Tony Curtis'in, Yavuz Turgul'a halen 25 kuruş borcu var!

Yayın Tarihi : 12 Mart 2017
719
Paralı Askerler filmi için İstanbul'a gelen dünyanın en ünlü yıldızlarından Tony Curtis'e , o zamanlar Ses dergisi muhabiri olan Yavuz Turgul'un verdiği borcun öyküsü...

 

Dünyanın en ünlü yıldızlarından biri olan Tony Curtis, Taksim Meydanı'nda yapayalnız...Bana öyle bir insan gösterin ve deyin ki, «İşte bu insan, hayatında hiç borç almamıştır.» Katiyen inanmam. Belki bundan bir hafta öncesine kadar inanırdım, ama bundan böyle inanmam da inanmam! O adamı karşıma alır ve ona derim ki: «Kardeşim, koskoca Tony Curtis, milyoner Tony Curtis, borç alıyor da, sen kim oluyorsun? Ha, söyle, sen kim oluyorsun?»

Bilirsiniz, borç almak, borç vermek bugün için elbise, pabuç almak kadar normal bir iş... Devrimiz borç devri, taksit devri. Bugüne kadar çok kimseye borç verdim ve bir o kadarından da borç aldım. Ama bir gün gelecek, sinema dünyasının büyük ismi, anlı şanlı Tony Curtis'e 10 lira 25 kurş borç vereceğimi, rüyada görsem hayra yormazdım...

Tony Curtis, İstanbul'daki seyyar satıcıları ilgiyle izledi.Biliyorum, siz de inanmazdınız. Haklısınız, ilk saatlerde ben de inanmamıştım. «Yok canım,» demiştim kendi kendime, «Herhalde rüya gördüm.» Fakat dakikalar geçtikçe, cebimdeki 10 lira 25 kuruşun sıcaklığını hissetmeyince, bunun rüya olmadığını anladım!

Kimbilir nasıl merak ediyorsunuzdur, milyoner Tony'ye nasıl borç verdiğimi? Anlatayım... Hoş merak etmeseniz de anlatacağım ya... Kolay mı, hayatımda ilk defa bir milyonere borç verdim. Eğer anlatmazsam, vallahi de billahi de, tallahi de çatlarım!

Efendim, şu son üç-beş gündür ben ve arkadaşım Erol Dernek, Tony Curtis'in burnunun dibinden ayrılmaz olmuştuk. Tabii ne yaptığım, ne ettiğini, nasıl dolaştığını sizlere en iyi şekilde verebilmek için...

Tony Curtis, bir mağazada güneş gözlüğü deniyor.Hoş adamdı Tony Curtis. Sempatik adamdı. Gelip giderken el sallamalar, göz kırpmalar, «Hay», «Hello» diye selamlaşmalar, bizim ve Tony'nin günlük işlerinden olmuştu. İşte o gün de - pardon, heyecandan hangi gün borç verdiğimi söylemeyi unuttum, cumartesi günüydü - mutad Hilton seferimizi yapıyorduk. Hilton'a yaklaşırken yakışıklı, uzun boylu, beyaz pantolon, beyaz kazak giymiş bir turistin salına salına, vitrinlere baka baka yürüdüğünü gördük...

Ben, foto muhabiri arkadaşım Erol Dernek'e, «Tony'e ne kadar benziyor, değil mi?» dedim. Erol'un başını sallayarak, «Hıı...» demesine kalmadan, ikimizin de gözleri, fal taşı kadar açıldı. Zira bu beyaz pantalonlu, beyaz kazaklı zat-ı muhterem, Tony Curtis'in ta kendisiydi. Elleri cebinde, gözlüğü gözünde, hoş bir melodiyi ıslıkla mırıldana mınldana üzerimize geliyordu...

Tony Curtis bir işportacı arabasındaki ürünlere şaşkınlıkla baktı.Küçük bir çocuk gibiydi Tony Curtis. Sabahtan beri evde hapsedilmiş haşarı bir çocuk gibi... Bir o sokağa giriyor, bir şu sokağa... Bir bakıyorsunuz, manavdaki meyveleri seyrediyor, bir bakıyorsunuz bir kaynakçının başında, kaynak makinasının nasıl çalıştığını izliyor. Kah ne ararsanız bulabileceğiniz bir işportacının tezgahını seyrediyor, kah Taksim'in göbeğindeki seyyar boyacılara ve onlara pabuç boyatanlara biraz hayret, biraz merakla bakıyor... Anlaşılan Tony Curtis, kendini bir kuş gibi hür hissediyordu. Hiçbir kayıt-kuyut tanımadan, sadece içinde bulunduğu dakikaları yaşıyordu...

Tony Curtis, 'Alibeyköy mısırı bunlar' diye bağıran mısırcının tezgahından yükselen kokulara dayanamadı. Ancak yanında para olmayınca imdadına Yavuz Turgul yetişti.Hilton otelinden Taksim'e uzanan yol üzerindeki işportacılar bittikten sonra, ünlü aktör, bu sefer dükkanlara girip çıkmaya başladı... Tabii biz de peşinden... Onun birer gölgesi olmuştuk. Tezgahtarların büyük ümitlerle önüne çıkardıklarını inceden inceye tetkik ediyor, ama hemen her seferinde de «yağlı müşteri bulduk» diye ellerini oğuşturan dükkan sahiplerinin heveslerini kursağında bırakıyordu. Bu gezisi sırasında, belki yirmiye yakın dükkana girdi çıktı Tony Curtis. Ama aldıkları, boynundaki hatıra zincirine eklenecek bir nazar boncuğu ile eşi için bir saksı çiçekten ibaretti...

Önceleri Tony Curtis'in, Taksim'deki dükkanlardan ve işportacılardan alışveriş etmemesini, «müşkülpesent» oluşuna vermiştim. Fakat az sonra gerçeği anladım. Tony Curtis, aslında müşkülpesent bir insan değildi... Yanında parası olmadığı için alışveriş yapamıyordu! Evet, parası olmadığı için... Bakın bu müthiş gerçeği nasıl keşfettim?

'Bazıları Sıcak Sever' filmi ile dünya sinemasının unutulmazları arasına giren Tony Curtis'in canı İstanbul'da bu kez 'sıcak mısır' çekti.Efendim, Tony birçok ara sokağa, birçok dükkana girip çıktıktan sonra, yorgunluktan ölmüş bitmiş ve Taksim gezisinin taş basamaklarına, artık göre göre kanıksadığımız turistler gibi oturmuştu... Bir süre etrafı seyretti. Bir ara, gözü az ilerideki bir mısırcıya ilişti. Kalktı, yanına gitti... Ateşin üzerinde, çatır patır patlayan, etrafa mis kokular yayan mısırlara uzun uzun baktı. Beğenmişti. Eliyle bir tanesini işaret etti. Mısırcı, müşterisinin kimliğinden habersiz, gösterilen mısırı aldı, bir kağıda sarmalayıp şöhretli aktöre uzattı...

Milyoner Tony, önce sağ cebine elini attı. Sonra sol cebe, gömleğinin, pantalonunun arka cebine... Para? Hani para? Yok bozuk para. Sonra bize baktı. Bana ve foto muhabirimiz Erol Demek'e... Kaçın kurasıyız? Ne de olsa gazeteciyiz! Leb demeden leblebiyi anlarız. Bir şey demesine fırsat bırakmadan, hemen yanına hamle ettik. Ben, Erol'dan daha atik davrandım ve cebimde bulunan iki onluktan bir tanesini, şöhretli aktörün eline sıkıştırıverdim.

Bir sevindi, bir sevindi ki, sormayın. Defalarca teşekkür etti. «Bu jestinizi unutmayacağım» dedi. On beş dakika sonra mısır bitmişti. Ama anlaşılan, Tony'nin karnı doymamıştı. Bu sefer bir simitçinin tezgahı önünde demir attı. Vitrinin üzerindeki simitlerden birini alıp, hart diye ısırıverdi. Bir taraftan da bize bakıyor, eliyle cebinin boş olduğunu işaret ediyordu.. Ne yaparsınız, insan birini sevdi mi, onun her şeyine katlanmaya mecbur. Hatta ay sonu olsa, cebinde eve zor gidecek parası bulunsa bile. Çaresiz yanına yaklaştık. Ama bu sefer, mısırcıda yaptığım hatayı tekrarlamadım. Yavuz Turgul, simitçide de Tony Curtis'in yardımına koştu ve bu kez Erol Dernek'ten borç aldığı 25 kuruşu verdi.Cebimdeki son onluğu değil de, Erol Dernek'ten borç aldığım 25 kuruşu simitçiye uzattım. Yine teşekkürün bini bir para...

O önde biz arkada yürüyoruz. Otele dönüş başlamıştı artık. İçimden hep «Artık bir şey almaz inşallah!» diye dua ediyordum. Doğrusu bu ya, dostluk başka iş başka! Cebimdeki son on lirayı ona kaptırmak istemiyorum. Allahın sevgili kuluymuşum ki, duam kabul oldu. Tony Curtis, oteline dönünceye kadar birşeycikler almadı.

Ertesi gün Tony Curtis'e borç verdiğim 10 lira 25 kuruşu nasıl alacağımı arpacı kumruları gibi kös kös düşünürken, birden telefon çaldı. Telefon eden Curtis'in sekreteriydi. «Bugün mutlaka Hilton'a gidin, Tony sizi görmek istiyor» diyordu. Nasıl sevindim bilemezsiniz. Ay sonu olduğu için, cebimde metelik kalmamıştı. Hemen bir otobüse atladım Hilton'un yolunu tuttum...

Tıpkı tahmin ettiğim gibiydi. Tony borcunu vermek için beni çağırmıştı. 10 lirayı elime sıkıştırırken, büyük aktör şöyle diyordu: «Biliyor musunuz, siz olmasaydınız, ben o nefis mısırın ve sıcak simidin tadına bakamayacaktım. Bunun için size ne kadar teşekkür etsem azdır...»

Şimdi düşünüyorum, bu on lirayı ne yapayım diye. Harcamaya gönlüm el vermiyor. Çerçeveleyip assam, ona da cüzdan müsaade etmiyor. Ne yapacağımı, ne edeceğimi ben de şaşırdım. Bakın az kalsın unutuyordum. «Peki 25 kuruş ne oldu?» diyeceksiniz. Aman canım, alt tarafı bir simit parası, lafı mı olur? Ben hakkımı çoktan helal ettim. Ve de istememeye karar verdim. Yıllar sonra çocuklarıma, «Biliyor musunuz ben ne mühim bir insanım! Koskoca Tony'ye, milyoner Tony'ye borç verdim, üstelik alacağım kaldı» diye caka satabilmek için!

(Not: Manşet fotoğrafında Tony Curtis, Hilton otelinde Yavuz Turgul'a borcunun 10 liralık bölümünü öderken görülüyor...)

(Yazı: Yavuz Turgul - Fotoğraflar: Erol Dernek / Ses Dergisi - 2 Ağustos 1969)

(Not: O yıllarda Ses dergisinin genç bir muhabiri olan ve bu yazıyı kaleme alan Yavuz Turgul, sonradan "Muhsin Bey" ve "Eşkıya" da dahil olmak üzere, Türk sinemasının çok önemli filmlerine imza atan bir yönetmen olacaktır.)