Sahnedeki ilk günleri (9) Gönül Yazar

Yayın Tarihi : 08 Mart 2014
15841
Gönül Yazar, sahne ile, 1952'de «Ege Ses Kraliçesi» seçildikten sonra tanıştı. 20 yıl boyunca müziğimize birçok yenilik getirdi.

Bir Elvis Presley vardır Amerika'da, adını müzik dünyasına koca koca harflerle yazdırmıştır. Bir Frank Sinatra vardır, bir Zeki Müren vardır, bir Münir Nurettin Selçuk, bir Safiye Ayla vardır. Adları sadece neonlara, gazete ve dergilere değil, kalplere yerleşmiştir.

Yıllarca plak yapmasalar, yıllarca sahneye çıkmasalar şöhretlerinde hiç mi, hiç azalma olmaz. Yıllar sonra sahneye çıktıklarında ya da plak yaptıklarında, karşılarında yine kendilerini alkışlayacak yüzbinler bulurlar. 

Aslında Gönül Yazar'ı da katabiliriz bu saydığımız isimlerin arasına. Gönül Yazar'ın belki onlar kadar katı bir sanat anlayışı yoktur. Belki onlar gibi klasik tarzda okumamıştır. Fakat onun da öncülük ettiği bir tarz, onun da Türk müzik dünyasına getirdiği yenilik, hem de pek çok yenilik vardır. Ama ondan da önemlisi Gönül Yazar, müziği yıllar yılı halka halkın anlayacağı bir dille sunmuştur. Bu tutumuyla da yıllar yılı zirvede kalmayı başarmıştır. 

İşte bu sayfada sizlere, Gönül Yazar'ın bu büyük sevgiyi, bu büyük şöhreti nasıl kazandığının hikayesini anlatmaya çalışacağız. Bunun için de Gönül Yazar'la birlikte takvim yapraklarında geriye doğru bir gezinti yapacağız. Şimdi gelin yıllar öncesine gidelim. Gönül Yazar'dan yıllar öncesinin Gönül'ünü dinleyelim:

- «İzmir'de doğmuşum. 3 kardeştik. Belma, Belkıs ve ben. Belkıs bugün yerli filmlerde ünlü yıldızların namına şarkı söyler. Alsancak'ta iki katlı ahşap bir binada otururduk. İnanır mısınız bilmem, çocukluğumda müziği hiç sevmezdim. Bırakın şarkı söylemeyi, söylenen şarkıyı duymamak için, radyoyu açtıkları zaman başka odaya kaçardım. Bende müziğe karşı bu düşmanlık nereden geldi bilmiyorum. Yalnız annem bana bir gün çocukluğumla ilgili bir hatırasını anlattı. Galiba müzikten nefret etmeme bu olay sebep olmuş: Bir gün kalabalık bir grupla Fuar'a gitmiş, orada dolaşıyormuşuz. O zaman da Fuar'ın Fuar zamanı hani. Meydanlarda gösteriler yapılıyor, bandolar çalıyor. Bizim grup da bu meydanlardan birinde durmuş, bandoyu dinlemeye başlamış. Ben öylesine dalmışım ki, annemlerin yanımdan ayrıldıklarını farketmemiştim. Tabii, müzik bitip de annemi yanımda bulamayınca büyük bir panik bende. Alıp, beni karakola götürmüşler. Saatlerce orada kalmışım... 'Herhalde sen küçüklüğündeki bu hadiseden dolayı sevmezsin müziği' derdi annem. Doğru galiba... Sonra ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum, yedi yaşlarında sevmişim müziği... Seviş, o seviş işte...»

Gönül Yazar, 16 yaşında bir gazinoda şarkı söylerken...Gönül Yazar, o günkü adıyla Gönül Özener, 8 yaşlarında kulağını radyoya dayamaya, öğrendiği şarkıları mırıldanmaya başlar. Mırıltı halinde söylenen şarkılar bir süre sonra odanın ortasında yüksek sesle söylenir olur. Takdir toplayınca masanın üzeri sahne haline gelir. Zaman geçer, aile toplantılarında Gönül'ün masanın üzerinde, koltuğun üzerinde söylediği şarkıları dinlemek ailenin tek eğlencesi olur.

Gönül Yazar, o yaşlarda ilkokul öğrencisi tabii... İlkokulda çok çalışkan bir öğrencidir. Fakat ortaokula başladığı yıllarda şarkıcılık hülyaları yavaş, yavaş onu derslerinden soğutur. Yarım gün okula gider, yarım gün de gizlice Türk Musikisi Cemiyeti'nde Mehmet Kasabalı'dan dersler alır.

- «Şarkıcılığa merakım arttıkça ailemi bir paniktir almıştı. Hele bir gün, 'Anne ben şarkıcı olmak istiyorum' dediğim zaman neredeyse annemin yüreğine inecekti. Aynanın karşısında elimi, kolumu sallaya, sallaya şarkı söylemem bile yasaklanmıştı. Evde yalnız kalacağım günleri iple çekerdim. Yalnız kalır kalmaz da hemen yatak çarşafını göğsümün üzerinden dolar, kendime çarşaftan tuvalet yapar, aynanın karşısında bu şahane tuvaletimle (!) saatlerce şarkı söylerdim. Gözüm pencerede, kulağım kapıda. Ama ne kadar gözetlesem, kapıya kulak kabartsam çoğu defa yakalanır, bir güzel azar işitirdim...»

Gönül Yazar, bir gazino afişinin önünde..."Şarkıcı olmak isteyen kız ve onu engelleyen aile" oyunu birkaç yıl daha oynanır Özenerler'de... Yıllardan 1952'de Gönül Yazar şarkıcılık için ilk ciddi adımını atar. 15 yaşındadır. Bütün Ege Bölgesi'ni içine alan bir ses yarışması yapılmaktadır. Ne yapsa da katılsa bu yarışmaya Gönül? Sonunda komşu kadınlardan birini kandırıp, yarışmanın yapılacağı yazlık bahçenin yolunu tutar. Yarışmaya katılır ve "Ege Ses Kraliçesi" olur. Büyük bir savaş vermiştir, meydan savaşı... Komşu kadınla gece yarısı neşe içinde eve dönerler. Annesini uyandırmaya çalışır, «Anne ben kraliçe oldum, kalk» der... Ama annesi derin uykudadır.

- «O gece sabaha kadar yatakta hayal kurdum. Düşünün, koca Ege bölgesinin Ses Kraliçesi olmuştum. Sabah kalkıp yarışmayı anneme anlatmaya başladım. Hiç unutmam, annem çamaşır yıkıyordu. Beni dinlemediği yüzünden belliydi. 'Hadi kızım git de bana bakkaldan soda al' dedi. Şöyle bir gerildim, 'Aman anne kraliçeler bakkala gider mi hiç?' dedim. Annem o gün bana kraliçelerln de bakkala gidebileceğini münasip bir dille anlattı...»

O yıl Gönül Yazar'ın başından bir nikah geçer ve Yazar soyadını alır. Yeni evliler Ankara'ya giderler. Gönül, Ankara'da hemen radyo imtihanına girer. 60 kişi arasından radyoya şu üç sanatçı kabul edilir: Sevim Deran, Nermin Demirçay ve Gönül Yazar. Radyoda Melahat Pars ve Suphi Ziya Özbekkan'dan bir yıl ders alıp, Ankara Radyosu'ndan adını bütün Türkiye'ye duyurur.

1954'te eşinden boşanır Gönül Yazar. Ankara Radyosu'ndan, Halil Aksoy'dan bir tavsiye mektubu alıp İstanbul'un yolunu tutar. Tanıdık bir ailenin yanına yerleşip, kendisine iş aramaya başlar. Tepebaşı Gazinosu'nda gecede 20 lirayla çalışmaya başlar, önce 30, sonra 40, derken bir yıl sonra yövmiyesi 100 liraya yükselir. Gönül Yazar o zamanları, o ilk şöhret günlerini bakın nasıl anlatıyor:

- «O yıllarda kadın şarkıcılar ellerine bir mendil alıp, sahneye çıkarlar, hiç hareket etmezlerdi. Sahnede put gibi dururlardı. Ben bu kuralı bozmak için elimden geldiğince çalıştım. Boyum pek uzun olmadığı için yaşımdan da küçük görünüyordum. Önce saçlarımı platin rengine boyadım. O günlerde daha Türkiye'de platin rengi saçlı kadın yoktu. Çeşit, çeşit tuvaletler diktirdim. Ve kuralı yıkıp, sahneye hareket ve espriyi getirdim, önceleri çok tenkit edildim tabii... Müziği katletmekle bile suçlandım. Sahneye espriyi soktuğum için kınandım... Ama arkamda beni seven bir kitle vardı ve sayıları da her geçen gün biraz daha çoğalıyordu...»

Bugünün (1972) Gönül Yazar'ı...Yıl 1960'tır ve Gönül Yazar ismini Türkiye'de duymayan kalmamıştır artık. Ve aynı yıl Yazar, müzik dünyamızda yeni bir adımın öncüsü olur. O artık batı müziği yapan Türk müziği şarkıcısıdır. «Till», «Passion Flower», «Storia di mon Amore» gibi yabancı sözlü parçaları alarak yepyeni bir repertuvar yapar kendine. Bu şarkılarla gece kulüplerine transfer olur ve gece kulüplerinde ilk defa batı ve Türk müziği söyleyen sanatçı unvanını alır. Aynı yıllarda da ilk filmini çevirir: «Taşbebek». Bu film ona perdede ad olacak ve Gönül Yazar, Türk sinemasında «Taşbebek» diye anılacaktır...

Ya 1960'tan sonrası... Bu dönemi şöyle özetleyebiliriz: «Ateşli Kan». «Köye Giden Gelin», «Dudaktan Kalbe», «Fakir Bir Kız Sevdim», «Trafik Belma», «Adım Çıkmış Sarhoşa» gibi 25 film... «Senede Bir Gün», «Agora Meyhanesi», «Halime», «Gel Desen Gelemem ki», «Aşk Hikayesi», «Şıpsevdi» gibi Türk ve batı müziği şarkı listelerinde başa güreşen 30'un üzerinde plak... Mini longplay modasını başlatan ve satışı 100 binin üzerine çıkan iki mini longplay...

Ve hepsinden önemlisi milyonlarca hayran ve yıllardır gazino neonlarının en başına yazılan bir isim: Gönül Yazar...

(Not: Manşet fotoğrafında, Gönül Yazar, henüz 16 yaşında sahneye çiktiği günlerde görülüyor.)

(Yazı: Mine Baykara - Ses dergisi - 26 Şubat 1972)