Soyunmaktan utanan çıplak: Seher Şeniz

Yayın Tarihi : 18 Aralık 2015
16461
Seher Şeniz'i biz hep çıplak görüyoruz. Ama o bu durumdan o kadar utanıyor ki, birlikte olduğu erkekler kendisini çıplak görmesin diye yatak odasını bile daima karanlık tutuyor.

Evet, Evet. Soyunmaktan utanan bir çıplak... Seher Şeniz bu. Yatak odasının daima karanlık olması bu yüzden. Sahnede ışıklar, salonu görmesini engellediği için, kendisini yalnız farzediyor. Peki fotoğrafçının önünde? Onun önünde soyunması için, fotoğrafçıya çok alışması, hatta onu mesleği için gerekli bir araç gibi düşünmesi gerekli. Bu yüzden Seher ile çalışmak uzun sürüyor. Bizim çalışmamız da uzun sürdü. 

"Evlendiğim gece utancımdan, tam 2,5 saat banyodan çıkamamıştım. Bugün bile bir erkeğin yanında soyunmaktan utanırım. Yatak odam daima karanlıktır. Karanlıkta soyunur, karanlıkta sevişirim."

Adı, akla daima çıplaklığı getiren ünlü bir dansözün böyle konuştuğunu duyarsanız, belki şaşırırsınız, belki de "Hadi canım sen de" der geçersiniz. "Eğer Seher Şeniz de, soyunmaktan utanıyorsa... Ya mazallah, bir de utanmasaydı..."

Ama siz ne derseniz deyin, gerçek bu. Daha başka gerçekler de var, onun hakkında bilmediğiniz. Daha doğrusu, şöyle diyelim. Bildiklerinizi, ya da bildiğinizi sandıklarınızı alt alta yazın. Sonra bu yazdıklarınızın tam tersini altına yazın. İşte bu alttaki yazı, gerçek Seher'i tanımlayacaktır.

"Seher" dedik, gerisini demedik. Çünkü yanlışlıklar daha orada başlıyor. Seher, gerçek adı. Seher vakti doğduğu için kendisine verilen bu adı değiştirmeyi hiç düşünmemiş. Ama soyadını değiştirmiş. Asıl soyadı Başdaş. Ama sanat dünyasına girerken, bu adı cazip bulmamış. Bir arkadaşı ile oturmuşlar. Alelacele "Şeniz"de karar kılmışlar. Ondan da pek memnun değil, ama artık değiştiremeyecek kadar ünlü.

İsterseniz, "Doğru-Yanlış" oynamayı bırakalım da, başından başlayıp, biz Seher'i anlatalım.. Siz ayırımı kendiniz yapın.

İzmir'de, Narlıdere'de doğmuş Seher. Yıl 1948... Hiç çekinmeden söylüyor doğum tarihini. Sonra da gülüyor. "Benimle aynı tarihte doğan sanatçı arkadaşlarım henüz 27 yaşını geçmediler ama, ben nedense 32'ye geliverdim işte."

Babasını hatırlamıyor.. Çok küçükken ayrılmış annesinden. Terkedip gitmiş. Gidiş o gidiş. Bir daha görmemiş. Hala da araları iyi değil, görüşmüyorlar. Aslında annesi, ablası ve ağabeyi ile de bağları pek yok. "Biz asla birbirine bağlı bir aile olamadık. Bir ailem hiç olmadı diyebilirim" diyor.

Başarabilirse, bu aileyi gelecekte kendisi kuracak. Ortaokul ikinci sınıfta bırakmış okumayı. Çünkü aklında, fikrinde hep artist olmak varmış. Artist dergisinin yarışmasına girmiş, 1964 ya da 65'te... Finale kalmış. Resmini arka kapakta yayımlamışlar. Ama annesinden gizli göndermiş fotoğrafını. Bir türlü de cesaret edip açılamamış. İzin alamamış. Finale katılmamış.

...Ve o yıl evlenmiş. 16 yaşında iken. Hem de hiç sevmediği, istemediği bir delikanlı ile. Niye mi? Birisi, Medeni Hukuk'un bir maddesini ona hatırlattığından. "Bak kızım" demiş kulağına. "Ülkemizde rüşt yaşı 18'dir. Ama kızlar evlenme ile rüştlerine kavuşurlar. Başından bir evlilik geçerse, özgürlüğüne kavuşursun" Hemen kabul etmiş, kendisine deliler gibi aşık olan çocuğun teklifini. Evlenmişler.

Yıl 1965... Seher Şeniz, Caddebostan Plajı Güzeli... Fotoğrafın sağında 3.'lüğü kazanan Seyyal Taner var."Evlendiğim zaman, kadın ile erkek arasındaki biyolojik farkı bile bilmiyordum. Utançtan da ölüyordum. Tam 2.5 saat banyodan çıkamadım. İlk gecem tam bir felaketti. Ben tecrübesiz, o tecrübesiz. Öyle felaketti ki, tam 25 yaşıma kadar, 10 yıl bir daha seks düşünemedim. Erkeğe el süremedim. Bir ara kendimden şüphe etmeye başladım. 'Acaba lezbiyen miyim, kadınlardan mı hoşlanıyorum' diye. Allaha şükür değilmişim. O 10 yıl süren bunalım, çok gerilerde, hayal gibi kaldı şimdi. Ama bakın, utangaçlığım geçmedi. Bugün bile bir erkeğin yanında soyunamam. Soyunurken yüzüm kızarır. Bunu gizlemek için de karanlıkta soyunurum. Hayatıma giren erkekler içinde, benimle aydınlıkta sevişen yoktur. Yatak odam daima karanlıktır. Aslında, gene şaşacaksınız ama, seks benim için o kadar önemli değil. Dünyanın en romantik insanlarından biriyim. Sevişmektense, saatlerce elele tutuşup oturmayı severim. Şovlarımda, kovalarla gül yaprağını sahneye döken hovardalar bilseler ki, ben aslında, 'zamanında' verilmiş bir tek gülden daha büyük zevk alırım, bu beni daha fazla etkiler."

Bu evlilik, bir ay sürmüş topu topu. Seher, rüştünü ispat edip, özgürlüğüne kavuşmuş. Oğlanın ailesi de, zengin bir mirasa konan bir akraba kızını kendilerine gelin diye daha çok yakıştırdıklarından, boşanma talebini iki etmemişler. Hakim bir celsede boşamış onları. Böylece herkes muradına ermiş.

1965 yılında Seher Şeniz'i "Caddebostan Plajı Güzeli" olarak tanımaya başlıyoruz artık. Bu yarışmada bir şöhret daha var: Seyyal Taner. O üçüncü olabilmiş ancak.

Ertesi yıl, Türkiye Güzellik Yarışması'na girmiş. Burada elde ettiği derece ikincilik. Kraliçe, Sevtap Eti olmuş... 

"Sevtap güzel kız. Ama yarışma sırasında gerçekten formda değildi ve birincilik benim hakkımdı. Seyirci dakikalar boyu, "Seher... Seher..." diye bağırdı. Öyle kızmış ve öfkelenmiştim ki, çıkıp, ikincilik armağanını almadım."

Türkiye ikinciliği ile film dünyasının kapıları açılmış Seher'e. Muhterem Nur'un başrol oynadığı bir filmde küçük bir rol vermişler.

1967 yılında da, sahneye çıkmış. İlk çıkışı ilginç. Seher Şeniz değil adı. Zora... Yaptığı iş de striptizcilik. İstanbul'daki Parisiyen Gece Kulübü'nde devamlı şov var. Yığınla yabancı sanatçı arasında, Seher de yabancı gibi, "Zora" adı ile çalışıyor. Yaşı küçük olduğu için, kendi adı ile çalışma izni alamadığından bu yola başvurmuşlar..

İlk ücreti gecede 150 lira. Bir hafta sonra, zam yapıyorlar. 175'e çıkıyor. Bir ay sonra, revünün starı. Ençok parayı o alıyor. Gecede 500 lira. Orta halli bir memur maaşı bu, o yıllarda.

Komedyen Celal Şahin, Parisiyen'in müdavimlerinden. Seher'i tanıyor. Seher ona "Celal Abi" diyor. Celal ağabey, ısrar etmeğe başlıyor. "Soyunmakta iş yok. Dansöz olsana." Soyunurken yüzü kızaran biri için cazip bir teklif. Sahne ışıkları yüzünden salonu göremediği için, kendisini yalnız zannedip, soyunan Seher, dansözlüğe yanaşmıyor. Onun için oryantal dans, daha ayıp, kötü bir iş. Ama Celal ağabey ısrar ediyor... 

Yanında Fahrettin Aslan'ı getiriyor birgün. O da dayatıyor. Hocalar tutuyorlar. Önce Melike Cemal, sonra Nadya. Ve Seher Şeniz, 1971 sonunda Maksim Gazinosu'nda dansöz olarak adını neonlara yazdırıyor. Yazdırış o yazdırış...

Seher Şeniz, Yeşilçam'ı sevmemiş. Bir-iki film yaptıktan sonra boşvermiş..."İlk altı yıl, yaptığım işten iğrendim. Dansözlükten nefret ediyor, para kazanmak için bu işi yaptığımdan dolayı kendimden utanıyordum. Sonra alıştım. Oryantal dansın bir sanat olduğuna inandım. Şimdi zevkle dans ediyorum."

Ya film işleri... Yeşilçam'ı sevmemiş Seher. Bir-iki film yaptıktan sonra boşvermiş. Bir de İran filminde başrol oynadıktan sonra beyazperdeyi unutmuş. Kendini iyice dansa vermiş. Mısır'a gitmiş. Müzik seçmeye.

"Ben Arap müziği ile dans ediyorum.. Ama hepsi ile değil. Genelde bu müzik çok ağır. Kendime göre müzik bulmak için Kahire'de 15 gün kaldım. Türkiye'de çalışmam zor. Arap tarzı çalabilen altı müzisyenimiz var. Onları da biraraya getirip sahneye oturtmak imkansız. Bu yüzden playback ile dans ediyorum. Ama playback ile ne ben havaya girebiliyorum, ne de seyirci. Bu konuda tam bir çıkmaz içindeyim"

Şimdi, dünyayı dolaşmayı planlıyor. Dünyaca ünlü otellerde dans edecek. Bu işten para kazanmayı ummuyor. "Dünyada fiyatlar bizdeki gibi pahalı değil. Danstan sonra, otel odanda ayrıca çalışmazsan, eline birşey geçmez. Bu benim işim değil. Onun için, parayı düşünmeden gezeceğim. Yeyip içip, dans edeceğim. Gördüklerim, öğrendiklerim yanıma kar kalacak"

Yaşam öyküsünü dinledikten sonra, değişik sorular sorduk, Seher'e. Merak ettiğimiz herşeyi sorduk. Hepsini hemen cevapladı. İşte bunlardan derlediklerimiz:

"Erkekler, kadını elde etmeyi bilmiyorlar. Fazla üstüne düşüyorlar. Kadın üstüne düşenden kaçar. Biraz 'tavşana kaç, tazıya tut' havası olmalı. Ben erkek olsaydım, dünyada elde edemeyeceğim kadın olmazdı. O kadar iyi öğrendim ki bunu."

Şimdi, merakla bu sırrı bekliyor tüm erkek okuyucularımız. Ama öğrenemedik. Seher tüm ısrarlarımıza rağmen, milyonlar, milyarlar değerindeki bu sırrı açıklamadı. (Açıklasaydı da, biz burada yazar, kendimize başkalarını da ortak eder miydik, o da ayrı!)

"Maymun iştahlının biriyim ben. Çabuk sıkılıyorum. Belki bu yüzden gezgincilik, değişik yerler, değişik kişiler hoşuma gidiyor."

"Tanrıya inanıyorum. Yeniden dünyaya gelmeye de... Ve bir dahaki sefere dünyaya erkek olarak geleceğimi de biliyorum"

İşte o zaman kadınlar korksun Seher'den... Dünyaya erkek olarak yeniden geldiğinde, tüm kadınları elde etmeyi de bilerek gelirse, vay başlarına geleceklere...

"Yılan ve akrep dışında, tüm hayvanları severim. Çok sevdiğim için de hayvan besleyemem. Çünkü ayrılığına, ölümüne tahammül edemem. Çocukları da çok severim"

"Oryantal dansın, bence seksle ilgisi yok. Arap dansözlerin özellikle yer bölümünde tam bir sevişme canlandırdıklarını duydum. Ama ben böyle birşeyi aklıma bile getirmedim. Zaten benim dansımda, yer bölümü pek yoktur."

"Bizdeki iyi dansöz mü? Nesrin Topkapı... Çok iyi dansediyor"

Müziğin her türünü dinleyen Seher Şeniz, okumayı da çok seviyor."Tosunyan... Tosunyan... Ona kapılanmışım. Bana kürkler, mücevherler almış... Aşklar, meşkler... Hep böyle yazdılar değil mi? İşte gerçek: Paris'teki Eyfel şovum sırasında, Turizm büromuzun kokteylinde, Bay Tosunyan ile tanıştırdılar beni. El sıkıştık, hal hatır sorduk, bu bir... Bir de, yanımızda Paris ateşemizin hanımı olduğu halde, bir akşam üçümüz bir çorba içtik. Bu da iki... Başka yok. Ama dedikodu basınımız, özel yaşantımı bir türlü tespit edemediği için olacak, bu Tosunyan öyküsünü pişirip pişirip sofraya koyuyor. Hadi ben bekarım, özgürüm. Adam evli. Çok muhterem bir de karısı var. Ayıp oluyor. Özel hayatımı reklam konusu yapmaktan hoşlanmam. Hani karda yürüyüp iz bırakmayanlar vardır ya, işte onlardanım. Bu yüzden, ellerine nasılsa bir erkekle resmim geçti mi, buna hemen bir hikaye yamanıyor. Durmadan kullandıkları Seher-Tosunyan resmi de, o kokteylde çekildi işte"

Günlük yaşantısı mı? Bize Topağacı'ndaki teras katının kapısını açan Seher, hanım hanımcıktı. Evi, zevkle döşenmiş, şirin bir Penthouse. Göze hemen çarpanlar, kitaplar ve müzik araçları. Müziğin her türlüsünü seviyor. Okumayı da seviyor. Okuma zamanı, gece uyumak için yatağa yattığı zaman. Ama kitabı alınca, aklına bin türlü düşünce geliyor. Hayale dalmayı da seviyor. Bu yüzden başladığı pek az kitabı bitirebilmiş.

Sahne dışında, boyayla, makyajla pek fazla ilgisi yok. Giyimde de öyle. Sokakta rastladığınızda, onun ünlü bir sahne sanatçısı olduğunu düşünmeniz güç. Sizin, bizim gibi biri. Sessiz, sakin gösterişsiz.

(Erkekçe Dergisi - Mayıs 1981)