Üç devrin üç dev bateristi

Yayın Tarihi : 11 Mart 2013
10778
Türk sahnelerine 1935'lerde giren bateride, Vasfi Uçaroğlu, Salim Ağırbaş ve Durul Gence ekol yaratmış isimlerdir. Yukarıdaki fotoğrafta, Durul Gence (solda), Vasfi Uçaroğlu (ortada) ve Salim Ağırbaş (sağda) görülüyor...

Bateri, yani «batılı davul», bugün hafif batı müziği sahnelerinin en sevilen, en çok alkış toplayan vazgeçilmez bir enstrümanıdır. Türkiye'de "kös"ün, köy davulunun tarihi ne kadar eskiyse, baterinin tarihi de o nispette yenidir.

Bateri, Türk sahnelerine bundan aşağı-yukarı kırk yıl önce girmiştir. Tabii, bugünkü şeklinden çok farklı olarak... Baterinin adı o devirde «krankas davul» idi. Şekil olarak da bugünkü bateriden bir hayli değişikti. Bildiğimiz davulun üzerine bir zil yerleştirilmiş, yanına da bir trampet ilave edilmişti. Davulcu, davulunu pedal kullanmadan ayakta çalardı...

1935'lerde «krankas davul» yerini yavaş yavaş bateriye bırakmaya  başlar, İstanbul'un ünlü gece kulüplerinde, büyük gazinolarında artık pırıl pırıl, zilli, trampetli kocaman bateriler boy gösterir. Devrin ünlü davulcuları ise Arap Sabri, Sandu, Ankaralı Cihat, Dadik ve Zeki Akartürk'tür.

Vasfi Uçaroğlu
(Sağdaki fotoğraf: Vasfi Uçaroğlu...)

O günden bugüne kadar Türkiye'de bateri alanında birçok isim çıkmış, pek çok başarılı baterist yetişmiştir. Fakat bugün bateri denilince akla hemen şu üç isim gelir: Vasfi Uçaroğlu, Salim Ağırbaş, Durul Gence. Bu üç ünlü bateristi diğer meslektaşlarından ayıran özellik, sazlarına olan hakimiyetlerinin yanı sıra, her üçünün de «bateri sanatında» birer ekol yaratmış olmalarıdır.

Vasfi Uçaroğlu 1950-55 yılları arasında büyük orkestra ve program davulculuğunu Türkiye'ye getirmiş, yıllar yılı branşında tek isim olarak kalmıştır. Salim Ağırbaş 1958-63 döneminde modern caz ve orjinal sololarıyla  baterist olarak zirveye çıkarken, Durul Gence de 1965-70 arasında beat ve soul türünde yaptığı müzikle Türkiye'nin rakipsiz bateristlerinden biri olmayı başarmıştır.

Vasfi Uçaroğlu üç devrin ekol yaratmış üç bateristinin en yaşlısıdır. 1928'de doğan Uçaroğlu on yaşında davul çalmaya başlamış, 1940'ta "Ege Caz" adlı ilk orkestrasını kurmuş, yıllarca İzmir Şehir Orkestrası'nda timpani çalmıştır. Müzik dünyamızda «Baba» diye anılan Vasfi Uçaroğlu'nun çalıştığı orkestralar, aldığı ödüller, doldurduğu plaklar saymakla bitmeyecek kadar çoktur.

Salim Ağırbaş
(Soldaki fotoğraf: Salim Ağırbaş...)

Bugüne kadar 121 plakta davul çalmış, kendi orkestrası ile 79 plak yapmış, Yugoslavya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Beyrut, Almanya, İsviçre'de uzun süre çalışmış, televizyon programlarına çıkmıştır. Türkiye'yi Balkan Festivallerinde başarıyla temsil edip «Milli Davulcu» unvanını almıştır. Vasfi Uçaroğlu'nun aldığı ödüller 100'ü aşkındır. Bunların içinde en önemlileri şöyle sıralanabilir: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nden 1966-67-68 Birincilik Ödülü, Milletlerarası 1962 Folklor Yarışması'nda Birincilik Ödülü, Ekspres Gazetesi, Akşam ve Yeni Sabah gazetelerinden 12 Birincilik Ödülü. Müzisyenler Sendikası'ndan «Milli Müzisyen» unvanı ve Beyrut Cebel Oyunları'nda «Altın Bateri» ödülü.

Bateri dünyamızın ikinci büyük ismi Salim Ağırbaş, 1935 doğumludur. Sahneye çıkışı tıpkı Vasfi Uçaroğlu gibi çocukluk yıllarına rastlar. 1950'lerde Salim Ağırbaş'ın amatörlük dönemini Vasfi Uçaroğlu bakın nasıl anlatıyor:

- «İsmet Sıral'la Amerika'ya gitmek için büyük bir orkestra kurmuş, prova yapıyorduk. Bir gün, 17 yaşlarında bir genç gelip, bateri çaldığını, bizi dinlemek istediğini söyledi. Kendisine izin verince de, her gün bizim provalarımızı, sıkılmadan, sabahtan akşama kadar dinlemeye başladı. Sonradan, adının Salim Ağırbaş olduğunu öğrendiğim bu genç, günlerden bir gün provaya ara verdiğimiz zaman usulca baterinin başına geçti, uzun bir solo yaptı. Yaşından umulmayacak bir maharet gösteriyordu. Salim'in iyi bir davulcu olacağını işte o zaman anladım...»

Salim Ağırbaş'ın şöhret olması 1955 yıllarına rastlar. 1958'de ise Salim Ağırbaş şahsiyetini bulmuş, modern caz tarzında başarılı bir davulcu olmuştur. 1963-65 arasında Avrupa'da çalışan sanatçı, dönüşte Türkiye'de yapılmayan bir şeyi deneyip, ilk bateri dershanesini açar, ilk bateri metod kitabını çıkartır. Salim Ağırbaş'ın o günden bugüne dershanesinden tam 600 öğrenci geçmiştir.

Durul Gence
(Sağdaki fotoğraf: Durul Gence...)

Bu üç bateristin en genci Durul Gence'dir. 1940 doğumludur. Durul Gence Türk pop müzik dünyasındaki popülaritesini 1965'te kazandı. Fakat onun daha Deniz Harp Okulu Orkestrası'nda çalışırken nasıl bir davulcu olduğunu «Baba Vasfi» şöyle anlatıyor:

- «Saray Sineması'nda büyük bir konsere çıkıyorduk. Devrin bütün ünlü müzisyenleri bu konserde çalıp söyleyecekti. O sırada kulise Deniz Harp Okulu Orkestrası adıyla beş, altı genç geldi. Şimdi hala düşündükçe gözlerim yaşarıyor. Bomba gibi bir orkestraydı Durul'un o günkü orkestrası. Durul'un yaptığı bateri solosunu dinlerken kulaklarıma inanamamıştım. Salon alkıştan yıkılıyordu. Durul kan-ter içinde kulise girdiği zaman, gidip yanaklarından öperek onu tebrik ettim. Artık elimdeki bagetleri rahatça emanet edebileceğim bir genç vardı karşımda.»

Durul Gence, 1965'ten sonra "Durul Gence 5" adıyla kurduğu toplulukla dört yıl Türkiye'nin en sevilen orkestrası unvanını kimseye bırakmadı. Adı gece kulüplerinde, konser salonlarında büyüdükçe büyüdü. Durul bundan cesaret alarak orkestrasını on kişiye çıkartıp Türkiye'de ilk defa on kişilik bir orkestra kurdu. Genç sanatçı bunda da muvaffak oldu ve "Durul Gence 10"u kurulduğu günden bugüne kadar başarıyla yürütmeyi bildi.

İşte, 1930'larda baterinin Türkiye'ye gelişinden bugüne kadar Türkiye'de ekol yaratan üç davulcunun kısa hikayeleri bu kadar. İleride şüphesiz bu üç davulcuya bir dördüncüsü, bir beşincisi katılacak. Ama Vasfi Uçaroğlu, Salim Ağırbaş ve Durul Gence'nin isimleri bateri tarihinde daima «Muhteşem Üçler» olarak hatırlanacak...

(2 Ekim 1971)