Şimdi Öztürk Serengil'in bıyığı moda!

Yayın Tarihi : 11 Şubat 2016
2608
Güneyli gençler bıyıklarını, Türk sinemasının karakter artistlerinden Öztürk Serengil'in dudak yanlarından aşağı sarkan bıyıkları gibi uzatıyor.

 

Öztürk Serengil, 1961 yılında oynadığı 22 filmden 20'sinde kötü karakteri canlandırmış.Genç sinema seyircileri, Hollywood yıldızlarının etkisi altında kalırlar. Onları, giyimleriyle, hareketleriyle, saç ve bıyık şekilleriyle taklit ederler...

Mesela Alan Ladd'ın saçları, Clark Gable ve Douglas Fairbanks'ın bıyıkları, aradan yıllar geçmesine rağmen hala modadır, öyle ki "duglas bıyık" deyimi, erkek süs edebiyatına bile girmiştir...

Türk sinemasının karakter artistlerinden Öztürk Serengil de kırmızıya çalan ve dudak yanlarından aşağı sarkan bıyıkları ile ilgiyi çeker... Ama saçları simsiyahtır.

Öztürk Serengil'in özel hayatı da anlatılmaya değer...

Film çalışmaları dışında evden dışarıya pek çıkmaz, işlerini kendisi görüyor. Ayakkabılarını boyuyor, gömleklerini, elbiselerini ütülüyor. En çok dikkat ettiği hususlardan biri de ayakkabılarının pırıl pırıl, pantalon çizgilerinin düzgün olması...

Sonra dinlenmek için roman okuyor. Harfler onu sıkınca, resim yapmaya başlıyor, öğretmen olan karısı da okuldan dönünce ona resimde yardım ediyor. Aynı boyaları kullanan iki kişinin resimleri ayrı oluyor. Palette yeşili ve kırmızıyı seven öztürk, filmlerde siyahlara bürünüyor.

1961 yılında tam 22 filmde oynayan Öztürk Serengil henüz birkaç ay geçtiği halde, bunların çoğunun adını hatırlamıyor. "Sadece iki filmimde kötü adam rolünde değildim. Bunlardan "Üçüncü Kat Cinayeti"nde bir polisi canlandırıyordum. Nedense hiç sevemedim bu rolümü. Ama alkolik bir ressamı canlandırdığım "İnleyen Dağlar"ı ise hala unutamam. En çok sevdiğim rolüm budur" diyor.

Bir günde üç ayrı filmde oynayan Öztürk serengil boş zamanlarında Beyoğlu'ndaki oyun salonlarında bulunan plak dolabında müzik dinlemeyi seviyor.Öztürk Serengil 1953 yılına kadar çok değişik bir hayat yaşamış. Atletizm ve voleybol gibi sporun çeşitli dallarında uğraştıktan sonra biblo ve manken ressamlığı yapmış. Bu işte sekiz yılını harcamış. Öztürk Serengil ilk filmini çevirdiği yıla kadar bir gününü nasıl geçirdiğini şöyle anlatıyor:

- "Sabah 08:00'den itibaren çalışmaya başlardık. Saat beş kere vurunca, arkadaşlarla birlikte sokağa çıkar. O gazino senin, bu lokal benim, durmadan dolaşırdık. Sonra dış hatlara giden bir gemide iş buldum. Yabancı ülkeleri görebilmek isteğiyle kamarotluğu kabul etmiştim. Ama nasıl olduğunu hala çözemediğim bir tesadüf sonunda tiyatroya girdim. Oradan, "Oğlum Edward" oyununa başladığım gün sinemaya geçtim. Kamarot olarak gidemediğim Avrupayı bir film oyuncusu olarak gördüm. Almanlarla ortak olarak çevrilen "Cehennemde Buluşalım"ın bazı sahnelerini çekmek için Almanya'ya gittim. Rejisörün teklifi üzerine bu yılın sonlarında Tunus'ta çevrilecek bir Alman filminde de oynayacağım. Şimdi boş zamanlarımda İngilizcemi ilerletmeye çalışıyorum. Çünkü rejisör, 'İngilizce öğrenmezsen iş yok' demişti..."

Evinde her zaman karısına yardım eden Öztürk Serengil, eşinin hazırladığı tabakları boyamaktan büyük keyif alıyor.Film çevirmeye başladığı 1953 yılından bu yana, dokuz yıl içinde de günleri şu şekilde geçiyormuş:

- "Sabah 06:30'dan 13:00'e kadar bir filmde, 14:00'ten 19:00'a kadar ikinci filmde, 21:0'den sabahın 03:00'üne kadar da üçüncü filimde çalışıyorum. Tabii bu arada boş zamanlarım da oluyor. Resim ve oymaları yaptıktan sonra 2-3 saatimi Beyoğlu'nda tilt oynamakla, 25 kuruşa plak dinlemekle geçiriyorum. Oradaki arkadaşlarımda istediğim havayı bulabiliyorum. Yapmacıksız ve rahat davranışları benim onlara daha çok yaklaşmamı sağlıyor. Tilti bırakınca ya Ahmet Tarık Tekçe, ya da Göksel Arsoy'la birlikte eğleniyoruz."

Öztürk Serengil "Cehennemde Buluşalım"ı çevirirken gözlerinin önünde bir cinayet işlenmiş. Adana'da iki-üç arkadaşiıyla gezerken iki kişi yolda birbirine ateş etmiş. Yaralananlar, ölenler olmuş. En sonunda onu ve arkadaşlarını ifade vermek için karakola götürmüşler. "Bir cinayet filmi seyreder gibiydim" diyor.

Öztürk Serengil 1962'nin başlarında bir zaman film çalışmalarını bırakıp Karadeniz kıyılarındaki şehirleri dolaştı. Zonguldak, Trabzon ve diğerleri... Bu, genç aktör için hem iş, hem de eğlence gezisi olmuştu. Şehirleri dolaşmayı gala gecelerine göre ayarlamıştı. Hangi şehirde filmi oynuyorsa orada bir-iki gün kalıyordu.

Giyimine büyük özen gösteren Öztürk Serengil, vitrinlerin önünde çok vakit geçiren erkeklerdendir.1930'un Mayıs ayında Artvin'de doğan Öztürk Serengil'in bugüne kadar dört çocuğu olmuş. Ama eşiyle çocukların kan grupları uyuşmadığı için dördü de yaşamamış. Bizden Fikret Hakan, Turgut Özatay, Peri-Han'ı, yabancılardan da Jean-Paul Belmondo, Anthony Ouinn ile Alec Guinness'i beğenen Öztürk Serengil filmlerden de en çok "Serseri Aşıklar", "Sen Bir Melektin" ile "Viva Zapata"yı seviyor.

Koyu bir Fenerbahçeli olan Öztürk Serengil, hiçbir maçı kaçırmıyor. Bıyıklarından çok memnun olan Serengil, "Güney'de gençler 'Serengil bıyık' diye bir stil çıkarmış. Pek çoğu "Serengil" tipi bıyık uzatıyormuş. Bana sık sık oralardan bıyığımla ilgili mektuplar geliyor" diyor.

(Röportaj: Bülent Bora - Ses Dergisi - 17 Şubat 1962)