Ünlülerin unutamadığı yılbaşı geceleri

Yayın Tarihi : 21 Aralık 2012
22705
Sinema, tiyatro ve ses yıldızlarımızın aklından çıkmayan yılbaşı anıları... Ayhan Işık, 1948'i 1949'a bağlayan geceyi çok üzgün ve ağlayarak geçirmişti...

 

Yılbaşının hemen öncesinde, sizlere sinema, tiyatro ve sahnelerimizin ünlü isimlerinin unutamadıkları yılbaşı anılarını aktarıyoruz. Kimi hüzünlü, kimi neşeli bu anılarla birlikte, şimdiden herkesin yeni yılını da kutluyor ve mutluluklar diliyoruz...

* * *

KRALLAR DA AĞLAR

Ayhan Işık: 1948'i 1949'a bağlayan gece... Yılbaşı gecesi... Çok sevdiğim bir arkadaşım, Kadıköy yakasındaki köşkünde tertiplediği eğlentiye, beni de davet etti. Arkadaşım hayli varlıklı bir ailenin çocuğu idi. Bütün dostları da öyle. Anlayacağınız hayli zengin bir parti olacaktı. Ama Ayhan'ın üzerine giyecek doğru dürüst bir elbisesi yok. Başka bir arkadaşımdan ödünç bir elbise aldım. Aldım ama, üzerime bol geliyor, dökülüyor. Buna rağmen saat 8'e doğru vapura bindim karşıya geçtim. Verilen adreste bir konakla karşılaştım ki sormayın. Saray gibi. Işıl ışıl. İçeriden müzik sesleri geliyor, kahkahalar dışarı kadar taşıyor. Tam girmeyi düşünürken, gözlerim üzerimdeki elbiseye takıldı. Palto bile yoktu üzerimde. O sırada dekora uysun diye olacak herhalde, inceden inceye kar yağmaya başladı. Düşünmeye başladım. Bir yandan girmek, diğer gençler gibi eğlenmek istiyordum. Diğer yandan, bir ses beynimde yankılanıyordu: "Kılık, kıyafetini görmüyor musun? Hiç bu kılıkla buraya gelinir mi?" İçeri giremedim. Üzerime kar yağıyordu. Soğukta üşüyor ve ağlıyordum.

HAYATIMIN EN MUTLU GECESİ

Filiz Akın: Biz oyuncular için sanki her şey sinema ile başlıyor, sinema ile bitiyor. Benim unutamadığım yılbaşı, yine sinema ile ilgili. 1962 yılına veda ettiğimiz sıralar daha çiçeği burnunda bir sinema oyuncusu idim. O zamana kadar bütün yılbaşıları ailemle beraber geçirmiştim. Hani kuru yemişli, meyveli, tombalalı yılbaşılar vardır ya. İşte aynen böyle. Aslında hala aradığım, tadını unutamadığım bizim kendimizin, yabancı gelmeyen yılbaşılarıdır bunlar. Sinemaya ilk girdiğim yıllarda da bu düzen değişmedi ama, benim diyeceğim bu değil. Sinema oyuncusu Filiz Akın olarak ailemle geçirdiğim ilk yılbaşının diğerlerinden tek farkı, hediye bakımından oldu. Evimize akıl almaz derecede hediye geldi. Hepsi de küçük mütevazı şeylerdi. Ama bana sorarsanız, hiçbirine paha biçmeme imkan yoktu. Hala da yok. Hediyelerin içinden mektuplar çıkıyordu. "Filiz Abla, Sayın Filiz Hanım, Filiz kardeş..." diye başlıyor, hediyeler için özür diliyor, bana layık olmadığını söylüyorlardı. Halbuki ne kadar yanılıyorlardı. Hayatımın en mutlu yılbaşı gecesini o yıl yaşadım.

AKLIMA HEP O ELBİSE GELİR 

Hülya Koçyiğit: O sıralarda sinemayla alışverişim yoktu daha. Yılbaşı, benim için çok büyük bir olaydı. Muhakkak ya bizde, ya da ahbapların birinin evinde toplanır, hoşça bir yılbaşı gecesi geçirmeye çalışırdık. İşte yine bir yılbaşı günü alışverişe çıktığımız zaman vitrinde çok güzel bir elbise gördüm. Anneme yalvardım, "Ne olur alalım, bu akşam giymek istiyorum" diye. Annem yanında fazla para olmadığını söyledi. Sokakta herhangi bir şey almak için ısrar ettiğimi hatırlamam. Ama dedim ya, elbiseyi çok sevmiştim. "Anneciğim, giymek istiyorum bu akşam" diye ısrar ettim. Çok istediğimi anlayan annem "Peki" dedi, "Eve dönelim babandan para ister, arzu ettiğin elbiseyi alırız". Hemen eve döndük, Allah'tan babam evdeydi. Annem anlattı babama istediğim elbiseyi. Babacığım durur mu? Hemen cüzdanına sarıldı. Biz tekrar annemle döndük mağazaya. Ama geç kalmıştık. O çok sevdiğim elbise satılmıştı. Hem de biz gelmeden 5 dakika önce. Ağlamaya başladım. Ve bütün bir gece ağladım. Şimdi ne zaman yılbaşı deseler, o gün ve alamadığım o elbise gelir aklıma.

YILBAŞINDAN BANA NE! 

Fatma Girik: Bilirsiniz biz Fatma Girik için "Başına buyruk, kendine özgü bir insandır" deyip durduk yıllar boyu. Şimdi size bu hikayeyi anlatalım, kararı siz verin. Konumuzu biliyorsunuz, Unutamadıkları yılbaşılar. "Ehh, Fato'nun da unutamadığı bir yılbaşı vardır herhalde" deyip yollara revan olduk. Levent'teki yeni evinin kapısını çaldık ama, açan yok. Sonra bir kere daha bastık madeni düğmeye, bir kere daha, derken ahşap kapı aralandı ve uykulu gözleriyle Fatma Girik belirdi. İçeri davet edildik, sağolsun, kahve de yaptı. Yaptı ama, bir yandan da soran gözlerle bize bakıyor "Bu ziyaretin sebebi ne?" diye araştırıyordu. Anlattık durumu. Unutamadığı yılbaşı gecesini sorduk. Sorduk ama, Fato'dan ses seda çıkmıyor. Biz de bütün iyi niyetimizle "düşünüyor" sanıyorduk. "Demek unutamadığım yılbaşını soruyorsun?" Başımızla "Evet"ledik, Fato, «Benim unutamadığım yılbaşı yok» diye devam etti. "Çünkü hepsini unuttum, nedenine gelince... Ben bütün yılbaşı gecelerinde özellikle saat 8'de vururum başımı yastığa... Herkes delicesine eğleniyorsa, bana ne? Ben de uyuyorum!"

BİR BURUK ANI 

Yıldız Kenter: Tiyatrocuların hepsi, yılbaşı gecesi, seyircinin karşısındadır. Aslında bizler için bütün yılbaşı geceleri unutulmazdır. Çünkü o gece özellikle bütün tiyatrolar doludur. Dolu bir salonda sahneye çıkan oyuncu da mutludur, O gece onun için unutulmazdır. Ben, yılbaşı gecelerinin çoğunu evimde geçirdim. Tabii oyundan sonra. Sanıyorum, bir kere Haldun Dormen'in bir toplantısına gittik. Yalnız, bende buruk anısı olan bir yılbaşı gecesi var. Dormen Tiyatrosu'nun 6 oyunlarında oynuyorduk. Galiba «Kim Korkar Hain Kurttan» idi. Herkes yılbaşı telaşında, alışverişte olduğu için bomboş bir salona oynuyorduk. Ayrıca ben hastaydım. Ayakta durmam bile mucizeydi, ama oynuyorduk. Ayrıca salonun boş olması - ki bu, o saat için son derece olağandır - moralimi bozmuştu. Oyun bitti, perde kapandı. Bütün arkadaşlar birbirimizin yeni yılını tebrik ettik ve dağıldık. Ben biraz geç çıktım salondan. Her yer çok kasvetli göründü. Sonra bitkin bir şekilde eve gittim, hemen yattım. Yattım ama, uyuyamadım, Hastalığımın yanı sıra, içim sıkılıyordu. İşte size unutamadığım yılbaşı...

NİŞANLIMLA GEÇEN  GECEYİ UNUTMAM 

Ediz Hun: Çocukluk günlerim hariç, yılbaşı gecelerimin hiçbiri bir diğerinden farklı olmadı benim için. Çocukluk günlerim mi? Ne olur, o günlerime dokunmayın. Sadece yılbaşı değil, hangi gün unutulabilir. Renkli gözlüklerin ardından seyrettim dünyayı. Bir masal gibi geçti. Acı anılar bile tatlıdır şimdi benim için... O günler için "Unutamadığın" değil de, "Unutamadıkların" diye sormak lazım. Gençlik çağları, delikanlılık günlerimi düşünüyorum da, bende öyle iz bırakan bir yılbaşı olmadı. Bazen ailem ile geçirdiğim, bazen de arkadaşlarımla beraber. Ama yıllar boyu hep aynı şeyleri tekrarladık durduk. Yemek yedik, içki içtik, dansettik, sonra da sabaha karşı uyuduk. Değişen bir şey yoktu. Yalnız bir yılbaşı gecesi hariç. Nişanlım Berna ile geçirdiğim o yılbaşı gecesi. Bizim evdeydik. Annem, babam, nişanlım ve ben... Yapmacıksız, neşeli, aynı zamanda mütevazı bir geceydi. Belki de Berna ile beraber olduğum için her şey bana çok güzel görünüyordu. Ama olsun, tıpkı çocukluk günlerinde olduğu gibi, bana o geceyi bambaşka gösteren bir gözlük takmıştım...

YASAĞA RAĞMEN DELİ GİBİ EĞLENDİM 

Emel Sayın: Başıma gelen aksikliklerin en büyüğü yılbaşından bir hafta önce oldu. 1970 yılını uğurladığımız günlerdi. Yeni yıla bir hafta kala hastalandım ve ameliyat edilmek üzere hastaneye kaldırıldım. Hastaneden, doktordan, ameliyattan filan korkmam. Benim tek derdim yılbaşı gecesini hastanede geçirmek. Sonunda korktuğum başıma geldi. Doktorlar "İmkan yok çıkamazsın" diyor. Ben yalvarıyorum "Bırakın gideyim" diye. Eşim, doktorlarla benim aramda kaldı. «Yarın karar veririz» dediler. O geceyi nasıl geçirdim, hiç sormayın. Bembeyaz duvarlar üzerime üzerime geldi. Uyku filan yok tabii. Ertesi gün doktorlar tekrar toplandı ve beni evime yollamaya karar verdiler. Düşünün bir gün sonra yeni yıl geliyor ve ben, yeni yılı evimde karşılıyorum. Bulutlarda filan geziyordum. Yalnız dolaşmak yasaktı. Yasağı dinleyen kim? Bütün akrabalar, dostlar evi doldurmuştu, Neşe, kahkaha, oyun... Hayatımda hiç bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum. Şuna da inanamıyorum. Eğer hastaneye girmeseydim yılbaşını bu kadar güzel geçiremeyecektim. Unutamadığım yılbaşı budur işte.

YILBAŞINI SAHNEDE KUTLARIZ 

Gülriz Sururi: 1958 yılında Küçük Sahne'de «Ben Bir Fotoğraf Makinesiyim» piyesini oynuyorduk. Yılbaşı gecesi temsil bittikten sonra bizde toplanacaktık. Perde kapandıktan sonra hemen soyunma odasına koştum. Bu arada oyun arkadaşlarım bir şişe şampanya açmış, yeni yılı kutluyorlardı. Hepsinin de gidecek yerleri vardı. Zaten biraz sonra kimse kalmadı tiyatroda. Ben giyindim, süslendim, tam dışarı çıkarken saatime baktım... 12'ye 10 var. Eğer çıkarsam, 12'de sokakta olacağım. Vazgeçtim ve bir bardağa şampanya doldurdum. Sahneye çıktım. Bizim kapıcı da oradaydı. Beni hayretle süzdüğünü hiç unutmam. Saatler 12'yi gösterdiği sırada, ben, sahnenin ortasında, tiyatro için kadehimi kaldırdım ve sonuna kadar içtim. Tuhaf, hayatımda hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Tahta sahneden ayrılmayı hiç istemiyordum. Aradan uzun yıllar geçti. Şimdi ben ve Engin (Cezzar), yılbaşı geceleri muhakkak sahnede oluruz. Elimizdeki içki kadehlerini yeni gelen yıl ve tiyatro için kaldırırız. Ve çok mutlu oluruz. Sahneyle yoğrulmuş insanlar için de bundan daha tabii bir şey olur mu?

KOMİK BİR ANI 

Sadri Alışık: Eminönü halkevi zamanı... Yıl, 1945 galiba. O zamanlar aylığımız 7.5 liraydı. Yılbaşı gelmiş, kapıya dayanmış. Genciz, eğlenmek istiyoruz. Sonunda paralarımızı ayarladık. Birleştirdik ve orta halli bir balo için davetiye aldık. Orta halli ama, adamlar smokini şart koymuşlar. "Başa gelen çekilir" dedik ve hepimiz smokin kiraladık. İş, smokinle bitse iyi. Altına rugan smokin ayakkabısı lazım. Dedim ya, o sıralar bizde smokin ayakkabısı değil gündelik ayakkabı bile yok. Sonunda düşündüm, taşındım ve kendi kafama göre bir çözüm buldum. Babamın rugan terliklerini giydim. Ayağımın birini de sarıp sarmaladım bir güzel. Sakat delikanlı havalarına girip, yola koyuldum. Bir de yağmur yağıyor, bildiğiniz gibi değil. Tam karşıdan karşıya geçerken, yanımdan bir araba geçti ve... Evet tahmin ettiğiniz gibi, bir oyuğun içine birikmiş çamurlu suyla beni baştan aşağıya güzelce yıkadı. Üzerimde palto filan da yok. Hadi tekrar eve dön, çıkar elbiseleri... Temizlemeye kalksan saatler sürecek. Giydim pijamalarımı, söktüm sargıları ve oturdum tombalanın başına...

SABAHA KADAR DUA ETTİM 

Gönül Akkor: Üç yıl önceydi. Biz sanatçılar, daha doğrusu sahne sanatçıları eğlenmekten ziyade, eğlendirmekle yükümlü olduğumuz için önce bir yılbaşı programı yaptık. Çalıştığım gazinodan başka iki ayrı yerde daha programa çıkacaktım. "Eh bu kadar çalışmadan sonra eğlenmek bizim de hakkımız" diye düşündük ve annem aile dostlarını, ahbapları davet etti. Ben işimi bitirdikten sonra onlara katılacaktım. Derken çalıştığım gazinoya bir telefon geldi. İzmit'te bakımını, tahsilini üzerime aldığım ve çocuğum kadar sevdiğim bir yavru vardı. Hastalanmış. Hem de çok ağır. Telefonda haberi bildirenler, yaşamasının mucize olduğunu ve devamlı beni sayıkladığını söylüyorlardı. Deliye döndüm. Bütün angajmanlarımı iptal ettirdim. Ayrıca evime gelecek olan dostlarıma annem durumu telefonla bildirdi. Bir doktorla birlikte İzmit'e hareket ettik. Tek isteğim Ayşem'e kavuşabilmekti. Nasıl gittiğimizi hatırlamıyorum. Sabaha kadar başında bekledim. Sayıklıyor, durmadan terliyordu. Ertesi gün doktor kurtulacağını söyledi. Dua ediyordum. Zaten benim de istediğim başka bir şey yoktu.

SEVİNÇTEN SARHOŞ OLDUM 

Fatma Belgen: Benim anım o kadar taze ki, sıcaklığını hala kaybetmedi. Aslına bakarsanız, uzun yıllar da kaybetmeyecek. Geçen yıldan söz ediyorum, SES'in Sinema Artisti Yarışması'na girdiğim sıralarda başlayan büyük heyecan, yılbaşına kadar devam etti. Yılbaşı gecelerini severim. İnsanın donuk, renksiz geçen günleri içinde bir pırıltıdır yılbaşı. Caddeler, vitrinler donanır, insanlar hep güler yüzlüdür o gün. Yılbaşı yaklaşıyordu. Onunla beraber, neticelerin açıklanması da yaklaşıyordu. Bu yılbaşı benim için ya çok renksiz, tatsız, ya da çok güzel geçecekti. Ne heyecanlı günlerdi onlar... Sonunda neticeler açıklandı. Hayatımın akışı birden değişmişti. Ve ben böyle bir ortam içinde yeni yıla girdim. Sarhoştum, ama neşeden, sevinçten. Göklerde uçuyordum. Aynı geceyi paylaştığımız dostlarımız bile bana başka türlü görünüyordu. Yemeklerin tadı bir başkaydı. İçkilerin de öyle. Sabaha kadar uyumadım. Unutulmaz bir gece geçirmiştim. Eğer aynı soruyu bana 20 yıl sonra bir kez daha sorsanız, öyle sanıyorum ki, yine sizlere aynı yılbaşı gecesini tekrar anlatırım.

ARKADAŞIN EŞEK ŞAKASI

Tarık Akan: Bizim Ahmet'le Süleyman, "Bu yılbaşı ne yapıyoruz?" diye sordular. Halbuki sormalarına hiç lüzum yoktu. Yine her zamanki gibi parasızdık ve yine bir şey yapamayacaktık. İki yıl önceye ait bu anlattıklarım... O sırada Bakırköylü zengin bir arkadaş "Bize gelin" dedi. Parti veriyormuş. Kız arkadaşlar gelecekmiş, dans edilecekmiş, içki de varmış. Çok sevindik. Düşünün, evde yatmaya hazırlandığınız bir sırada böyle bir teklif gelirse göklere uçmaz mısınız? Arkadaş "Şu saatte gelin, fazla geç kalmayın" diye de ilave etti. Ahmet, Süleyman ve ben beyaz gömlek giyip, kravat taktık ve söylenilen saatte evin kapısını çaldık. Çaldık ama içeriden ne ses geliyor, ne seda. Çıt yok, Parti verilen ev böyle mi olur? "Ne olur, ne olmaz" diye bir süre daha bekledik. Sonra anladık ki bize şaka yapmışlardı. Hayalimizde kurduğumuz köşkler sapır sapır yıkılırken, asık suratlarla evin yolunu tuttuk. Sonra nedense dağılmaktan vazgeçtik. Cebimizde üç-beş kuruş paramız vardı. Hemen, biraz öteberi aldık. Titreye titreye parka girdik, banklara oturduk ve açtık paketleri önümüze...

(Ses Dergisi - Aralık 1971)