Türk sinemasında cinsellik

Yayın Tarihi : 28 Ekim 2016
3497
Türk beyazperdesinde cinsellik anlayışı, genellikle bir zevksizlik ve teşhircilikten öteye geçememiştir...

 

Atıf Yılmaz; Orhan Günşiray ve Gönül Yazar'lı «Bir Gecelik Gelin» filminin bu sahnesinde erotizm derken, teşhirciliğe sapmıştır.Kadın cazibesi, dünyanın kuruluşundan beri toplum hayatında önemli bir yer tutmuştur. Kadın çeşitli yanlarıyla, edebiyatta, resimde ve heykelde üzerinde önemle durulan bir konu olmuştur. Sinema, kadını çeşitli yönleriyle işlerken diğer sanat kollarının yanında, görüntü ve hareket unsurundan faydalanarak daha uygun ve etkili şekilde kullanabilmektedir. 

Ancak Türk beyazperdesinde cinsellik anlayışı, genellikle bir zevksizlik ve teşhircilikten öteye geçememiştir, örneğin, işletmeci prodüktöre, «Yapacağın filmde göbek sahnesi olmazsa
almam» der. Prodüktör de rejisöre, «Aman bu rolde Üftade Kimi oynasın. Dar pantolon giydirirsek Gönül Bayhan da olur. Yalnız göbek atacak kadın kimse, Anadolu işi etli butlu olmalı» diye talimat verir.

İşte işletmeci-prodüktör ikilisinin ticari kaygılarla saplandıkların bu dejenere cinsellik kavramı uzun yıllar sürdü. Luiza Nor, Nana Fola Moralli, Ayla Karaca, Ayten Çankaya, Melahat içli, Nimet Alp, Üftade Kimi, Gönül Bayhan gibi o yılların bazı oyuncuları da, bu zevksiz teşhircilik gösterilerine alet oldu. Daha sonra Türk sinemasına Leyla Sayar, Çolpan İlhan, Peri-Han, Cavidan Dora, Türkan Şoray gibi yeni tiplerin girmesiyle, cinsellik anlayışı biraz olsun değişti. En önemlilerinden biri de göbekli sahnelere son verilmesi oldu. Ama yine de teşhirci rejisörler eksilmedi.

Atıf Yılmaz'ın İki Gemi Yan Yana adlı filminin bir sahnesinde Suzan Avcı ile Sevda Nur görülüyor. Yılmaz, burada sözde safizm yapmıştır. Kadınla ilgili ilk film olan «Mürebbiye» 1919'da Muhsin Ertuğrul tarafından çevrilmişti. Türk sinemasında erotizm akımı belirgin olarak 1960'tan sonra artaya çıktı. Sinemada erotizm, şuur altında kalmış içgüdüleri sanat ve estetik kurallara uydurmaya çalışarak film sahnelerine aktarmaktır. Fakat dünya sinemasının aksine, Türk sinesaında erotizm, teşhircilik ile gişe hasılatını yükseltmek gayesinden ileri geçip, gerçekten sanat haline gelememiştir.

Bu akımın ilk belirtileri 1960'tan önce, «ilk büyük rejisör» olarak nitelenen Lütfi Akad'ta görüldü. «Altı Ölü Var» gerçek bir olaya dayanan filmdi. Baş artist Nevin Aypar filmde dağa kaldırılır ve cinsel açlık içinde kıvranan birkaç sadist erkeğin tecavüzüne uğrar, sonra da «bara düşer...» Barda çalışırken karşılaştığı kocasına da başından geçenleri büyük bir zevkle ve sadist bir heyecanla anlatır. «Zümrüt» filminde de Çolpan İlhan aşırı şehvetli, nemfoman bir kadını temsil eder. Birçok aşk macerası geçirir, en sonunda doktor sevgilisiyle evlenir. Fakat zifaf gecesinde sokağa kaçar, geceyi yolda rasladığı bir kamyon şoförüyle geçirir.

Osman seden'in Affetmeyen Kadın adlı filminde Fikret Hakan ile Nebahat Çehre...«Ölüm Perdesi» filminde de Atıf Yılmaz erotik bir sahne düzenlemiştir. Leyla Sayar'ın ağzına bir tabanca namlusu uzanır. Leyla, yüzüne yaklaştırılan tabancanın namlusunu dudaklarının arasına alır. Aslında bu plan ne filmdeki kadın tipinin, ne de hikayenin yapısından gelen bir erotizmdir. Böyle bir mizanseni ortaya koyması, Atıf Yılmaz'ın ya o an aklına gelmiş, ya da herhangi bir yerde gördüğü resimden etkilenmesinin sonucu olmuştur. Bu, erotizm dilinde fetişizm {yani cinsel isteğin cinsiyetle ilgisi olmayan bir nesneye çevrilmesi) olarak ifade edilir. «İki Gemi Yan Yana» filmi de Türk sinemasına «safizm»i getiren eser olmuştur. Burada da iki kadın seviştirilmektedir.

Atıf Yılmaz ve Lütfi Akad'ınn dışında Türk sinemasında erotik sahneler düzenleyen rejisörlerin başında Metin Erksan, Osman Seden ve Halit Refiğ gelmektedir. Osman Seden'in filmlerinde bazı tipler, cinsel açlık içinde sadistleşen zavallılardır. «Affetmeyen Kadın»da pantolonuyla banyoya dalan Fikret Hakan, Nebahat Çehreyle sevişir, sonra aynı filmde aynı kişiler vahşi bir oburlukla öpüşüp yerlere yuvarlanır. Birçok filmlerinde görüleceği gibi. Seden'in erotizmi sadizme kayar ve şiddet unsurundan faydalanır.

Metin Erksan'ın filmi Acı Hayat'ın bir sahnesinde Ekrem Bora ile Gülben Alpkaya...Aynı türden eğilimler Metin Erksan'da da görülür. «Acı Hayat»ta Ayhan Işık'ın Türkan Şoray'ı dövmesiyle Nebahat Çehre'yi intikam için iğfal etmesi ve sevişme sahnesine ayak topuklarından başlayarak yukarıya kadar çıkması, yüzükoyun yatan kadının çıplaklığını sözde estetik bir şekilde maskelemesi, aynı hareketi «Susuz Yaz»da Ulvi Doğan-Hülya Koçyiğit çiftine tekrarlatması, erotizm yerine seks teşhiri kaygısı ile düzenlendiği tartışılabilecek sahnelerdir.

Ekrem Bora'nın aynı filmde kadın iç çamaşırlarıyla çıplak kadın resimlerini kasasında saklaması, Leyla Sayar'ın üzerine kağıt paralardan örtü yapıp açması, Leyla Sayar'ın, jigolosu siyahi genç ile sevişmesi, yine Ekrem Bora'nın yazıhanede toplanan idare meclisi üyelerini kovar gibi uzaklaştırdıktan sonra sekreterini masanın üstüne çıkartması ve eteğini kaldırıp jartiyerinden çorabını yırtarcasına çekip indirmesi... Hep erotizm örnekleridir.

Halit Refiğ'in Şehrazat adlı filmi, sadece teşhir amaçlı hareket edilmese de başarısız bir erotizm denemesi olmuştur. Filmin bir sahnesinde Leyla Sayar ile Orhan Günşiray görülüyor...«Suçlular Aramızda»nın dışında bir hayli filmde bu çeşit sahneler hep birer ek motif olarak ve ticari gayelerle kullanılmıştır. «Şehrazat»da Halit Refiğ'in özellikle yaptığı erotizm, «yama» olarak değil, bütünün bir parçası olarak ele alınacak, seviyeli bir erotizmdir. Mazohist ve nemfoman kadın tiplerini yabancı eserlerden aktaran Halit Refiğ, elindeki oyuncuları erotizmine konu olarak kullanabilmek imkanını bulmuştur.

(Ses Dergisi - 19 Aralık 1964)