Sinema ve tiyatroda ilklerin kadını: Bedia Muvahhit

Yayın Tarihi : 06 Mart 2017
718
Sinema filminde oynayan ve kimliğini gizlemeden tiyatro sahnesine çıkan ilk Türk kadını olan Bedia Muvahhit, 50. sanat yılını kutlamaya hazırlanıyor...

 

Yıl 1923... Anadolu, Milli Mücadele'den yeni çıkmış. Bedenler yorgun, ancak gönüller yepyeni bir heyecan, sevinç ve coşkuyla dolu. İstanbul'da tiyatro çalışmalarını sürdürmeye çabalayan Darülbedayi, ruhlarda dalgalanan bu heyecan kasırgasını, yeni bir sanat anlayışı, değişik bir görüşle değerlendirmek, renklendirmek istiyor. O tarihlerde bütün bakışlar İzmir'e dönük. Düşman buradan denize dökülmüş, büyük önder Atatürk burada, Göztepe'deki köşkünde dinleniyor: Öyleyse Darülbedayi de, ilk Anadolu temsilini İzmir'de vermelidir.

Bedia Muvahhit, 4 yaşındayken babası Mısırlızade Şekip Bey ve kardeşi Fuadi ile birlikte...Darülbedayi'nin o devirdeki en gözde aktörü Muvahhit Refet Bey'dir. Muvahhit; Behzat Butak, Mahmut Moralı, Reşit Rıza, Sadi ve kadın oyunculardan kurduğu bir heyetle, İzmir'e hareket ediyor. Muvahhit'le iki yıldır evli olan Bedia Muvahhit de, kocasının yanında olmak ve İzmir'i görmek arzusuyla onlara katılıyor. Kordon Palas'ta (Tayyare sineması) verilecek ilk temsile, Ata'yı da davet etmek isteyen tiyatrocular huzura çıkıyorlar.

Atatürk, konuyla ilgilenip temsilde kimlerin rol aldığını soruyor. Sayılanların arasında Şehper, Anayis gibi gayrimüslim kadın adları, Ata'nın dikkatini çekiyor ve merakla soruyor:

- Neden oyununuzda Türk hanımlarına rol vermiyorsunuz?

Tiyatrocuların da en büyük arzusu bu. Ama içlerinden hiçbiri cesaret edip de, «Afife adında bir Türk oyuncu, 1919'da ilk defa cesaret örneği göstererek sahneye çıkmıştı. Temsilin ilk gecesinde hepimiz karakolluk olduk» diyemiyor.

Atatürk, Muvahhit Bey'e dönerek devam ediyor:

- Neden karınızı sahneye çıkarmıyorsunuz? Bedia Muvahhit gençlik yıllarında...Ben onu «Ateşten Gömlek» filminde gördüm ve beğendim. Pek muvaffakiyetliydi. 

Tiyatrocuların sevincine diyecek yoktur artık. Ata söyledikten sonra, bir Türk kadınının sahneye çıkmasında hiçbir sakınca kalmamış demektir. Bedia Muvahhit büyük bir heyecanla, bir gece içinde, temsildeki Sacide rolünü ezberliyor, çalışıyor, prova ediyor. Ertesi akşam, yani 16 Temmuz akşamı, Kordon Palas sinemasında sahneye konan İbnürrefik Ahmet Nuri Bey'in «Ceza Kanunu» adlı oyununda, Bedia Muvahhit'in başarısı büyük oluyor.

«Ceza Kanunu»nun temsil edilmesi, Türk tiyatro tarihinde üç yönden önem taşır. Bu oyunla Türk tiyatrosu ilk defa Anadolu'ya adımını atmış, Atatürk ilk defa bir Türk kadın sanatçıyı sahneye çıkmaya teşvik etmiş ve ilk defa bir Türk kadını kimliğini gizlemeden sahnede rol almıştır. Ve bu çok önemli olay, Bedia Muvahhit gibi büyük bir sanatçının kişiliğinde değerlenmiştir!

Cumhuriyetle beraber sahneye adımını atan Bedia Muvahhit hayatının 50 yılını, canı kadar sevdiği tiyatroda geçirdi, tatlı, acı, unutulmaz anılarını burada yaşadı. Tiyatro, sanat ve birbirini kovalayan başarılarla dolu bu ömrü, gelin biraz da, büyük sanatçının kendisinden dinleyelim, eski günlere onunla beraber dönelim: Söz sanatçıda...

- «Sahneye çıkmak aklımın ucundan bile geçmiyordu doğrusu. Sadece genç kızlığımda bol bol tiyatro eseri okumuştum. Bugün de, kitaplığım tiyatro eserleriyle doludur. Büyükada'da doğdum, çocukluğum da burada geçti. Evde ilk öğrendiğim dil Fransızca oldu. Adalı komşularımızdan da Rumcamı ilerlettim. Sonra bu dilin okuyup yazmasını da öğrendim. Özelliklerimden biri de, çabuk öğrenmektir. Rolümü çabuk ezberlerim, yeni bir şeyi herkesten çabuk öğrenirim. Ailemde benden başka tiyatroya merakı olan çıkmadı. Babam İstinaf Mahkemesi üyesiydi, annemse ev kadını. Tiyatroya tesadüfen başladım, ama bütün hayatımı 50 yılımı seve seve bu sanata verdim. En güzel, unutamadığım anım da burada başlar...»

Bedia Muvahhit, 1913 yılında, İstanbul Telefon İdaresi'ne alınan ilk kadın memurelerden biriydi (fotoğrafta en sağda oturan).- «O tarihlerde, yani 1921'de, Erenköy Kız Lisesi'nde Fransızca öğretmenliği yapıyordum. Muvahhit Refet Bey de, Darülbedayi'nin en gözde oyuncusuydu. Hale sinemasında temsiller veriyordu. Her genç kız, ya bir sinema artistine, ya bir müzisyene hayrandır; ben de Muvahhit Bey'in hayranıydım. Bu yüzden bir tek oyununu kaçırmazdım. Yine oyununa gittiğim bir gün bütün cesaretimi toplayıp, ondan bir resmini istedim. Nasıl heyecanlandım, bilemezsiniz... Bana en güzel ve yakışıklı olduğu bir fotoğrafını verdi ve üzerine 'Genç Kızların Sultanına' diye yazdı. Tanışmamızdan bir süre sonra da bana evlenme teklif etti. Ne yazık ki evliliğimiz uzun sürmedi, 5 yıl sonra kocamı kaybettim. Bu kısa beş yıl, hayatımın en mutlu devresiydi. Fakat heyhat...»

Bedia Muvahhit'in büyük aşkla bağlı olduğu ilk eşi Ahmet Refet Muvahhit ile birlikte görüldüğü bu fotoğraf, salonunun başköşesinde duruyor...- «Hayatımın en acı hatırası, yine çok sevdiğim kocamla ilgili. Hiç unutmam, o tarihlerde Vedat Nedim Tör'ün «Çarliston» oyununda, dansı çok seven evli bir kadını canlandırıyordum. Adet olmuştu, önce Vedat Bey'in üç dramını oynar, arkasından Çarliston'a geçerdik. Oyunda başrolü oynayan kadın, her gün evden kaçar, dansa gider; bir akşam yine dans dönüşü kocasını evde ölü bulur. Hep Muvahhit'le oynardım bu oyunu. Kadere bakın ki, Muvahhit öldükten hemen sonra, aynı sahnede aynı rolü Ercüment Behzat Lav'la paylaşmak zorunda kaldım. O ıstırabımı hiç unutamam...»

- «Hayatta hiçbir şey beni ürkütmez. Sadece iki şeyden korkarım; unutulmak ve beğenilmemek...»

- «İkinci evliliğimi mi sordunuz? Ferdi Statzer'le (Avusturyalı müzisyen Friedrich von Statzer) 1933'te evlendim. Ferdi çok iyi bir insandı, bana karşı da daima nazik ve iyi davrandı. Ama bir türlü anlaşamadık, iki ayrı memleketin insanlarıydık. Görüşlerimiz, düşüncelerimiz farklıydı. '18 yıl niye beraber oturdunuz?' diyeceksiniz; ben de bilmiyorum doğrusu. Galiba ayrılmaya üşendim. Beraber yaşamanın verdiği kolaylıktan kopmak zor geldi. Yalnız yapamam diye korktum; oysa pekala da oluyormuş. Yalnız Ferdi'nin bir faydası oldu; onunla evliyken bol bol Avrupa'ya seyahate gittik; bu vesileyle de Avrupa'daki bütün festivalleri takip etmek fırsatını buldum. Sonra biliyorsunuz, en büyük tutkularımdan biri de, arabadır. Ferdi'yle evliyken rahattım; ama o bana 'Bozulur' diye arabasını kullandırmazdı. Ben de bir araba sahibi olur olmaz, hemen ondan ayrıldım. Şimdi yalnızlığı sevmeye başladım. Yalnız insan, akşamın belli saatlerinde mahzun oluyor...»

Bedia Muvahhit, 18 yıl boyunca evli kalıp boşandığı Avusturyalı bir müzisyen olan ikinci eşi Friedrich von Statzer ile...- «Seyahat etmeyi severim. Sonra denizi severim. Ama sakın yüzüyorum zannetmeyin. Çocukluğum, gençliğim, Adalar'da geçtiği halde, vücudumu suyun üzerinde tutmasını bir türlü öğrenemedim. Başım hep ağır gelir, suya batıveririm. Ama vapurla seyahat ederken, denizin o kocaman dalgalarına bayılırım. Son deniz yolculuğunu da Vasfi (Vasfi Rıza Zobu) ile yaptık. Nefret ettiğim tek şey ise, yemek pişirmektir. Yemek pişirmek için harcanan vakti, ömrümüzün en büyük kaybı olarak kabul ediyorum. Misafirliğe gitmeyi de pek sevmem. En büyük aşklarım tiyatro, kocam Muvahhit, halen Londra'da tahsillerine devam eden torunlarım Zeynep ile Ali ve yine tiyatrodur...»

- «Sahnede öleceğimi bilsem, aşağıya inmem. Nitekim böyle bir tehlike de geçirdim biliyorsunuz. Üç yıl önce 'Gecikenler' adlı oyunun ikinci perdesinde şiddetli bir çarpıntı tuttu. Buyükanne rolündeydim; yalnız bir kadını canlandırıyordum. Yaşattığım tip benmişim gibi gerçekten üzülüyordum; bir ara 'Ne üzülüyorsun?' diye kendi kendime telkin ettim, ama elimde değil, rolümü yaşıyordum. Çarpıntım artınca, tiyatronun doktoru 'Oynamayacaksın, hemen terket sahneyi!' dedi. Benim için tiyatro mukaddes bir yerdir; öyle kolay iner miyim? 'Sahnenin Allah'ı var, öldürmez' diye rolüme devam ettim. Ama oyun bitip de perde inince, ben de bitmiştim; oracığa yığılıverdim.»

Fotoğrafta, Aynaroz Kadısı'nın bir sahnesinde Hazım Körmükçü ve Halide Pişkin ile görülen Bedia Muvahhit, 1923'te oynadığı Ateşten Gömlek filminde, Neyyire Neyir ile birlikte bir sinema filminde rol alan ilk iki Türk kadınından biri olmuştu.Tiyatro aşkıyla böylesine dolu bir sanatçı Bedia Muvahhit... Pek çok meslektaşının kendisiyle yarış edemeyeceği kadar çok eserde rol almış. 50 yıllık sanat hayatının mütevazı dağarcığına 300'e yakın tercüme oyun sığdırmış ve 400 oyunda oynamış. Şehir Tiyatrolarının emektar, vefakar sanatçısı Bedia Muvahhit'in 50. sanat yılının jübilesi Ağustos ayında yapılacak. Bütün sanatçıların katılacağı bu jübileden elde edilen hasılatı, değerli sanatçı «Emekli Sahne Sanatkarları Derneği»ne bırakıyor. Yalnız bu arada şunu da söylüyor:

- «Jübile, sahneden çekileceğim anlamına gelmesin, seyircilerim beni istediği sürece onların karşısına çıkacağım»

(Röportaj: Deniz Banoğlu - Hayat Dergisi - 14 Haziran 1973)