Yılmaz Duru ile Sabah Duru'nun muhteşem düğünü

Yayın Tarihi : 11 Şubat 2016
4689
Yılmaz Duru, 17 Kasım 1967'de gizli bir şekilde Sabah Duru ile nikahlanmıştı. Genç çift, 4 Ekim 1968'de emsali görülmeyen bir düğün yaptı.

 

Yılmaz Duru ile Sabah Duru, nikahlandıktan yaklaşık bir yıl sonra unutulmayacak bir düğün yaptı.İstanbul, İstanbul olalı herhalde böylesine bir düğünü ne görmüş, ne duymuş ne de görecektir. Değil Yeşilçam'da, Hollywood'da, Cine-Citta'da bile hiçbir artist böylesine şatafatlı bir şekilde dünyaevine girmemiştir...

17 Kasım 1967'de senarist Sabah (aslı Sabahat) Coşkun ile gizlice nikahlanan Yılmaz Duru, bu nikahtan yaklaşık bir yıl sonra 4 Ekim 1968'de müthiş bir düğün yaptı.

* * *

Bravo Yılmaz Duru'ya bir düğün yaptı ki sormayın. Böylesi dostlar başına. Neler yoktu ki düğünde? Davul vardı, zurna vardı, köçek vardı ve üstelik bir de gondol vardı. Evet yanlış okumadınız Venedik'te değildik, ama Yılmaz Duru'nun düğününde gondol da vardı.

İlginç adam Yılmaz Duru. Nereden gelmiş aklına böylesine renkli bir düğün, pes doğrusu! Hani yüzlerce kişi oturup düşünseler, böylesine orjinal bir düğünü planlayamaz... Daha doğrusu akıllarına bile gelmez böyle bir düğün yapmak.

Düğünü anlatmaya nereden başlayalım, biz de şaşırdık. O kadar orjinal, o kadar görülmemiş bir düğün ki... Yılmaz yalnız eşi Sabah'a değil, bize de sürprizler hazırlamış. Zaten «Düğün ne zaman?» diye her soruşumuzda, «Bekleyin size öyle bir düğün yapacağım ki, kırk yıl hatırınızdan çıkmayacak» derdi. Haklıymış. Hele çiçeklerle donatılmış o taka bozuntusu gondolda sert lodos dalgalarını yiye yiye ıslanışımızı, sırılsıklam oluşumuzu asla unutacak değiliz!

Takadan bozma gondol üzerindeki davullu zurnalı gelin alayı Dolmabahçe rıhtımında...Önce nereden başlayalım diye sormuştuk? Önce Yılmaz Duru'nun Feridiye'deki evinden başlayalım anlatmaya. Yılmaz, yıllardır oturduğu üç katlı eski evini üç ay önceden boyatmaya, kırığını, dökünüğü tamir ettirmeye başlamış. Kapılar, pencereler, demir parmaklıklar her taraf bir baştan bir başa boyanmış. Yeni perdeler, yeni koltuklar, yeni yatak odası, yeni yemek odası takımları... Her şeyi yepyeni yapmış, tabii kesenin ağzını da iyice açmış! 

Sokak kapısını defne dalları, karanfillerle süslemiş. Şimdi bütün mahalleli, gelen, geçen merakla kapıya bakıyor. Ve «Yılmaz Duru enteresan adam» demekten kendilerini alamıyor. Gelin hanım eve gelince zafer takı gibi süslenmiş bu kapının altından Yılmaz'ın kucağında geçecek, yeni yuvasına ilk adımını atacak.

Gondol üzerindeki damat Yılmaz Duru ile gelin Sabah Duru, kıyıdakilerden büyük ilgi gördü.Neyse düğün sabahı biz de ilk olarak bu eve geldik. Yılmaz yukarıda, tıraş oluyormuş. Yarım saat sonra indi aşağıya. Pırıl pırıldı. Üzerinde simli, siyah bir smokin vardı. Yakasına her zaman olduğu gibi beyaz bir karanfil takmıştı.

Otomobillere bindik, doğruca Sabah'ın (Sabahat Duru) Teşvikiye'deki evine gittik. Gelin evindeki heyecan mahalleye taşmış. Bütün pencerelerde meraklı gözler, gülen yüzler... Herkesin bakışları Yılmaz Duru'nun üzerinde. Yukarı çıktık. Sabah hazırlanmış, duvağını takmış, Yılmaz'ı bekliyor. Öpüştüler, biz de bu arada durmadan resim çekiyoruz. Gelin, beyaz organzadan yapılmış uzun etekli, beş metre kuyruklu, üzerinde karanfiller bulunan şahane bir gelinlik giymiş.

Mahallelinin alkışları, «Birbirlerine çok yakıştılar», «Allah mesut etsin» sesleri vetemennileri arasında yola çıktık, kornalar çala çala Kabataş vapur iskelesine geldik. Üsküdar, Kadıköy derken ver elini Suadiye... Burada Yılmaz Duru'nun halası oturuyor, içkiler, yemekler hazırlamışlar.

Yenildi, içildi, espriler yapıldı. Bir ara Sabah ayağından beyaz ayakkabısını çıkardı, altına odada bulunan bekar kızların isimlerini yazdı, «Tanrı sizlere de Yılmaz gibi iyi, tatlı bir koca versin» dedi. Sabah, bu espri üzerine Yılmaz'ın halası tarafından öpüldü, sevildi, bekar kızlar tarafından da hararetle alkışlandı.

Yılmaz Duru'nun, ilk eşi Nilüfer Aydan'dan olan oğlu Turhan, üvey annesi Sabah Duru'yu çok sevdi ve düğün boyunca gelinliğinin eteğini taşıdı. Küçük Turhan bir ara gondol üzerinde halasının oğlu ile birlikte davul zurna eşliğinde oynadı.Tekrar otomobillere dolduk, gene korna sesleri arasında Kadıköy'e geldik, işte düğünün en büyük sürprizi buradaydı. Kadıköy vapur iskelesinin hemen yanında taka bozuntusu bir gondol duruyordu. Çiçeklerle donatılmıştı, içinde iki davulcu, bir zurnacı, iki tane de köçek oturuyordu. Gelin otomobilinin görünmesiyle birlikte davullar vurmaya, zurna çalmaya ve köçekler de naralar atmaya başladı. Rıhtım boyunda bir anda binlerce insan toplandı. Herkeste bir hayret, bir şaşkınlık ve «Nedir bu?» sorusu. 

Birçokları da film çevriliyor zannıyla, «Gelinlik giyen artist kim? Kamera nerede?» gibi sorular soruyordu. Gondola binip sahilden açılana kadar kimse ne olduğunu anlayamadı. Herkes film çekiliyor zannetti. Oysa Yılmaz Duru dünyaevine giriyordu. Gondol «Pata... pata... pata...» yola koyuldu. 

Haydarpaşa, Harem, Salacak derken Kızkulesi'ni döndük. Bir lodos, bir lodos ki sormayın. Ha battık, ha batacağız. Kocaman kocaman dalgalar önce takaya vuruyor sonra içeri doluyor. Hepimiz sırılsıklam olduk. Her şeye rağmen davullar vuruyor, zurna çalıyor, köçekler oynuyor, türküler çağrılıyordu. Bir ara zurnacının zurnasına deniz suları girmez mi? Zurnanın sesi beş dakika kesildi. Kızkulesi'nden geçerken subaylar ellerinde dürbünlerle bizi uzun uzun gözetledi. Sonra el sallayarak çağırdı. Beyaz gelinliğiyle gondolun tam ortasında oturan Sabahat Duru, «Gidelim mi Yılmaz?» dedi. Yılmaz bir karısına, bir denize baktı. «Nasıl gidebiliriz?» dedi, «Baksana denize. Kudurmuş sanki.» 

Turhan Duru, üvey annesi Sabah Duru'ya kavalyelik yapmayı da ihmal etmedi.Dolmabahçe'ye gelişimiz anlı şanlı oldu. Halk davul, zurna sesini ta beş, altı yüz metreden duymuş, sahili doldurmuştu. Kalabalık, kalabalık... Gene herkeste merak: «Nedir bu?..» Gene herkes film çekiliyor zannediyor. Gene resimler, çakan flaşlar, ver elini düğünün yapılacağı Kervansaray.

İçerisi çoktan dolmuş. Artistler, rejisörler, prodüktörler gelmiş. Düğün marşı, danslar, pastalar, limonatalar içkiler... Sonra gece... Tarabya Oteli... Yılmaz Duru ile yeni eşi baş başa, gözlerden, dedikodulardan uzak Boğaz'ı gören bir odaya çekilmişler. Birleştirdikleri hayatlarının ilk gecelerini yaşıyorlar.

Ertesi gün Feridiye'deki ev... Yılmaz da, eşi de mutlu. Bütün mahalle ayakta. Yıllardır bekar yaşayan Yılmaz, nihayet evlenmiş. Gelin getiriyor. Artık Yılmaz'ın da sıcak bir yuvası var. Şimdi ikisi bir tek şeyi düşünüyor ve günlerini bu düşündükleri şeyin hayaliyle geçiriyor. Muhteşem bir düğünle dünyaevine giren Yılmaz Duru, muhteşem bir balayı gezisi düşünüyormuş. Neresi mi? Biz de bilmiyoruz onu. Yılmaz Duru bu... Her şeyi son anda söyler.

(Yazı: Cahit Poyraz - Ses Dergisi - 12 Ekim 1968)