Sanat dünyamızdaki dört Uyguner

Yayın Tarihi : 16 Mart 2016
3043
Sinema, tiyatro ve müzikte dört Uyguner vardır. Şefik Uyguner müzisyen, Deniz Uyguner ile Ümit Uyguner tiyatro sanatçısı, Uğur Uyguner de tiyatro ve sinema artistidir.

 

Betty Smith'in, Hayat Kitapları serisinden, Türkçeye «Bir Hiç İçin» adıyla tercümce edilen çok güzel bir romanı vardır. Romanın kahramanı Claude kimsesiz ve işsiz, güçsüz, bir gençtir. Bir çöpçünün kızı olan Maggie ile evlenir. Onların fakir, fakat sıcak, huzur dolu küçücük evlerine yerleştiği halde bir türlü rahat edemez. Her bahar kuzey rüzgarları ılık ılık esmeye, ağaçlar çiçek açmaya başladığı zaman evinden çıkar, ilk kar yağıncaya kadar, 6 -7 ay kaybolur. Ve her yıl bu böyle devam eder...

Senelerce evvel bu romanı okurken, «Acaba bu Claude'nin bir benzeri daha dünyada var mıdır?» diye düşünmüştüm. Geçen gün Şehir Tiyatrosu sanatçılarından Deniz Uyguner ve ağabeyi müzisyen Şefik Uyguner'le konuşurken, anladım ki Türkiye'de de böyle bir kimse var. Belki daha yüzlerce var da ben bilmiyorum.

Şefik ve Deniz'in babaları Mehmet Zekai Uyguner hayatta şarkıcılık ve oyunculuktan başka hemen her işi yapmış, maceraya düşkün bir kimse. Gazetecilik, maden arayıcılığı, komisyonculuk, eczacılık, dokumacılık, koza ticareti, reçelcilik ve daha aklınıza ne gelirse... Bütün bunlar bir kaç ay veya en çok bir, iki sene sürermiş. Hatta bundan yıllarca önce bir gün bir dostları Şefik Uyguner'e, «Babana söyle, reçeli çok güzel çıktı. Birkaç kavanoz daha istiyoruz» deyince. Şefik şaşmış. Çünkü o sıralarda babaları komisyonculuk yapıyormuş. Sonradan öğrenmiş ki, Zekai Bey'in bir yıl önce Bursa'da tam teşekküllü bir reçel imalathanesi varmış.

Şefik ve Deniz beş kardeşler. İkisi ev hanımı, öbür erkek marangoz. Şefik'le Deniz, Bursa'nın İnegöl kazasında dünyaya gelmiş. Şefik 1929 yılının 18 Nisan'ında, Deniz ise 23 Ağustos 1931'de. 

İşte tiyatro ve müzik dünyamızın iki «büyük» Uyguner'i... Şefik Uyguner çalıyor, kardeşi Deniz Uyguner dinliyor. Şefik Uyguner flütü Türkiye'de ilk defa dans müziğine sokan müzisyendir. Şehir Tiyatroları sanatçılarından Deniz Uyguner ise aktörlüğün yanı sıra özel tiyatro ve okullarda rejisörlük ve dans direktörlüğü yapmaktadır.İlk zamanlar bütün aile babanın peşinden şehir, şehir bütün Anadolu'yu dolaşmış. Bir müddet sonra gelip Bursa'ya yerleşmişler. Bundan sonra da baba, onları bırakıp, tıpkı «Bir Hiç İçin» romanındaki Claude gibi, tek başına dolaşmaya başlamış. Aslında çok iyi bir insanmış Zekai Bey. Ailesini ve çocuklarını çok severmiş. Ama ne yapsın, evinde de bir, iki aydan fazla duramazmış. Kafasında bir iş kurar, onun hayaliyle büyük servet planları yapar ve bir gün evden fırlar, 5 -6 ay, bazen bir yıl yok olurmuş. Döndüğü zaman da eli, cebi dolu dönermiş. O dönünce de ev bayram edermiş. Birkaç aylık zahire alınır, bütün ev giyinip kuşanır, babaları onları gezmelere götürür, her isteklerini yapar ve... 

Ve yine bir gün kafasında yeni yeni planlar doğmaya başlayınca, bir sabah ailesine veda ederek tekrar ortadan kaybolurmuş. Anne çok fedakar bir kadın, kocanın evde bulunduğu günlerde arttırdığı erzak ve biriktirip bir köşeye sakladığı üç, beş kuruşla çocuklarına, babalarının yokluğunu hissettirmemeye çalışırmış. Bu hal senelerce böyle sürmüş. Nihayet vefakar anne Macide Hanım bundan 3 yıl önce ölmüş.

- «Peki babanız?» diye soruyorum.

- «O sağ» diyorlar. «80'ine yakın olmalı şimdi.»

- «Şu anda nerede acaba?»

İki kardeş birbirlerine bakıyorlar. Deniz, «Bir dostum geçen ay doğu vilayetlerinden birinde görmüş» dedi. «Herhalde yine maden arıyor olmalı.»

İki kardeş ilkokulu da, ortayı da Bursa'da bitiriyorlar. O günlerde bir ara baba gelip aileyi alıyor, dokumacılık yaptığı İstanbul'a getirip yerleştiriyor. Şefik, Konservatuvar'a gidiyor, Deniz de İstanbul Erkek Lisesi'ne... Şefik, Konservatuvar'da okuya dursun. Deniz ilk defa İstanbul Lisesi'nin son sınıfında sanatla yakından ilgilenmeye başlıyor. 1947'de Şehir Tiyatroları Çocuk Bölümü'nde «Gülmeyen Çocuk»ta, aynı yıl normal oyunlardan «Büyük Cemaat»te sahneye çıkınca, artık tiyatro esas mesleği, hobisi, her şeyi oluyor. Liseyi bitirip Fransız Filolojisi'ne, oradan çıkıp Türkoloji'ye devama başladığı sırada kendini tiyatroya tamamen vermiş oluyor.

O günlerde İstanbul Belediyesi Konservatuvarı gayrı resmi kurslar halinde Şehir Tiyatrosu'nda dersler vermeye başlamıştı. Deniz buraya hem öğrenci olarak devam ediyor, hem de Ercüment Behzat Lav'a asistan olarak «sahne estetiği» dersleri veriyor. Bir müddet sonra konservatuvar kurs halinden çıkıp, resmi bir mahiyet alınca, Deniz de oradan ayrılıp kendini temamen Şehir Tiyatrosu'na veriyor.

Deniz liseyi bitirdiği sırada ağabeyi Şefik'le beraber dışarda müşterek işler yapmaya başlıyorlar. Okul müsamerelerinin tertibini alıyorlar üzerlerine. Deniz yazıyor, danslarını hazırlıyor. Şefik de müziklerini yapıyor. Bir müsamere için iki, üç ay çalışıyorlar. Bunun için de ilk zamanlar, yani 1948-49'da, müsamere başına 80-100 lira alır ve bunu bölüşürlerdi.

Deniz, «1948'den beri tiyatro dışında devamlı olarak bu tip okul müsamereleri hazırlıyoruz» diyor. «Bugün bu fiyatlar bir hayli arttı. Ama yirmi iki yıl önce aldığım 40-50 liranın zevkini hala unutamıyorum. Sonra bu çalışmalar bize kendimizi deneme ve gelişme imkanı sağladığı için de çok önemliydi.»

Şehir Tiyatrosu'ndan ilk aldığı parayı soruyorum. «1947'de bir yıl hiç para almadan oynadım» diye anlatyor. «Yalnız bir gün Kadıköy'e turneye gitmiştik. 'Yalancının Mumu'nda oynadım. O gün için ilk defa 3 lira verdiler. Bir sevindim ki sormayın. Ertesi yıl, yani 1948-49 mevsiminde 3 lira yevmiyeyle tiyatroya resmen girmiş oldum. 1953'te askerden dönünce de kadroya girdim. O günden bugüne kadar 50'den fazla piyeste rol aldım. Bir kısmında reji asistanlığı yaptım. Bir hayli çocuk oyunu sahneye koydum. Dışarda da rejisini, koreografisini yaptığım bir hayli oyun vardır. Bunların arasında reji olarak Altan Karındaş'ın «Kanlı Nigar»nıı. Erden Ener'in «Pijamalılar»ını, Dormenler'in «Sarsak Davul»unu; koreografi olarak da Kenterler'in «Çöl Faresi»ni, Oraloğlu'nun «Anneme Koca Arıyorum»umunu sayabilirim. Bunların dışında dublaj yaptım, radyo-fonik piyeslerde, filmlerdeoynadım.»

Deniz Uyguner günde bir paket Samsun içer, yemeklerde içkisi rakıdır. Aperatif olarak da kendi icadı olan Vişnofka (vişneli votka) içer. Boyu 1.67. Gayet güzel yemek yapar ve hemen hemen bütün elbiselerini kendi diker. Hayatında hiç maça gitmediği halde Galatasaray hastasıdır. Yedi rakamının uğur getirdiğine dair garip bir inancı vardır...

Şefik Uyguner ise Konservatuvar'ın son sınıfına kadar okudu. Son sınıfta bir aşk macerası sonu evlenip okulu bıraktı ve askere gitti. Dönüşünde kendini tamamen profesyonel müzisyenliğe verdi. Flütü, Türkiye'de dans müziğine ilk sokan odur. Esas piyano çalar, şarkı söyler. Ama orkestrada ihtiyaç olduğu zaman diğer enstrümanları da çalabilir. îlk defa bundan yıllarca evvel kendi adına bir orkestra kurduğu zaman kendini flüt çalıyor ve şarkı söylüyordu. Piyanoda Şerif Yüzbaşıoğlu, kemanda rahmetli Turgut Dalar vardı. Deniz de bu orkestrada ritim seksiyon çalardı.

Şefik, daha sonra bir müddet Faruk Akel ve İlham Gencer orkestralarında çalıştı ise de son beş, altı yıldır pavyonlarda, kulüplerde tek başına müzik yapmaktadır. Halen, Elmadağ'da bir gece kulübünün patronudur.

Şefik'in iki oğlu Uğur (16) ve Ümit (9) de babaları, amcaları gibi sanatkardır. Uğur halen Işık Lisesi son sınıfında. İlkokuldan beri tiyatrolarda çalışmıştır. Dormenler'de «Sarsak Davul»da başrolde, Yıldırım Önal'la «Büyük Kulak»ta, Asuman Korat'la «Yaz Bekarı»nda oynadı. Sadri Alışık'ın «Soytarı» filminde çok önemli bir rol aldı. Halen filmlerde oynamasına rağmen devamlı olarak okulunun iftihar listesindedir.

Küçük Ümit de ağabeyiyle beraber «Sarsak Davul»da oynadı. Halen de dublaj yapmakta ve Maçka İlkokulu son sınıfına gitmektedir.

(Not: Manşet fotoğrafında, Dormenler'de oynanan «Sarsak Davul»da dört Uyguner bir arada... Oyunun müziğini Şefik Uyguner (ortada), reji ve koreografiyi Derniz Uyguner (sağda) yapmıştı. Ümit Uyguner (en önde) fakir çocuğu, Uğur Uyguner de (arkada, solda) oduncunun oğlunu oynamıştı.

(Yazı: Sezai Solelli - Ses Dergisi - 7 Mart 1971)