Tijen Par: Artık hür yaşayacağım

Yayın Tarihi : 13 Kasım 2016
2891
Geçirdiği kazadan sonra bir süre dinlenen Tijen Par, artık hürriyetinden hiçbir şekilde fedakarlık etmeyeceğini söylüyor...

Tijen Par, uzun süredir binmediği ve  o gün bol bol hevesini aldığı Vespa'da...«Adam sen de... Kaderde varsa bu sefer de motosikletten düşerim» deyip, bir anda benim geldiğim Vespa'ya atlayarak, Moda çocuk bahçesine doğru uzaklaştığını gördüm... O dar yollarda yoruluncaya kadar dolaştı durdu. Yanıma geldiğinde, hayretle kendisine baktığımı görünce güldü:

- «Birkaç yıl önce bu ufak motosikletlere çok binmiştim. Demek kullanmasını halen unutmamışım.»

Motosikleti, Moda burnundaki Lozan Kulübü Plajı önüne bırakarak, dik merdivenlerden indik. Tijen Par'ın soyunmasıyla kendini denize atması bir olmuştu. Film çevirirken geçirdiği hafif kazadan sonra doktorlar, 10 gün kadar istirahat tavsiye etmişlerdi. O da bu öğüdü canına minnet bilmişti.

Tijen Par'ın gözünde en hür insanlar, dilediklerini yapan çocuklarmış... O da çocuklaşarak bir «hürriyet» resmi çektirmek istedi...Bu 10 gün içinde aralıksız çalışmalar yüzünden ne zamandır yapmaya fırsat bulamadığı birçok şeyi, hiçbir programa bağlamadan yapmaya, günlerini gönlünce eğlenerek geçirmeye karar vermişti...

Denizden çıkıp kurulanarak, geniş plaj şemsiyesinin gölgesinde kumlara uzanan Tijen Par'la karşılıklı konuşuyoruz.

Tijen Par, bu yıl da Gen-Ar Tiyatrosu'nda oynayacak ve film çalışmalarına devam edecek. Tekrar Ankara'ya, Devlet Tiyatrosu'na dönmeyi şimdilik düşünmüyor. «Belki de tamamen İstanbul'a yerleşir, sahne ve perde çalışmalarını birlikte yürütmeye çalışırım» diyor.

Tijen Par, kıyıda çakıl taşları ve kayaların arasında oynarken, «Bir çocuğum olmasını çok isterdim» diyordu.Bir ara kendisine, ikinci bir izdivacı düşünüp düşünmediğini sordum.

- «Şimdilik böyle bir şeyi asla aklıma getirmiyorum. Ama bir gün, hislerime kapılmadan, mantık ölçüleri içinde tekrar evlenmeye kalkabilirim. Zira, bu da insanlar için ruhi ve fiziki bir ihtiyaç. Fakat başta da dedim ya, şimdilik hayır!»

Konu hazır bu yola dökülmüşken sorularıma devam ettim:

- «Her yeni ayrılan insanda bir takım maddi ve manevi boşluklar olur. Siz, böyle bir boşluk duyuyor musunuz?» 

Tijen Par güldü ve «Şüphesiz ki ayrılmalar neticesinde böyle girdaplar oluyor, ama ben mesleki çalışmalarımla bunu kapamaya çalışıyorum. Şimdilik bu boşlukları hissedecek kadar da boş vaktim yok, olmadı da... Film ve tiyatro çalışmaları çok yüklü ve yorucu oluyor» dedi.

- «Peki Tijen Hanım, tiyatro ve film çalışmalarınız içinde sizinle yakından alakadar olan insanlara, mesela bu arada hem filmde, hem de tiyatroda beraber oynadığınız Fikret Hakan'a karşı tutumunuz nedir?»

- «Niye bu insanlar arasında herhangi birini değil de Fikret'i ele alıyorsunuz?»

Tijen Par, Moda'daki Lozan Plajı'nın kabini önünde...- «Çalıştığınız her iki sahada da sık sık karşı karşıya geliyor, beraber oluyorsunuz. Bu devamlı beraberlik hissi bir yakınlığın doğmasına sebep olabilir. Ayrıca özel hayatınızda sizi beraber görenler var...»

Gayet sakin cevap verdi:

- «Gen-Ar Tiyatrosu'na girdiğimden beri ve film çalışmalarımda daima karşı karşıya oynadık . Bunun haricinde bir-iki yerde beraber bulunduğumuzu, yemek yediğimizi itiraf ederim. Fikret Hakan, diyebilirim ki, bana her an, hatta her saniye son derece dürüst, centilmence, hakiki bir dost ve bir arkadaş gibi davranmıştır. Bu da aynı meslekten insanların birbirlerine karşı esasen mecbur oldukları bir dayanışmanın neticesidir. Zaten size söylemiştim, uzun bir zaman için evlenmeyi düşünmüyorum. Bu arada, Fikret'ten de dostluktan başka bir şey beklemiyorum. Şu halde mesleki arkadaşlıklarımı hiçbir şeye yorumlamamak, onları oldukları gibi kabul etmek lazım.»

Bir hayli vakit geçmişti. Tijen Par «Son bir defa daha denize gireyim» diye doğruldu. Beraberce, dilediği gibi programsız eğlenmesinin ve yaşamasının çeşitli safhalarını, yeni ve değişik fotoğraflarla tesbit edebilmek için atlama kulesine doğru yürüdük.

Ben makinemi hazırlarken, Tijen Par, kendini denizin serinletici sularına bırakmış, boş gününün tadını doya doya çıkarıyordu.

Yazı: İnal Tengizman
(Ses Dergisi - 22 Ağustos 1964)