırmızı akordeonumu gece yorganımın altında buldum.»

Fikret Kızılok akordeonuna kavuşur, kavuşmaz müzik çalışmalarına başlar. Hemen sınıfından kendisi gibi mini, mini arkadaşlarıyla birlikte bir orkestra kurar. Sınıf arkadaşlarından birinin klarnetçi olan babasından müzik dersleri alır ve o yılın 23 Nisan'ında «Fikret Kızılok ve Orkestrası», Taksim Belediye Gazinosu'nda ilk konserini verir. En çok alkışlanan parçaları da «Tamzara» olur.

Ortaokul yıllarında da Fikret Kızılok'un müzik merakı devam eder. Orkestrasıyla birlikte kah kendi okulunda, kah başka okullarda konserler verir. Hatta kendisinden büyük sınıflardaki müzisyen ağabeyleri Timur Selçuk ve Barış Manço tarafından defalarca tebrik edilir. Kızılok, 1960'ta liseye başlar. Ve liseye başladığı yıl Fikret ilk aşkından soğuyup, bu defa da Kadıköy'de bir mağazada gördüğü gitara aşık olur. Tesadüf bu ya, o gitar da kırmızıdır...

1963'te, «Fikret Kızılok ve Veliahtlar» adını taşıyan ikinci orkestrasıyla...- «Ailenin tek çocuğuyum. Bir dediğim iki edilmiyor. Ben de bunu nimet biliyorum ya, nazlandıkça nazlanıyorum. Anneme bu defa da, «İlle o gitarı bana al» diye tutturdum. Ve sonunda savaşı ben kazandım. Bir hafta sonra gitar elimdeydi. O yıllarda devir Elvis Presley'nin devri. Hepimiz Elvis'in aşığıyız. Her hareketimizle onu taklit ediyoruz. Gitarı alır almaz hafta sonlarında eve kapanıp, yemeden içmeden günlerce Elvis gibi çalıp söylemeye uğraştım. Sonunda galiba başardım da... Yıl sonuna doğru okul arkadaşlarımla birlikte kurduğum 'Fikret Kızılok ve Veliahtlar' adlı orkestram her gittiği yerde sükse yapıyordu zira...»

O yaz Fikret ve Veliahtları o sahne senin, bu sahne benim çalışıp dururlar. Gayeleri para kazanmak değil, sadece çalışıp, söylediklerini dinletmektir. Fikret Kızılok bu orkestrasıyla 1963'e kadar çalışır. 1963 yazında kendisi gibi Kadıköylü bir arkadaşıyla yeni bir orkestra kurmaya karar verir. Ve o yılların popüler orkestralarından Cahit Oben Dörtlüsü böylece 1963 yazında doğmuş olur. Dört genç okullarından vakit buldukça bir araya gelip çalışırlar, konserlere çıkmaya uğraşırlar. Bu arada kendi paralarıyla iki de plak doldururlar: «I wonna be your Man» ve «Hereke».

Fikret Kızılok, 1970'teki ilk profesyonel konserinde.Aradan birbuçuk yıl geçer. 1965'in Şubat ayında Hürriyet Gazetesi Türkiye çapında büyük bir müzik yarışması açar. Yarışmanın tek şartı aranje edilmiş folk sarkıları veya bu türde bestelenmiş eserler okumaktır. Cahit Oben Dörtlüsü yarışmaya «Halime» adlı düzenlemesiyle katılır ve yarışmada dördüncü olur.

- «Yarışmadan sonra bir süre Anadolu'nun çeşitli kentlerinde konserler verdik. Bu konserler benim Türk halk müziğini daha yakından tanımamı sağladı. Ama gel gör ki, o yıl liseyi bitirmiştim, öğrenimimi yarım bırakmak istemiyordum. Bir tercih yapmam gerekliydi. Ya okul, ya müzik. Ve ben okulu müziğe tercih edip. Dişçilik Fakültesi'ne yazıldım. Fakültede geçen yıllarım içinde müzikle ilgilenmedim desem yalan olur. 1966'da 'Ay Osman' adlı ilk plağımı doldurdum. Zaman zaman arkadaşlarımdan oluşan Kaygısızlar'a yardım maksadıyla plaklara girdim. Hatta 1969'da Barış Manço ve Kaygısızlar'a birkaç şehirde gitarımla eşlik ettim. Müzikle profesyonel olarak ilgilenmiyordum, ama içimde devamlı bir boşluk vardı. Seyahati çok sevdiğim için Anadolu'nun gezmediğim yeri kalmamıştı. İşte bu seyahatlerden birinde yolum Aşık Veysel'in köyüne düştü. Veysel'i dinledim, sazını dinledim. Ve aşık oldum, İstanbul'a dönünce onun hakkında ne buldumsa okudum, dinledim. Bir-iki ay sonra artık içim dışım Veysel olmuştu. Onun hissettiklerini içimde hissediyordum. Artık duramıyor, dayanamıyor, Veysel'den söylemek ve sesimi herkese dinletmek istiyordum. Gitarımı elime aldım ve stüdyoya girdim, işte ikinci plağım 'Uzun İnce Bir Yoldayım' böyle doğdu.»

Bugünün (1972) Fikret Kızılok'u...Plak, Fikret'in beklediğinden daha fazla ilgi uyandırınca Fikret Kızılok artık kesin olarak şarkıcı olmaya karar verir. Ve Veysel'in sözleriyle bestelediği «Yumma Gözün Kör Gibi»yi plak yapar. Yıl 1970'tir ve aynı günlerde Türkiye'de folk rüzgarı bütün kuvvetiyle esmektedir. «Yumma Gözün Kör Gibi» bu akımın en ön saflarında gelen şarkılardan biridir. Fikret Kızılok'a bir altın plak ve ondan daha önemlisi milyonlarca hayran kazandırır. Artık plak listelerinde, gazino ve kulüp neonlarında gazete ve dergilerde yepyeni bir isim doğmuştur: Fikret Kızılok.

(Not: Manşet fotoğrafında, 1954 yılında. 10 yaşındaki küçük Fikret (en sağda), ilkokul arkadaşlarıyla kurduğu orkestrada akordeon çalıyor.)

(Yazı: Mine Baykara - Ses Dergisi - 12 Şubat 1972)