Yıldırım Gürses'in yeteneğinin sırrı adında gizli

Yayın Tarihi : 18 Kasım 2016
763
Besteleriyle büyük şöhret yapan Yıldırım Gürses'in kulağına, doğumundan hemen sonra götürüldüğü Yıldırım Beyazıt Türbesi'nde, "kararlı ve yetenekli olması" dileği fısıldanmış...

Anne ve babalar çocuklarına isim seçerken çoğu kez kararsızlığa varan bir titizlik gösterirler. Ama Gürses ailesinde bu olay belli bir geleneğe bağlıdır. Nitekim; Yıldırım Gürses'in ismini de, işte bu gelenek belirlemiştir...

Yıldırım Gürses, kendisi gibi Türk sanat müziği sanatçısı olan Ayla Gürses ile bir çalışma sırasında...Tarih 21 Ocak 1938... Bursa'da, kenar mahallelerden birindeki mütevazı bir evde, dondurucu soğuğa rağmen, sıcacık bir mutluluk yaşanıyor. Çünkü, bu evde oturan çiftin hasretle beklediği bir olay gerçekleşiyor: Bir erkek çocuğu dünyaya geliyor. 

Bir kız çocukları olan bu ailenin fertleri, daha önce de altı kez erkek çocuk sahibi olmanın mutluluğunu yaşamış. Ancak doğan çocuklar bir yaşına bile basmadan, hayata gözlerini yummuşlar... İşte bu ailenin yıllardır değişmeyen bir geleneği var: Erkek çocukları doğar doğmaz, onları Yıldırım Beyazıt'ın Bursa'daki türbesine götürüp, çocuğun kulağına "Yıldırım Beyazıt gibi kararlı ve yetenekli olmasını" fısıldıyorlar... İşte, bu yedinci erkek çocuk doğduğunda da, aynı geleneği sürdürdüler. Ve, üzerine titredikleri bu çocuğa "Yıldırım" adını koydular...

Bu kısacık Öykü Yıldırım Gürses'in doğum öyküsüdür. Bugün 44 yaşında olan sanatçıdan, 44 yıl öncesini dinliyoruz:

- "Bursa'da doğan pek çok çocuğun adı Yıldırım'dır. Çünkü, bu kentte ve özellikle de, bizim ailemizin yerleştiği semtte, bu olay bir gelenek halini almıştır. Ayrıca bizim ailede pek çok çocuğa da, çeşitli Türk büyüklerinin adları verilmiştir. Yalnızca adları verilmekle kalınmayıp, kulaklarına da ismini verdikleri Türk büyüğünün yeteneklerine sahip olması dileği fısldanmıştır. İşte, bana da Yıldırım Beyazıt'ın adı verilmiş. Kulağıma da, onun gibi kararlı ve yetenekli olmam fısıldanmış. Benim Yıldırım'lığım işte buradan geliyor..."

Yıldırım Gürses, oğlu yıldırım Beyazıt'ın ismini, kendisine uygulanan gelenek yoluyla vermiş...Bugün tam 44 yaşındadır Yıldırım Gürses... Ve 44 yıldan beri de, daha doğar doğmaz kulağına fısıldanmış olan bu sözleri doğrulayacak biçimde davranmıştır. Sanat hayatında gerçekten kararlı ve yeniliklerin öncüsü bir isim olarak tanınır. Dilerseniz, önce kararlılığını kanıtlayan, bazı örnekler verelim sanatçımızın hayatından...

1962 yılında Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nden mezun olan Gürses, aynı yıl hem Dışişleri Bakanlığı Ateşelik sınavını, hem de Ankara Radyosu Opera Bölümü sınavını kazanmış, iki arada kalan sanatçı, uzun düşünmelerden sonra, radyoyu seçmiş. Tabii, bu arada "Ateşe olsaydın, fena mı olurdu?" türünden eleştiriler de almış. Ama bunlara hep olgunlukla yanıt vermiş. Sanatçı olarak da, ulusuna yararlı bir kişi olabileceğini anlatmaya çalışmış. Ve, "Yıldırım Gürses" adı çok değil; 2 yıl sonra duyulmaya başlanmış. ilk bestesi "İçime Hüzün Doluyor" ve daha sonra, peşpeşe gelen "Gençliğe Veda", "Sonbahar Rüzgarları", "Bir Garip Yolcu" ve "Son Mektup" gibi eserlerini uzun yıllar dilden dile dolaştırmayı başarmış. Kısacası, bir zamanlar ateşe olmadığı için kendisini kınayanları bugün utandırmış.

Şimdi de dilerseniz, Türk müziğinde yaptığı yenilikleri daha detaylı açıklaması için, Yıldırım Gürses'e kulak verelim:

Zengin bir kütüphanesi olan Yıldırım Gürses'in, müzik çalışmaları dışındaki en büyük zevki kitap okumaktır.- "20 yıllık sanat hayatımda, bir çok şeyin öncülüğünü yaptım. Örneğin 1965 yılında ilk olarak batı çalgılarıyla sahneye çıkan Türk müziği şarkıcısı benim. İlk kez, İstanbul'da 40 kişilik bir saz grubuyla sahneye yine ben çıktım. İlk kez, Altın Mikrofon ödülü alan Türk sanat müziği sanatçısıyım. Ve, ilk kez ekranda, "Hoş Şada"da Türk sanat müziğinin hafif müzik çalgılarıyla çalınması ve çok sesli olarak icra edilmesinde de, ben öncülük yaptım. Dilerim, bu uygulama daha geniş bir biçimde sürdürülür"

Sanatçı, bütün bu özelliklerini, az önce dile getirdiğimiz aile geleneğine bağlıyor. Üstelik bu geleneği, kendisinin de sürdürdüğünü belirterek, şunları söylüyor:

"Ailemin tek erkek çocuğu benim. Yani benden başka, bu geleneği sürdürecek kişi yok. 18 yıl önce evlendiğim, benim gibi radyo sanatçısı olan eşim Ayla Gürses'ten bir oğlum oldu. Ben de çocuğum doğar doğmaz, onu Bursa'ya Yıldırım Beyazıt'ın türbesine götürdüm ve adını Yıldırım Beyazıt koydum. Onun, bu Türk büyüğü gibi akıllı ve yetenekli olmasını diledim. İnşallah bu dileğim yerine gelir..."

(TV'de 7 Gün - 1 Mart 1982)