Türk sinemasının B.B.'si Peri-Han'dan dört hatıra

Yayın Tarihi : 18 Şubat 2013
9015
Daha önce öğretmenlik, hosteslik ve mankenlik yapan Yeşilçam'ın yıldızlarından Peri-Han, o yıllardan kalma anılarını anlatıyor...

 


Türk sinemasının "B.B."si sayılan Peri-Han, "Benim hayatım, dört renkli bir sayfadır" diyor. "Öğrencilik yıllarımın hikayelerinde ayrı bir renk bulabilirsiniz, öğretmenlik günlerimde ayrı... Sonra hosteslik, mankenlik yaptım. Tiyatroya girdim, sinemaya geçtim. Şimdi hem tiyatro, hem sinema yıldızıyım".

Peri-Han, öğrencilik, öğretmenlik, hosteslik ve artistlik günlerine ait dört hatırasını şöyle anlatıyor:

- "Matematikte sıfırdan fazla not alamazdım. Bir gün sınıfta öğretmen öğrenciler hakkında konuşuyor, herkesi beğeniyordu, iyi bir günündeydi. Sıra bana gelince 'Peri-Han derse girince dut yemiş bülbüle dönüyor' dedi. O zaman bu deyimin manasını bitmezdim. Beni methediyor sandım. Eve gelir gelmez babama koştum:

- "Baba, bugün matematik öğretmeni beni çok beğendi. Benim için ne dedi, biliyor musun?" - "Ne dedi?" - "Peri-Han dışarıda yaramaz, ama sınıfta dut yemiş bülbüle dönüyor, dedi."

Bu lafı duyan babam bir kızdı, bir kızdı. Güzel bir dayak attı, bana. Ben hem dayak yiyor, hem de "Babacığım, Öğretmen fena mı söylemiş?" diye sorup duruyordum.

- "Gaziantep'in Oğuzeli ilçesi daha önce köydü, öğrenciler, okula takunya, şalvarla gelirdi. Bazıları da yalınayaktı. Ben hepsine kırmızı çarıklar aldırdım. Kendi elimle onlara beyaz yakalar diktim. 83 öğrencim vardı Kızların saçları sekiz örgülüydü. Ben onları iki örgü yaptım. Tırnaklarını kendim kestim. Bir gün müfettiş geldi. Sınıftaki tabloları, haftalık üniteleri de ben çizmiştim. Müdür Zafir Bey, müfettiş gittikten sonra beni çağırdı:

- "Müfettiş bey çok memnun oldu. 'Ben, genç öğretmene bir şey söylemedim. Daha çok yenidir, belki şımarır. Ama, müfettişlik hayatımda onun kadar intizamlı, çalışkan bir öğretmen görmedim' dedi. Tebrik ederim."

Müdürün bu sözlerini duyunca o kadar sevindim, o kadar heyecanlandım ki hüngür hüngür ağladım. Yılanların, el kadar akreplerin arasında geçen gecelerin acısını unutmuştum...

- "Uçak havalandı. Çiklet dağıtıyorum. Bir Amerikalı: 'Du yu hev e esprin?' (Türkçe okunuşu yazılmıştır) diye sordu. Birçokları, bizimle ahbaplık etmek ister. Bu da onlardan olmalı, diye düşündüm... 'Konuşmak ister misiniz?' manasında aldım. 'Yes' dedim, geçtim. Biraz sonra adam gene: 'Du yu hev e esprin?' dedi. Gene 'Yes' deyip yürüdüm, işim var, atlatıyorum. En sonunda adam hızla kalktı, yanıma geldi, omuzuma sertçe dokundu. 'Du yu hev e esprin?' diye bağırdı. Parmağıyla kafasını işaret edince 'O yeeeees' dedim, bir asprin verdim..."

- "Geçen ilkbaharda Bulvar Tiyatrosu'nda "Generalin Aşkı'nı oynuyorduk. Ben elbiselerime çok meraklıyımdır. O kadar titiz davranırım ki tarif edemem. Münir Özkul da benim bu huyumu biliyor ya, yanıma geldi, seyircilere belli etmeden 'Sol tarafını sakın gösterme seyircilere' dedi ve rolüne devam etti. Dakikalar geçiyor, ben sıkıntımdan terliyorum, bizim sahne bir türlü bitmiyor. 'Acaba ne var sol tarafımda?' diye bir yandan da düşünüyorum. Bir şey göremiyorum, ama 'Belki benim görmediğim bir şey vardır?' diyorum. Gözlerim dolu dolu oldu. Tam ağlıyacağım an, Münir halime acıdı; kulağıma fısıldadı: 'Bugün Nisan 1'..."

(25 Kasım 1961)