Topkapı Sarayı Cinayetleri (8) Derviş, Hafız ve Recep paşalar

Yayın Tarihi : 12 Aralık 2013
16849
Akağalar Kapısı, bir zamanlar, adeta Topkapı Sarayı'nın insan mezbahası haline gelmişti. Derviş Paşadan sonra, Hafız Ahmet Paşa ve onun akıbetini hazırlayan Recep Paşa, hep burada can verdiler.

Padişah Birinci Ahmet'ten bahsederken, "on dörtleri" saymak adet olmuştur. Biz de öyle yapalım: 14 yaşında tahta çıkan, 14 sene saltanat süren, 14 gün  hasta yattıktan sonra, Kasım'ın 14'ünde ölen, 14'üncü padişah I. Ahmet'in  Topkapı Sarayı'nda bir vezirinin kafasını uçurduğu, oldukça gizli kalmış  cinayetlerdendir.

Bu vezir, bostancıbaşılıktan veziriazamlığa yükselmiş olan, Derviş Paşadır. Kibirli, şımarık ve küstah bir adamdı.

Derviş Paşa'nın bu akıbetine sebep; Saraya yakın yaptırdığı muhteşem  konağın inşaat masrafını, yahudi bir mimara yükleyip, on para ödemek  istemeyişidir.

Para alamayan, üstelik tehdidedilen yahudi de, Paşadan intikam almaya kalkışıyor. Konaktan saraya doğru, yer altından bir tünel kazdırmaya başlıyor  ve Padişaha da haber gönderiyor. Güya Derviş Paşa, kazdırdığı bu tünele barut dolduracak, sarayı, hünkarla beraber berhava edecekmiş.

Padişah, tahkikat yaptırıyor. Tünelin varlığı hakikaten doğru. Paşanın maksadı  apaçık meydanda. İhaneti sabit olunca, Paşayı saraya çağırıyor ve Akağalar  Kapısı'na gelir gelmez, sorguya lüzum görmeden, gizlenmiş cellatlarla, hemen  oracıkta boğduruyor.

Vakayı Arz Odası'ndan seyreden I. Ahmet, yerde yatan vezirine doğru  yürüyor, ayağıyla kalbine bir tekme vuruyor. Paşa'da bir kıpırdanma... Meğer Topkapı Sarayıölmemiş. O zaman büsbütün gazaba gelen Padişah, belindeki zümrütlü,  yakutlu hançerini çektiği gibi, Derviş'in kafasını gövdesinden ayırıyor. Bu,  Osmanlı tarihinin, benzerini kaydetmediği tek vakadır.


(Soldaki fotoğraf: Babüssaade'nin sağ tarafındaki tarihi çınarın altı, Topkapı Sarayı cinayetlerinin birçoğunun cereyan ettiği yerdir. Burada padişah cenazelerinin namazları  kılındığı gibi, III. Mehmet'in tahta çıkar çıkmaz katlettirdiği 19 şehzadenin, irili ufaklı tabutlarının konduğu, namazlarının eda edildiği yer de burasıdır.)

Bu Akağalar Kapısı, birçok hadiseye sahne olmuş, adeta sarayın salhanesi  haline gelmiş. Derviş Paşa'dan sonra Hafız Ahmet Paşa da burada öldürüldü;  onun akıbetini hazırlayan Recep Paşa da...

Hafız Ahmet Paşa'nın ölümü, cidden hazindir. Padişah IV. Murat, iki parmağı  arasında madenî paraların yazılarını silebilecek kadar kuvvetli, pehlivan yapılı  bir hünkar. Henüz yirmi bir yaşında toy bir delikanlı iken, etrafını saran  entrikacılar yüzünden yeniçeriler ayaklanıyor, Sarayı kuşatıyorlar. Kapılardan  içeri, ta Akağalar Kapısı'na kadar giriyorlar; üstelik, Padişah'ı ayak divanına  çağıracak kadar da ileri gidiyorlar.

Bu fitne ve fesadın elebaşısı olan Topal Recep Paşa, Padişah'ı asilerin  huzuruna davet ederken, "Her ihtimale karşı, abdest alarak taşra çıkınız,  Sultanım" diyor.

Romatizmalarından ötürü aksak yürüdüğü için, ona «Topal» demişlerdir. Yeniçeriler, Hafız Ahmet Paşa'nın başını istemektedirler. Murat, sevgili  Hafız'ına bir türlü kıyamadığı için, onun Sarayburnu'ndan Üsküdar'a geçmesini sağlıyor, ama gittikçe artan ısrar ve tehditler yüzünden Paşa'yı geri  çeviriyorlar ve ayak divanının kurulduğu Akağalar Kapısı'na getiriyorlar.

Hafız Paşa, evvela Padişahı etekliyor:

- "Sana Hafız gibi bin kulun feda olsun. Ama sen bırak, bu Allah'tan  korkmazlar günaha girsinler" diyerek. Kelimei Şahadet getiriyor, metîn ve  cesur adımlarla, azgın kalabalığa doğru, meydan okurcasına ilerliyor.

Kendisini ilk önlemek istiyen yeniçeriyi bir yumrukla yere yıkıyor, bir  başkası... Onu da yuvarlayıveriyor. Kısa bir mücadele. Sonra, arkadan inen bir  kılıç Hafız'ı ikiye bölüyor. Vezirin cansız yere serildiğini gören asiler, cesedin  üzerine üşüşüp Hafız Paşa'yı paramparça ediyorlar. Paşa, vasiyeti gereğince,  Üsküdar'da Karacaahmet'e gömülmüştür.

Bu hadise, genç padişahın üzerinde müthiş bir tesir yapmış olsa gerektir.  Hayatı boyunca çok ağır hükümler veren IV. Muradın, bu kadar sert olmasının sebebini ben, gözleri önünde sevgili vezirinin parçalanmasına bağlıyorum.

Aradan çok geçmiyor, bir gün Padişah, Recep Paşa'nın, bu ayaklanmaların  elebaşısı olduğunu öğreniyor. Bayram ertesi saraya çağırtıyor ve Hafız  Paşa'nın öldürüldüğü gün, ayak divanına çıkarken kendisine söylediği gibi o  da:

- "Bre Topal abdest al bakalım..." diyerek. Paşa'yı aynı yerde ve gözlerinin önünde boğdurtuyor.

Babüssaade'nin sağ tarafındaki tarihi çınarın altı, Topkapı Sarayı cinayetlerinin  birçoğunun cereyan ettiği yerdir. Burada padişah cenazelerinin namazları  kılındığı gibi, III. Mehmet'in tahta çıkar çıkmaz katlettirdiği on dokuz  şehzadenin, irili ufaklı tabutlarının konduğu, namazlarının eda edildiği yer de  burasıdır.

**********

Gelelim Kösem Sultan macerasına... I. Ahmet'in gözdesi, IV. Murat ile  İbrahim'in anası, IV. Mehmet'in büyük anası olan bu kadın, devletin  mukadderatında çevirdiği dalavereleriyle meşhurdur.

Kösem SultanTarihî tefrikalar ve kitaplar halinde ona dair pek çok şey yazıldı. Bilinmeyen  tarafı kalmamış gibi bir şey. Gelini, Turhan Valide Sultan'la başlıyan rekabeti, saray odalarından birinde perde bağı ile boğularak ölmesiyle sona ermiştir.

(Sağdaki resim: Kösem Sultan'ın portresi...)

Hikayeyi tekrara lüzum yok. Yalnız buna ilave edilebilecek şey, öldürüldüğü yer meselesidir. Şimdiye kadar "Valide Sultan Dairesi" diye anılan kısmın, üst katına çıkan merdiven üstü bir dolapta öldürüldüğünü bilirdik. Gizlendiği bu dolabın kenarından dışarıda kalan eteğinin görünmesine gelince; tarihçe mazbut olmayan bu hadise, oraya yakıştırılmış olacak. Halbuki, haremdeki restorasyon sırasında yapılan araştırmalarda, bu hadisenin başka türlü  cereyan etmiş olması ihtimali üzerinde duruldu.

Bugüne kadar «Cariyeler Dairesi» diye tanıdığımız kısmın, Kadın Efendilerin ikametine tahsis olunan odalar olabileceği düşünüldü. Zira burası, Topkapı  Sarayı'nın en süslü odalarının bulunduğu bölümdür.

Kösem SultanTavana kadar en nadide çinilerle örtülü ve fevkalade ince nakışlı odaları,  mutfağı, kileri ve hamamı ile burası, başlı başına muhteşem bir apartman  dairesidir. Bunların içinde, hepsinden daha ihtişamlı ve kubbeli bir oda var ki, Kösem Sultan'ın öldürüldüğü yer, ancak burası olabilir. Çünkü burası, gerek  yapı, gerekse tezyinat ve teşkilat bakımından, cariyelerden ziyade, padişah  karılarının, analarının ikametine layık olacak kadar güzel ve şahanedir.

(Soldaki fotoğraf: Harem'in Kuşhane Kapısı'ndan girilince, Kösem Sultan'ın cenazesinin sabaha kadar kaldığı parmaklıkla karşılaşılır...)

Saltanat hırsıyla oğlunun kanına giren, hatta bir ara torununun bile vücudunu ortadan kaldırmayı tasarlayan ve Turhan Valide Sultan'ı öldürmeye kalkıştığı  gece, kazdığı kuyuya kendisi düsen Kösem Sultan, Melek Kalfa'nın intikamına  uğramış ve seyyiatını böylece hayatıylae ödemiştir.

Harem Dairesi'nin Kuşhane kapısından girilince, onun cenazesinin sabaha  kadar kaldığı parmaklık ve duvardaki kandillikle karşılaşılır. Burası, Kösem  Sultan'ın ibret dolu maceralarını hikaye eden sembolik bir köşedir.

(Yazı: Elif Naci - Hayat dergisi - 1963) 


---------------------------- SON ----------------------------------