Süleyman Şah Türbesi'nin Öyküsü

Yayın Tarihi : 28 Mart 2014
28196
Türkiye sınırları dışındaki tek Türk toprağı olan Süleyman Şah Türbesi, Suriye'de Fırat kıyısında yer alıyor. Caber Kalesi'nin eteğinde bulunan ve "Türk Mezarı" denilen türbenin hikayesi 1200'lü yıllara gidiyor...


Üç kıtayı titreten Osmanlı Devleti'nin kurucusu Sultan Osman'ın büyük babasının şahsiyeti hakkındaki bilgiler, rivayetlere inhisar etmektedir. Onun hakkındaki bilgilerimiz, inançlarımız ilimden çok, hikayeye, masala kaçar. Tarihin sustuğu yerde mitoloji başlar.

Yüzyıllardan beri Fırat boyundaki Caber Kalesi'nin eteğinde «Türk Mezarı» denilen türbeyi Osman Gazi'nin dedesi Süleyman Şah'ın gömüldüğü yer olarak biliyoruz. Bu makalede önce Caber'i, sonra da Türk Mezarı'nı inceleyeceğiz.

Caber Kalesi'nin Coğrafi Durumu

Caber, Türkiye sınırlarından 100 kilometre dışarıda, Suriye'nin, kuzey bölgesinde, Fırat Nehri’'nin sol kıyısında, suya doğru çıkıntı yapan bir tepeciğin üzerinde kurulmuş eski bir kaledir. Rakka'dan Ba'is'e uzanan yol üzerinde bir konak yeridir. Caber Kalesi, bugünkü Rakka şehrinin 50 km batısında, Fırat'ın sağ yakasında bulunan Sıffin'in karşısında ve Halep'in 110 km. doğusundadır.

Süleyman Şah Türbesi'nin yer aldığı Caber KalesiFırat Nehri'ne hakim bir tepe çıkıntısı üzerinde henüz birçok kısımları sağlam duran Caber Kalesi’'nin eteğinde 600 metrekarelik tel örgü içinde Türk Mezarı ve Türk jandarma karakolu bulunmaktadır.

Bu çevrelerde oturanlar, konar göçer Türk, Arap oymaklarıdır: Çapar, Bekmişli, İlbegli, Karaşıhlı, Çadırlı, Güllü, Güvenç, Saygül gibi Döger ulusunun çeşitli oymakları buraları kışlak yaptıkları gibi, Vilde adında Arap bedevi aşireti de yazın bu kale yıkıntısı dolayında konaklar.

İslamiyet’ten önce var olan, yapım tarihi kesin olarak bilinmeyen kale, geçit ve uğrak bir yerde olduğundan birçok tarihi olaylara sahne teşkil etmiştir. Bugün eski önemini çok yitirmiş olan kale ve dolayları, tarihi, turistik varlığını sürdürmektedir.

"Caber" Adının Kaynağı

Caber Kalesi'ne İslamiyet’ten önce ve İslamiyet’in başlarında "Davsara" denmişti. Arap coğrafyacıları ise "Davsar" demiştir. Davsar adı her ne kadar tarihi bir esasa dayanmıyorsa da Arap coğrafyacıları şöyle der: “Munzuroğlu Lokman'ın kölesi Davsar burayı almış olduğu için onun adı verilmiştir”. 

Daha sonraları bu kaleye Caber Kalesi denmiştir. Selçuklular çağında burayı alan, Kuşeyriler’den Sabiku'd-din Caber'in adına izafetle buraya Caber denmiştir.

Caber'in anlamı “kısa boylu”dur. Evliya Çelebi şöyle der: Cafer Kuşeyri bu kaleyi yapıp, Etrak şivesinde Caber'e tebdil etmiştir. Kale dibinde ziyaretgah-ı Süleyman Şah vardır.

Yer adının Caber şeklinde söylenişi ve bunun tarihi bir kaynağa dayanmayışı, bölgenin Abbasoğulları'ndan beri Türklerin at oynattığı bir yer olması, bize Caber'in, Türkçe bir söz olan Çapar' dan Arapçalaştırılmış bir kelime olduğu kanaatini de uyandırmaktadır. Çapar, bir Türk boyunun adıdır. Bu boyun bir oymağı da Fırat boylarında yazı konusu ettiğimiz topraklarda yaşaya gelmiştir.

Yine Çapar, "posta katarı" demektir ki, bu kale de yol üzerinde konak yeri olduğuna göre Çapar Kalesi olması mümkündür. Kırım'da da Türk ülkesi içinde «Caber berdi», «Cafer berdi» gibi yer adları vardır.

Türklere Veriliyor

Kale Osmanlılara geçince Rakka kazasına bağlı bir nahiye merkezi olmuş, imparatorluğun Birinci Dünya Savaşı'nda yenilmesi üzerine 1918 sonlarına doğru İngilizler tarafından işgal edilmiştir. Daha sonra «Milletler Cemiyeti»nin kararıyla kale Fransızlara; Fransızların Suriye'yi terk etmesi üzerine de Suriye'ye geçmiştir. Kalenin eteğinde bulunan «Türk Mezarı» 1921'de, Türk-Fransız uyuşması ile Türkiye'ye geçmiştir.

Türk Mezarı, Türkiye'nin sınırlan dışında kalan, üzerinde Türk bayrağı dalgalanan tek toprağıdır.

Türk Mezarı Üzerindeki Hakkımızın Kaynağı

Birinci Dünya Savaşı'ndan mağlup çıkan Osmanlı İmparatorluğu'nun ülkelerinden Suriye'yi ve Güney Anadolu'nun bazı bölgelerini Milletler Cemiyeti, Fransa'nın himayesine (mandasına) vermişti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti ile Fransa hükümeti, iki ülke arasında bir uyuşma sözleşmesi isteğinde bulundular. Bizim hükümetimiz. Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk'i; Fransızlar, eski bakanlarından Franklen Buyyon'u delege seçtiler. Bunların kararlaştırdıkları anlaşma «Ankara İtilafnamesi» veya «Türk-Fransız İtilafnamesi» diye anılır. Bu antlaşmanın 9. maddesi şöyledir:

"Sülale-i Osmaniye'nin müessisi Sultan Osman'ın büyük pederi Süleyman Şah'ın, Caber Kalesi'nde kain ve Türk Mezarı namıyla maruf merkadi, müştemilatıyle beraber Türkiye'nin malı olarak kalacak ve Türkiye orada muhafızlar ikame ve Türk bayrağı keşide edebilecektir.

Türk Mezarı

Süleyman Şah'ın, türbe içindeki sandukası.Başta Aşık Paşazade (1400-1495 sonrası) olmak üzere, Osmanlı vak'anüvislerine göre, Caber Kalesi, Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey'in büyük babası olan, Kaya-Alp oğlu Süleyman Şah'ın Fırat Nehri'ni geçerken gömüldüğü yerdir.
Yazarlar, kabre aynı zamanda Türk Mezarı da derler. Kalenin bizlerce ünü buradan gelir. Tarihçilerimize göre Süleyman Şah, Kayı Han boyundan idi. Cengiz'in şerrinden yerini, yurdunu bırakıp, Türkistan'ın Mahan yöresine konmuş, burada da güveni kalmayarak Ahlat'a, oradan Erzincan çevresine göçmüştü. Boyunun nüfusu 50-150 bin kişi arasında idi. Süleyman Şah buralarda bir süre kaldıktan sonra Cengiz fitnesi geçmiştir sanarak yurduna dönmeye karar verdi. Halep vilayetinde «Caber» adlı kale yanından, Fırat ırmağını geçerken, atından suya düşerek boğuldu, ölüsü, adı geçen yere gömülmüş ve mezarı «Türk Mezarı» diye ün almıştır (1224).

Bu olay üzerine Süleyman Şah'ın Gündoğdu ve Sungur Tekin adlarındaki iki oğlu Orta Asya'daki yurtlarına, Ertuğrul ve Dündar adlarındaki oğulları da yanlarında 400-500 aile olduğu halde Halep yöresinde kaldılar. Buradan da Pasin, Sürmeliçukur taraflarına geçtiler. Burayı beğenmediler, fakat o sırada Ertuğrul Bey, savaşan iki ordu ile karşılaştı. Yenilmekte olana yardım etti. Bu, Selçuklu ordusu idi. Hükümdar, Ertuğrul'u Söğüt-Domaniç Beyi yaptı. Evliya Çelebi de Seyahatnamesi'nde "Ertuğrul, babasını Murad kenarındaki Caber Kalesi dibinde defnetmiştir" demektedir. Türk Ansiklopedisi de bu görüşü benimser. Ermeni tarihçi İnciciyan da, Süleyman Şah'ın Halep yakınında Caber Kalesi önünde boğulduğunu yazar.

Türk Mezarı'nda Kim yatıyor?

Süleyman Şah'ın Türk Mezarı'nda yatan şahıs olduğu inancı yüzlerce yıl devam etti. Bir aralık, Türk Mezarı'nda yatan şahsın Ertuğrul'un babası Süleyman Şah'la ilgisi olmadığı görüşü yaygınlaştı.

Suriye'de, Caber kalesindeki Türk mezarının Anadolu fatihi ve Türkiye devletinin kurucusu Selçuklu Kutalmışoğlu I. Sultan Süleyman Şah'ın mezarı olması en kuvvetli ihtimaldir. Çünkü Süleyman Şah, Halep yakınlarında bir vuruşmada ölmüştür. Bu mezarın, Osman Gazi'nin büyük babası olduğu iddia  edilen hayali bir Süleyman Şah'a ait olması ihtimali yoktur. Asırlarca buna inanılmış olmakla birlikte, Osman Gazi'nin büyük babası ve Ertuğrul Gazi'nin babasının adı «Gündüz-Alp»tir.

Caber'deki Türk Mezan'nda yatan kişinin Kaya-alp oğlu Süleyman Şah olmayıp da Kutalmışoğlu Süleyman Şah olması düşüncesini taşıyanlara, yüzyıllardan beri birinci düşüncede olanlar bayağı üzülmekte, içlerinden kutlu bir duygu koparılmış gibi kederlenmekteler. Bunlar belki de Kutalmışoğlu'nu iyi tanımadıklarından, üzülmekte haklıdırlar.

Türk mezarında yatanın bugün için Kutalmışoğlu Süleyman Şah olduğu da kesin olarak söylenemez. Çünkü bu ünlü fatih, Caber'de değil, ona 110 kilometre daha uzakta bulunan Halep'te şehit olmuştur. Prof. Osman Turan, İslam Ansiklopedisi'nin 110. fasikülünde, Kutalmışoğlu Süleyman Şah hakkındaki uzun yazısını bitirirken, Türk Mezarı'nda yatanın bu Süleyman Şah da olmadığını ileri sürerek, «Türk Mezarı hakkında, elimizde mevsuk bir kayıt mevcut değildir» der.

Bayrağımızın Dalgalandığı Yer

Ankara Antlaşması ile Suriye sınırları içinde Türk Mezarı olarak bayrağımızın dalgalandığı yer 600 metrekare alanındadır. Bunun etrafı dikenli telle çevrilmiştir. Tel örgüye giriş kapısı üzerindeki karşılıklı ay ve içinde yıldız bulunan bir süs vardır. Kapının yanında bir nöbetçi kulübesi bulunur. Burada,  1921 yılından beri nöbet tutulmaktadır, içeride, Türk mezarı, jandarma karakolu ve müştemilat vardır.

Tel örgünün dışında ve yakınında Suriye hükümetinin jandarma karakolu vardır. Burada çevre boş topraklarla örtülü olduğundan, yasa dışı olaylarla karşılaşılmaz.

Türbe

Antlaşmanın verdiği hakka dayanılarak Caber Kalesi eteklerinde bulunan Türk mezarını kaplayan türbeye bayrağımız çekilir. Mezarın kapısının üstünde «Süleyman Şah'ın Türbesidir» ibaresi yazılıdır.

Bu türbe hakkında Yüksek Mühendis Mimar Doğan Erginbaş'ın 1950 yılında çıkardığı “Anıtkabirler ve Zafer-Asker Anıtları” kitabının 18. sayfasında, "Süleyman Şah'ın Fırat kenarındaki türbesi, Selçuklu motifleri ile süslenmiş, çöl karakterinde, kerpiçle yapılmış" denilmektedir. Süleyman Şah Türbesi'ndeki Türk jandarma karakolu.

Bilindiğine göre türbe, yeniden 2. Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Türk Mezarı'ndaki türbe, son defa 1936 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'nca onarılmış, korunmasına bakmak üzere de bir kişi tayin edilmiştir.

Türbenin içi 10 metre uzunluğunda, 5 metre genişliğindedir. Baştaki mihrabın önünde bir rahle vardır. Yandaki rafta ise, bir mushaf bulunur. Tavanda, elektrik lambası ve bir kandil sarkmaktadır. Yerde, çok kıymetli halılar serilidir. Türbede üstü kadife örtülü üç mezar vardır, örtülerin üzerine ayetler işlenmiştir. Bu örtüler eskidikçe Ankara'dan yenisi gelir. Orta yerdeki büyük mezar Süleyman Şah'a aitir. Ötekilerin, torununun ve bir yakının olduğu söylenir. Türbenin içinde yeni harflerle yazılı büyük bir kitabe vardır. Bu yazılar, İslam Ansiklopedisi'nin "Caber" maddesinden olduğu gibi alınmıştır.

Karakol Binası

Türbenin bulunduğu yere nöbetçi jandarmalarımızın barınması için bir karakol yapılmıştır. Bu yapı, yukarda sözünü ettiğimiz tel örgü içindedir. Binanın ortasında, Süleyman Şah Jandarma Karakolu diye yazılıdır. Üzerinde Türk bayrağı bulunan bina, kiremitli olup, çevrenin en güzel yapısıdır. Duvarlar badalanmıştır. Tel örgü içindeki bir kuyudan su ihtiyacı sağlanır. Su yetmezse, Fırat'tan da faydalanılır. Karakol binasının içi, bir batarya ile elektrik sağlanarak aydınlatılır.

Nöbet İşi

Türk Mezarı'nı, jandarmalarımız bekler. Urfa'nın Akçakale kazası jandarma komutanlığına bağlı olan birlik, dokuz er, bir de assubaydan ibaret olmak üzere on kişidir. Her ay Urfa ilinden gelen bir kamyonla nöbet değiştirilir. Jandarmalardan başka bir de, mezarı bekleyen türbedar vardır. O da her gün türbede bulunur. Ancak ay başlarında nöbet değişiminde Urfa'ya gidip, ihtiyaçlarını sağlar.

Fırat kıyısını gezen ve «Tarih Nüvis-i Al-i Osman» unvanını alan Naci, «Tarih-i Selatıyn-i al-i Osman» eserinin «Ertuğrul Bey Gazi» bölümünde şöyle seslenir:

Zikre şayandır Fırat'ın her yeri,
Ben ki bir Türk'üm unutmam Caber'i
Türk olan nimet-şinas olmak gerek,
Var yeri gitsem «Mezar-ı Türk»e dek.

Caber Kalesi, Gaziantep dolaylarında söylenen bir manide de şöyle geçer:

Al önlüğün alası
Yıkıl Caber Kalası
Ben bu suya çıkmazdım
Hep analık belası

(Yazı: Kerim Yund - Hayat Tarih - Mart 1970)


(Not: Suriye'deki Süleyman Şah Türbesi'nin yeri, 1973 yılında değişmiştir. Suriye Hükümeti, Fırat Nehri üzerinde 1966 tarihinde başlattığı Tebke Barajı'nın 1973 yılı içerisinde her türlü inşaatını bitireceğini ve barajın su toplamaya başlamasıyla Süleyman Şah Türbesi'nin tamamen baraj suları altında kalacağını ileri sürerek, türbenin yerini değiştirilmesi veya türbenin Türkiye’ye naklini talep etti. Yeni ortaya çıkan durum üzerine Türkiye ve Suriye arasında yapılan görüşmeler sonucunda imzalanan antlaşmaya göre; Türbe, müştemilatı ile birlikte Karakozak köyü yakınındaki yeni yerine nakledildi. 8797 m²'lik bir alan üzerinde yer alan Süleyman Şah Türbesi'ni bu defa yeni inşa edilmekte olan Teşrin Barajı'nın suları tehdit etmektedir. 2006 yılından itibaren Suriye tarafından karakolun su altında kalmasını engellemek maksadıyla çevresine dolgu yapılmaya başlanmış ve karakol su tehdidinden kurtarılmıştır. Türkiye tarafından yeni bir karakol ve türbe inşasının yapılması planlanmış ve 2010 yılında karakol inşası tamamlanmıştır.)