Sahnelerimizin "en ağır" assolisti!

Yayın Tarihi : 27 Mayıs 2013
10271
Kaynanalar dizisindeki "Döndü" rolüyle büyük ün kazanan Defne Yalnız, artık tavernalarda şarkıcı olarak sahneye çıkıyor ve "Bu piyasanın en ağır assolisti benim" diyor... Defne Yalnız'ın sahnedeki ilk izleyicileri arasında, eşi Mete Sezer de vardı (yukarıdaki fotoğraf).

Tiyatro sahnelerinde başlamıştı sanat yaşamı. TRT'nin Ankara Deneme TV yayınlarında ekranla tanışmış, "Üç Yalancı"dan biri olmuştu. Derken "Kaynanalar" dizisinin sevimli "Döndü"sü rolüyle de, şöhretinin doruğuna çıkmıştı. Dizinin beğeni toplaması üzerine, tam kadro olarak İzmir Fuarı'nda gazino sahnesine "Merhaba" demişlerdi.

Defne YalnızGazinocular peşlerini bırakmamış, ertesi yıl tekrar Fuar sahnelerinde boy göstermişlerdi. Ama, bu kez aralarında görüş ayrılığı, daha doğrusu çıkar çatışması çıkmış ve "Kaynanalar"ın temel direkleri birbirine kırılmıştı. Defne Yalnız kesin kararını vermişti. Bundan böyle, yalnız çalışacaktı, tıpkı soyadı gibi!

(Sağdaki fotoğraf: Defne Yalnız, sahnelere adım atmadan önce ilk derslerini Orhan Gencebay'dan aldı...)

1977 yılında Defne Yalnız, Bebek Belediye Gazinosu'nda ilk kez içkili masaların karşısına çıktı. Batı'da "One Woman Show" deniliyordu onun sahnede yaptıklarına. Yerli eğlence dünyasının ünlülerinin taklitlerini yapıyor, hayli de başarılı oluyordu. Hatta bir kez bu gösterilerini ekranda sergileme fırsatı bile bulmuştu. Emel Sayın'ı, Neşe Karaböcek'i, Sezen Aksu'yu taklit etmişti. Sonra "Sarı Naciye" adlı dramanın "Boyalı Ayşe"si olarak izledik onu. Ve, en son olarak da "Curcuna" adlı eğlence programının "bol show"lu sunucusu.

Özetle böyle Defne Yalnız'ın bu güne kadar olan ekran ve sahne yaşantısı. Amaaaa... "Curcuna" programının ekranda yayınlanmasının hemen ardından, Defne Yalnız'ın sahne yaşamında yeni bir sayfa açıldı. Taverna şarkıcısı ve assolist oldu. Garip, ama gerçek, "Curcuna"daki sunuculuğu Defne Yalnız'a kısa sürede uğur getirmişti. Assolist olarak sahneye çıktığı ilk gece, "Bu piyasanın en ağır assolisti olacağım!" diyordu. Ve hemen ekliyordu:

- "Benim kilomda assolist, bildiğim kadarıyla sahnelerde yok. Zaten taverna şarkıcılığını da bu yüzden seçtim. Beni taşıyabilecek podyum yapmak, gazinoculara pahalıya patlıyordu!" Bu işin şaka yönüydü... Peki "Neden bu yolu seçti?" diye sorarsanız, bakın neler söylüyor sanatçı:

- "Gazinoda sahneye çıktığımda, seyirci komedyen olarak bir şeyler bekliyordu benden. Şartlanıyor, öksürsem gülmeye çalışıyor, bunu da show'umun bir bölümü sanıyordu. Ben de, onları güldürebilmek için, kendimi zorluyordum. Ama güldürü zorlamaya gelmez. Seyirciyle diyalog kurmak gerekir. Gazinoda da bu çok zor. Tavernada ise aksine çok kolay. Onlarla adeta içiçesiniz. Tepkilerinizi kolayca anlayabilir ona göre kendinize bir yön verebilirsiniz. Kısacası seyircinin nelerden hoşlandığını, nelerden hoşlanmadığını anlayabilirsiniz."
Defne Yalnız
(Soldaki fotoğraf: Assolist olmak kolay mı? Elbette değil. En azından, birtakım kuralları yerine getirmek gerekli. Örneğin; işe başlamadan önce kurban kesmek ve bu kurbanın üstünden atlayarak gazinoya girmek! Defne Yalnız da bu kurala uydu. Ancak; yüreği dayanamadığı için, kesilen kurbana bakamadı.)

Anlaşılan, bir tür nabız yoklaması yapabilmek için taverna şarkıcılığını seçmiş Defne Yalnız. Çünkü pek çokları gibi fazla iddialı ve gözü yükseklerde olan bir assolist değil o. Defne Yalnız, şarkıcılıktan söz açılınca "Nota bilmem" diyor! "Ama, herkes gibi benim de bir sesim olduğunu unutmamak gerekir. Hem zaten kaç assolist nota biliyor ki?" 

Defne Yalnız nota bilmiyor ama repertuarı şaşırtıcı ölçüde zengin. Türkçe şarkıların yanında, tam 13 dilde çeşitli parçalardan oluşan geniş bir repertuarı var. Sanatçı, bunun yararlarını şöyle belirtiyor:

- "İki yıl önce çalıştığım gece kulübüne, ikiyüz kişilik turist, grubu gelmişti. Pek çoğu Yunanlıydı. Sıra bana gelinceye kadar, Türk müziği dinlemekten gözleri kapanmaya başlamıştı. Sahneye çıktım, bir de baktım ki, neredeyse uyuyacaklar. Türk müziği söylesem kalkıp gidecekler, espri yapsam anlamayacaklar. Ben de orkestraya repertuarımdaki iki Rumca şarkıyı çalmalarını söyledim. Biraz sonra, uyuklayanlar yerlerinde duramaz olmuşlardı. Dolayısıyla, ben de beğenilen şarkıcı olmuştum."
(1981)